ASO Başkanı Ardıç Sanayiciler için yeşil pasaport düzenlemesi gündeme alınmalı

Ekonomi

ASO Başkanı Ardıç Sanayiciler için yeşil pasaport düzenlemesi gündeme alınmalı



Ankara Sanayi Odası, yeni yılın ilk Meclis Toplantısını Meclis Başkanı Celal Koloğlu
başkanlığında yaptı. Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç'ın
güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdiği, sanayicilerin sorunlarını ve
çözüm önerilerini aktardığı toplantıda ASO Meclis Üyeleri de talep ve beklentilerini
dile getirdi.

ASO Başkanı Seyit Ardıç, konuşmasına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla
Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından düzenlenen Yurt Dışı Müteahhitlik
Hizmetleri Ödül Töreni'ne değinerek başladı. Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası
Müteahhitlik Firması Listesi'nde yer alan, 22'si Ankara merkezli olmak üzere
45 Türk firmasının Başarı Ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinden aldığını
hatırlatan Başkan Ardıç, Başta Meclis Başkanımız Sayın Celal Koloğlu'nun firması
Kolin İnşaat ve Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın İhsan Çetinceviz'in firması Onur
Taahhüt olmak üzere, Ankara'mızın ve ülkemizin ekonomisine güç katan tüm firmalarımızı
yürekten kutluyorum. Bize yaşattıkları bu gurur tablosu için teşekkürlerimi
sunuyorum ifadelerini kullandı.

SANAYİCİLER İÇİN YEŞİL PASAPORT DÜZENLEMESİ GÜNDEME ALINMALI
Başkan Ardıç'ın gündeminde, TBMM'ye sunulan yeşil pasaport düzenlemesine ilişkin
kanun teklifi de vardı. Meslekte 15 yılını dolduran mühendis ve mimarların yeşil
pasaport alabilmelerinin öngörüldüğünü hatırlatan Başkan Ardıç, Meslek gruplarının
işini kolaylaştıracak her adımı elbette değerli buluyoruz. Ancak istihdam
yaratan, yatırım yapan ve ihracatla ülkeye döviz kazandıran biz sanayicilerin,
yıllardır dile getirdiği benzer bir düzenlemenin hâlâ gündeme alınmamış olması,
izahı zor bir eksikliktir dedi.

Sanayicilerin işinin masa başında değil, sahada ve küresel pazarlarda olduğuna vurgu
yapan Başkan Ardıç, ihracatın uluslararası temas gerektirdiğini, vize süreçlerindeki
belirsizlikler ve gecikmelerin ihracat performansını aşağıya çektiğini
belirterek, şunları söyledi:

Zaman kaybı, fırsat kaybına, fırsat kaybı da sipariş ve pazar kaybına dönüşmektedir.
Küresel rekabetin bu kadar sert olduğu bir dönemde biz sanayicilerin zaman
kaybetme lüksü yoktur. Bu nedenle talebimiz son derece açık ve nettir. Bugünün
KOBİ'sine, yarının büyük ihracatçısı gözüyle bakmalıyız. Mevcut uygulamada olan
ihracat performansının yanı sıra, istihdam düzeyi, sanayi sicil kaydı ve kapasite
raporu gibi somut göstergeler de yeşil pasaport verilmesinde esas alınmalıdır.

MESELE ÜLKEMİZİN İHRACAT KAPASİTESİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİDİR
Sanayiciler olarak bir ayrıcalık talebinde bulunmadıklarının altını çizen Başkan
Ardıç, Ülkemizin ihracat kapasitesini büyütmeye ve küresel rekabette sanayicimizi
güçlendirmeye yönelik akılcı bir destek mekanizmasıdır. Bu düzenlemenin gecikmeden
gündeme alınmasını ve tüm siyasi partilerin ortak iradesiyle desteklemesini
bekliyoruz. Çünkü mesele sanayicinin yeşil pasaportu değil, ülkemizin üretim
gücü, ihracat kapasitesi ve sürdürülebilir kalkınma hedefleridir.

YENİ DÜNYA DÜZENSİZLİĞİNDE KURALSIZLIK VAR
ASO Başkanı Ardıç, küresel gelişmelere de değinerek, 2026'ya da yeni dünya
düzensizliğinin artık bizi şaşırtmayan gelişmeleriyle girdik dedi. Yakın zamana kadar
devletlerarası ilişkilerde hukuk, kurallar ve kurumların belli bir dengeyi
ayakta tutabildiğini, bugün ise bu zeminin birçok alanda ortadan kalktığını söyleyen
Başkan Ardıç, Eski kurallar yok, yeni kurallar da yok. Yani artık sadece
kuralsızlık var. Bugün küresel düzende güçlü olan, uluslararası kuralları tanımadığını
artık gizleme gereği duymuyor değerlendirmesinde bulundu.

İçinde bulunulan dönemin, yalnızca konjonktürel dalgalanmalarla değil, daha derin
bir sistem değişimiyle okumak gerektiğini ifade eden Başkan Ardıç, şunları söyledi:

Ekonomik ilişkiler de giderek daha fazla güç ve güvenlik ekseninde yeniden tasarlanıyor.
Bu yeni dönemde ülkeler serbest ticaretin avantajlarını değil, tedarik
güvenliğini, maliyet optimizasyonunu, stratejik bağımsızlığı önceleyen bir çizgiye
kayıyor. Bu durum, sanayi politikalarını ve küresel ticareti kalıcı olarak
dönüştürüyor. ABD Başkanı Trump'ın yayılmacı söylemleri, Ukrayna'dan Gazze'ye,
Grönland'dan Venezuela'ya uzanan gelişmeler, diplomasinin yerini giderek güç
dilinin aldığını gösteriyor. Komşumuz İran'da yaşanan gelişmeler, bölgesel istikrarsızlığın
daha da derinleşebileceğine işaret ediyor. Bu tablo finansal piyasalar
açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı
dönemlerde küresel sermaye daha seçici davranıyor, risk iştahı dalgalanıyor ve
finansman koşulları sıkılaşıyor. Enerji fiyatlarında görece bir rahatlama, kısa
vadede maliyetleri düşürücü bir etki yaratsa bile, küresel belirsizlik algısının
yükselmesi sermaye akımlarını sınırlayabiliyor. Geleceğe yönelik beklentilerin
bozulması, dünya çapında yatırım ve tüketim iştahını da törpüleyebiliyor.
Bu nedenle 2026 yılında küresel ekonomide fiyat istikrarından ziyade risk yönetimi
kavramının öne çıktığını görüyoruz.

Yaşanan bu gelişmelerin Türkiye'ye yansımasını üç temel başlıkta değerlendiren Başkan
Ardıç, birincisinin enerji fiyatlarındaki oynaklığın sanayi üretiminden lojistiğe
kadar geniş bir alanda maliyetleri hızla değiştirebildiğine dikkat çekti.
Enerjide yalnızca fiyat seviyesini değil, arz güvenliğini ve öngörülebilirliği
önceleyen bir yaklaşımın önem kazandığını söyledi.

İHRACATÇI KOBİ'LER İÇİN 'SABİT FAİZLİ UZUN VADELİ ÜRETİM KREDİLERİ' PAKETİ OLUŞTURULMALI
İkinci başlığın, küresel belirsizlik ortamında finansmana erişim konusunun sanayici
ve ihracatçı açısından belirleyici hale gelmesi olduğunu ifade eden Başkan
Ardıç, teşviklerin yanında, sürdürülebilir, uzun vadeli ve makul maliyetli finansman
imkânlarının rekabet gücünün ana unsuru olduğunu belirterek, şu önerilerde bulundu:

İhracata dayalı üretim yapan KOBİ'ler için 'Sabit Faizli Uzun Vadeli Üretim Kredileri'
paketi oluşturulmalıdır. Diğer taraftan risk paylaşım modeliyle özel sektör
tahvil ihraçlarının desteklenmesi acilen gündeme alınmalıdır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda, Kredi Garanti Fonu'nun üst limitleri
imalat sanayiine yönelik olarak artırılmalıdır.
Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ile Eximbank, orta ve uzun vadeli sanayi finansmanı
için özel kredi paketleri oluşturmalıdır.

REKABET GÜCÜNÜ KORUYAN VE İHRACATI DESTEKLEYEN POLİTİKALAR SÜRDÜRÜLMELİ
Başkan Ardıç, üçüncü temel başlığın ise dış ticaret ve pazar stratejileri olduğunu
belirterek, firmaların yalnızca fiyatla değil, güvenilir tedarikçi kimliği,
sözleşme disiplini ve standartlara uyum kapasitesiyle öne çıkması gerektiğini söyledi.

Başkan Ardıç, Ülkemiz açısından da bu belirsizlik sürecinde öncelik, sanayinin
rekabet gücünü koruyan, ihracatı destekleyen ve enerji maliyetlerinde öngörülebilirliği
artıran politikaların kararlılıkla sürdürülmesi olmalıdır diye konuştu.

FAİZ GERİLİYOR AMA KREDİ MALİYETLERİ HÂLÂ YÜKSEK
Merkez Bankası'nın son faiz indiriminin enflasyonla mücadelede belirli bir mesafe
alındığını ve ekonomi politikalarında daha dengeli bir döneme geçilmek istendiğini
gösterdiğini söyleyen Başkan Ardıç, makro istikrarı kalıcı olarak tesis etmeye
yönelik kararlı politikaları desteklediklerini belirtti.

Başkan Ardıç, faiz indiriminin sanayicinin krediye erişimini henüz kolaylaştırmadığına
dikkat çekerek, Faizler geriliyor ancak firmaların kullanabildiği kredi
hacmi artmıyor, limitler dolu, vadeler kısa, maliyetler hâlâ yüksek dedi.

ENFLASYONLA MÜCADELE ÜRETİMİ ZAYIFLATMAMALI
Mobilya, tekstil, hazır giyim gibi geleneksel sektörlerin üretmeye devam edebilecek
bir zemin istediklerini söyleyen Başkan Ardıç, şöyle devam etti:
Bugün yaşanan sıkışma, üretim açığından değil, finansman ve maliyet baskısından
kaynaklanıyor. Enflasyondan kalıcı olarak kurtulmak elbette fedakârlık gerektiriyor,
bunu kimse inkâr etmiyor. Üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracatla ülkeye
döviz kazandıran biz sanayiciler de bu süreçte büyük fedakârlıklar gösterdik.
Ancak taşınamaz hale gelecek yükler, ekonomik açıdan doğru bir sonuç üretmeyebilir.
Bu nedenle, enflasyonla mücadele politikası istihdamı koruyan ve üretim
kapasitesini zayıflatmayan bir zeminde yürütülmelidir. Unutulmamalıdır ki, üretimi
kaybederek sağlanan bir istikrar, kalıcı olmayacaktır. Hükümetimizden beklentimiz
nettir, üretimi, ihracatı ve istihdamı korumak. Önerimiz, emek yoğun sektörlerde,
istihdamı ve ihracatı koruma şartıyla geçici bir istihdam maliyeti desteği
sağlanmasıdır. Ayrıca, sanayi firmalarına yönelik kredi limitleri de yeniden
ele alınmalıdır.

KALICI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İSTİKRARIN TEMEL KOŞULU ÖLÇEK EKONOMİLERİNİN GÜÇLENDİRİLMESİDİR
Kur, enflasyon ve faiz ekseninde yürütülen tartışmaların Türkiye ekonomisindeki
asıl yapısal sorunları gölgede bıraktığına dikkat çeken Başkan Ardıç, Kalıcı ve
sürdürülebilir istikrarın temel koşulu, ölçek ekonomilerinin güçlendirilmesi ve
toplam faktör verimliliğinin kalıcı biçimde artırılmasıdır. Açık denizlerde fırtına
koptuğunda, dalgalar küçük tekneleri yutar, ama büyük ve donanımlı gemiler
rotasında ilerlemeye devam eder. Küresel ekonomideki bu fırtınada, bizim artık
küçük teknelerle okyanusu geçmeye çalışmaktan vazgeçip, birleşerek büyük gemiler
inşa etmemiz şarttır ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin uzun vadeli rekabet gücünü doğrudan belirleyen kritik bir başlık olan
ölçek ekonomisinin yeterince gündeme alınmadığına dikkat çeken Başkan Ardıç,
şunları söyledi:

Sanayi kapasitemiz, girişimcilik dinamizmimiz ve jeopolitik konumumuz ülkemizin
küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkması için önemli bir imkân
sunmaktadır. Ancak tabloya yakından baktığımızda, bu potansiyelin büyük ölçüde
parçalı, dağınık ve küçük ölçeklere sıkışmış bir üretim yapısı nedeniyle sınırlı
kaldığını görüyoruz. Bu yapı, verimlilik artışını yavaşlatıyor, teknolojiye
yatırım kapasitesini daraltıyor ve küresel ölçekte sürdürülebilir rekabet üretmemizi
zorlaştırıyor.

Sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yaklaşık 3 milyon 800 bin işletmenin
yüzde 99,7'sinin KOBİ, bunların da yaklaşık %91'inin 10'dan az çalışanı olan
mikro ölçekli firmalardan oluştuğunu belirten Başkan Ardıç, Dünya ile rekabet
etmesini beklediğimiz sanayi işletmelerimizin çok büyük bir bölümü, mikro ve
küçük ölçekli yapıda. Bu tablo, işletmeleri konjonktürel dalgalanmalara karşı
daha kırılgan hale getiriyor. Üretim maliyetlerini artırıyor ve tasarım, marka,
Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarını sınırlıyor. İhracat tarafında ise yeterli üretim
hacmine ulaşılamaması, büyük pazarlara ve ölçekli alım yapan küresel müşterilere
açılma imkânlarını ciddi biçimde daraltıyor dedi. Başkan Ardıç, sanayicinin,
yeterli büyüklük yakalanamadığında stratejik iş birlikleri, güvenli iş bağlantıları,
değer zincirine katılma gibi yapısal taşları döşemekte zorlandığına
vurgu yaptı.

Ölçek ekonomisi sorununun verimliliğe de olumsuz yansıdığını anlatan Başkan Ardıç,
Küçük işletme, bir yandan birim işgücü maliyetini yönetmeye çalışırken, diğer
yandan daha yüksek teknoloji yoğunluğuna geçemediği için toplam faktör verimliliğini
artıramıyor dedi. OECD verilerinin 250'den fazla çalışanı olan firmaların,
10-19 çalışanı olanlara kıyasla saat başına yaklaşık iki kat çıktı ürettiğini,
Türkiye'de KOBİ'lerde çalışan başına katma değerin yaklaşık 10 bin Euro,
Avrupa Birliği ortalamasının 42 bin 600 Euro olduğuna değinen Başkan Ardıç, Biz
aynı eforla daha az üretiyoruz, çünkü sistemimiz küçük kalmaya programlanmış.
Modern üretim teknikleri, yalın üretim uygulamaları, gelişmiş planlama ve stok
yönetim sistemleri, sensör tabanlı izleme ve bakım çözümleri gibi araçlar, belirli
bir ölçeğin altında ekonomik olarak uygulanabilirliğini kaybediyor. Böyle
olunca, küçük sanayi işletmeleri, girdi maliyetlerinde dezavantajlı, ürün fiyatında
baskı altında, verimlilikte de geri kalmış bir yapıyla üretimini sürdürmek
zorunda kalıyor diye konuştu.

Küçük ölçekli firmaların, sabit maliyeti yüksek olan Ar-Ge faaliyetleri konusunda
da geri kaldığına, 2024 yılı verilerine göre toplam Ar-Ge harcamasının yaklaşık
%10'unu KOBİ'lerin %90'ını ise büyük işletmelerin gerçekleştirdiğine dikkat
çeken Başkan Ardıç, Ölçek ekonomisi yakalanmadığında, Ar-Ge faaliyeti bir maliyet
kalemi olarak görülüyor, stratejik yatırım değil, ertelenen gider oluyor. Bu
resim, yeşil dönüşüm gündemiyle daha da ağırlaşıyor. İşte bu nedenle, sanayi
politikasında ölçek meselesini ikincil bir başlık olarak değil, diğer tüm başlıkların
üzerine inşa edildiği temel bir yapısal zemin olarak ele almamız gerekiyor dedi.

ŞİRKET EVLİLİKLERİ VE BİRLEŞMELER EKONOMİK EGEMENLİĞİMİZİN TEMEL TAŞI OLARAK ELE
ALINMALI
Ekonomi yönetimine ve yasa yapıcılara çağrıda bulunan Başkan Ardıç, şunları söyledi:
Şirket evlilikleri ve birleşmeler artık bir tercih değil, ekonomik egemenliğimizin
ve stratejik bağımsızlığımızın temel taşı olarak ele alınmalıdır. Küresel tedarik
zincirlerinde söz sahibi olmak, teknoloji transferinde pazarlık gücü kazanmak
ve katma değeri ülkemizde tutmak, ancak güçlü ve küresel oyuncularla rekabet
edebilen şirketlerle mümkündür. Bu doğrultuda, firmaların kapasite büyütmesini
teşvik eden kümelenme ve birleşme modellerine yönelik vergisel kolaylıklar,
ölçeklendirme kredileri ve ortak Ar-Ge platformları için kamu-özel iş birliği
mekanizmalarını acilen hayata geçirmeliyiz.

ASO ANKARA AR-GE MERKEZLERİ PLATFORMU KURACAĞIZ
Ankara Sanayi Odası olarak üç ay içinde Ankara'da Ar-Ge Merkezleri konusundaki araştırmalarını
tamamlayıp, ASO Ankara Ar-Ge Merkezleri Platformu kuracaklarını
belirten Başkan Ardıç, İşletme büyümeden, iş birliği ve kümelenme modelleri güçlendirilmeden,
ortak Ar-Ge ve ortak yeşil-dijital yatırım platformları kurulmadan,
sanayimizin küresel rekabette güçlü bir şekilde yer alması mümkün değildir
ifadelerini kullandı.

ANKARA YENİ SANAYİ MODELİNİN ÖNCÜSÜDÜR
Türkiye'de imalat sanayiinde yatırım ve teknoloji bileşimindeki sınırlı ilerlemenin,
birçok bölgede ölçek ekonomilerini ve üretim kapasitesini baskılarken, Ankara'nın
bu eğilimden belirgin biçimde ayrıştığını söyleyen Başkan Ardıç, sözlerine
şöyle devam etti:

Başkentimiz, savunma, havacılık, elektronik, yazılım ve ileri mühendislik alanlarında
kazandığı fonksiyonel derinleşme sayesinde Türkiye'nin en hızlı rekabet
gücü artışı gösteren ili hâline gelmiştir. İmalat katma değerinin ulusal payı 2009'dan
bu yana %45'e yakın artan Ankara, tasarım, Ar-Ge, test, entegrasyon ve
ileri mühendislik gibi yüksek katma değerli fonksiyonların ölçeklenmesinden beslenen
yeni bir sanayi modelinin öncüsüdür. Ankara sanayisi, 'küçük olsun benim
olsun' anlayışını yıkmış, 'büyük olsun, hepimizin olsun, dünya ile yarışsın' vizyonunu
hayata geçirmiştir. Bu tablo, hem savunma sanayii ekosistemimizin hem de
OSB-teknopark-üniversite üçgenimizin Türkiye'ye örnek olacak bir dönüşüm gücüne
sahip olduğunu gösteriyor.

Başkan Ardıç'ın gündeminde, Türkiye'de ilk kez ASO tarafından hazırlanan ve ikincisi
açıklanan İllerin Teknolojik Gelişmişlik Endeksi ASO-İLTEK de vardı. ASO-İLTEK
sonuçlarının, Türkiye'nin yüksek teknolojili üretim ekosistemini yalnızca
üretim hacmiyle değil, Ar-Ge, tasarım, sistem mühendisliği, yetenek seti, dijital
altyapı gibi stratejik üst fonksiyonlar üzerinden analiz eden yeni bir bakış
açısı sunduğunu söyleyen Başkan Ardıç, ASO-İLTEK 2025'in ortaya koyduğu tablo
nettir. Gururla ifade ediyorum ki, Türkiye'nin teknoloji üretim üssü Ankara'dır.
Ankara, araştırma ve yenilikçilik kapasitesinde ilk sıradadır ve teknoloji üretiminde
liderliğini korumaktadır. Bu tablo, Ankara'nın sadece üreten ve dönüştüren
bir şehir değil, yüksek teknolojiyi üreten, mühendislik ve tasarım geliştiren,
küresel rekabet gücü inşa eden stratejik bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır dedi.

MADEM ESKİ KURALLAR YOK, YENİ KURALLARI BİZ YAZMALIYIZ
Ankara'dan, savunma sanayii öncülüğünde yükselen teknoloji gücünün Türkiye'nin dört
bir yanına yayılması gerektiğinin altını çizen Başkan Ardıç, Çünkü yeni dünya
düzeninde yeni dönemin kurallarını, Teknolojiyi üreten, geliştiren ve ihraç
edenler, yani gücü elinde bulunduranlar yazacak. Madem eski kurallar yok, o halde
yenilerini başkalarının yazmasını beklememeliyiz. Ankara'nın mühendislik aklıyla,
üretim gücüyle o kuralları bizzat biz yazmalıyız. Bunun için potansiyelimiz,
birikimimiz, insan kaynağımız ve sanayi altyapımız var. En önemlisi, bunu
başaracak birlik ve beraberliğimiz var diye konuştu.

Başkan Ardıç, konuşmasını, 2026 yılının Türkiye için, dijitalleşme ve yeşil dönüşümü
odağına alan, katma değeri yüksek, rekabetçi ve kapsayıcı bir sanayi anlayışıyla
yeni bir atılımın yılı olacağına inandığını söyleyerek, şu sözlerle tamamladı:

Dünya hızla değişirken, belirsizlikler kadar yeni fırsatlar da önümüzde duruyor.
Üretim gücümüz, girişimci ruhumuz ve stratejik konumumuzla bu dönüşümün gerisinde
kalmamalıyız. Şirketlerimizle, çalışanlarımızla, üniversitelerimizle ve kamu
kurumlarımızla tek bir vizyon etrafında birleştiğimizde, Türkiye'yi dünyayla
rekabet eden bir üretim merkezi haline getireceğimize yürekten inanıyorum. Tüm
paydaşlarımızla ortak akıl ve ortak hedefler etrafında buluşarak, ülkemizin bölgesinde
ve dünyada güven veren, yön gösteren imajını daha da güçlendireceğiz.
Bu inanç ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -

Görüntülü Görüşme
× Kolayca Görüntülü Hesap Açın Telefon Görseli