TCMB Başkanı Karahan Enflasyonun 2026 yıl sonunda yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz

Ekonomi

TCMB Başkanı Karahan Enflasyonun 2026 yıl sonunda yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz



Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Başkan Fatih Karahan'ın Enflasyon Raporu 2026-I
tanıtım toplantısında yaptığı konuşmayı paylaştı.

Başkan Karahan yaptığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

2025 yılında da sıkı para politikamızın sonuçlarını kademeli bir şekilde almaya
devam ettik.
Talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde seyrettiği bu dönemde, enflasyon beklentilerinin
ve fiyatlama davranışlarının iyileşmesine de kritik önem atfettik.
Bu çerçevede, fiyat istikrarının sağlanması amacı doğrultusunda, enflasyonda geçtiğimiz
yıl kat ettiğimiz mesafeyi önemsiyoruz.
Özellikle de, enflasyon rakamlarının arka planında, kira gibi bazı hizmet kalemlerinde
uzun süredir direnç gösteren ataletin bu dönemde kırılma işaretleri vermesini
kıymetli buluyoruz.
Nitekim bu gelişme, dezenflasyon sürecinin bundan sonraki seyrinde anahtar unsurlardan
biri olacak.
Öte yandan, geride bıraktığımız yakın dönem yine gösterdi ki, hem yurtiçi hem de
küresel dinamikler, enflasyonun seyri açısından, gelişmelere bağlı olarak farklılaşabilen
etkiler ve riskler taşıyor.
Bu ise, veri odaklı bir yaklaşımla sürdürmekte olduğumuz ihtiyatlı para politikası
duruşumuzun önemini ortaya koyuyor.
Dolayısıyla sıkı para politikamızın enflasyon üzerindeki olumlu etkilerini görmeye
devam etmek amacıyla, önümüzdeki dönemde de tüm para politikası araçlarını kararlılıkla
kullanmaya hazır olduğumuzu, konuşmamın hemen başında vurgulamak isterim.
Sunumumda öncelikle küresel ekonomi, makroekonomik görünüm ve para politikasına
ilişkin değerlendirmelerimize yer vereceğim. Daha sonra orta vadeli tahminlerimizi
sunacağım. Sunum sonrasında ise Başkan Yardımcılarımızla birlikte sizlerin
sorularını yanıtlayacağız.
Değerlendirmelere geçmeden önce, bu Raporumuzda da, öne çıkan konulara ve tematik
analizlerimize kutu çalışmalarıyla yer verdiğimizi hatırlatmak isterim.
Sunumuma, küresel ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimizle başlamak istiyorum.
Dış ticarette korumacılık politikalarına bağlı olarak geçen yıl tırmanan belirsizliklerin
varlığını koruduğu ve dalgalanmalar gösterdiği bir süreçten geçiyoruz.
Bununla birlikte, ticari belirsizlikler bu Rapor döneminde de azalış eğilimini korudu.
Ticaret gerilimlerinin kademeli olarak yatışmasıyla birlikte, küresel büyüme öngörülerinin
de toparlandığına şahit olduk.
Türkiye’nin dış talebi için gösterge niteliği taşıyan İhracat Ağırlıklı Küresel
Büyüme Endeksi de benzer bir toparlanmaya işaret ediyor.
Nitekim endeksin 2025 ve 2026 yılları için tahmin edilen büyüme patikası, 2025 yılının
ikinci Enflasyon Raporu’nda en düşük düzeyine gerilemişti.
Sonrasında ise görünümün tedricen iyileştiğini ve son veriler ışığında 2025 nisan
öncesi döneme yakınsadığını görüyoruz.
Buna karşın halen, tarife adımlarının gündemde olmadığı 2024 son çeyreğine kıyasla
daha yavaş bir büyüme patikasında ilerliyoruz.
Diğer taraftan, son dönemde artan jeopolitik riskler küresel belirsizliği yukarı
yönlü etkiliyor.
Bu ise, küresel finansal piyasaları ve tedarik zincirlerini olumsuz etkileme potansiyeli
taşıdığından büyüme üzerinde baskı oluşturuyor.
Ayrıca, halihazırdaki korumacılık eğiliminin dış ticaret ile büyüme arasındaki bağlantıyı
zayıflatmış olabileceğini dikkate alıyoruz.
Dolayısıyla da, son dönemde gözlenen görece toparlanmaya rağmen, küresel büyüme
görünümü üzerindeki risklerin aşağı yönde ağırlık kazandığını değerlendiriyoruz.
Bu ortamda, güvenli finansal varlık arayışının değerli metal fiyatlarına, sektörel
tarife oranlarındaki yükselişin de endüstriyel metal fiyatlarına yukarı yönlü
etkilerini izlemeye devam ettik.
Nitekim enerji dışı emtia fiyatları, son dönemde gözlenen oynaklığa rağmen artış
eğilimini korudu.
Enerji fiyatlarında da, jeopolitik riskler nedeniyle oynaklığın arttığını görüyoruz.
Söz konusu küresel faktörlerin de etkilediği enflasyonun seyri ülkeler arasında
farklılaşırken, bu durum para politikalarına da yansıyor.
Faiz indirimlerine devam eden merkez bankaları olduğu gibi, süreci tamamlayanlar
ve az sayıda da olsa artırım sürecine girenler de bulunuyor.
Gelişmiş ülke para politikaları ise geniş etkileri nedeniyle yakınen takip ediliyor.
Fed’in 2026 yılında faiz indirimlerine devam etmesi beklenirken, indirimlerin büyüklüğü
ve zamanlaması belirsizliğini koruyor.
Diğer taraftan Japonya Merkez Bankası’nın daha sıkı bir para politikası izleyeceği
fiyatlanıyor.
Söz konusu politikaların, küresel finansal koşulları her iki yönde de etkilemesi
mümkün.
İlgili gelişmeler küresel risk iştahında ve portföy akımlarında dalgalanmalara neden
olabileceğinden izlenmesi gerekiyor.

MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜM
Küresel görünümün ardından, şimdi de yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin
değerlendirmelerimize geçmek istiyorum.
Sıkı para politikamızın hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonunda dengeli
seyir devam etmekte.
Nitekim 2025 yılının ilk üç çeyreğinde 2023 yılına kıyasla, tüketimin büyümeye katkısının
belirgin olarak gerilediğini, yatırımların katkısının ise arttığını görüyoruz.
2025 küresel ticaret belirsizliklerinin etkisiyle bu dönemde net ihracatın katkısı
negatife dönse de, sıkılaştırma öncesine göre daha dengeli bir resim mevcut.
Yılın son çeyreğine dair göstergelere bakacak olursak,
Sanayi üretimi, son çeyrekte yatay bir seyir izledi.
Hizmet üretim endeksi de ikinci çeyrekte başlayan yatay seyrini son çeyrekte sürdürdü.
İmalat sanayi kapasite kullanım oranına baktığımızda ise, son çeyrek ve ocak ayında
sınırlı artışlar olmakla birlikte tarihsel ortalamanın altındaki seyrin halen
devam ettiğini görüyoruz.
İşgücü piyasasına geçecek olursak, manşet işsizlik oranının dördüncü çeyrekte gerilediğini
görüyoruz.
Öte yandan, geniş tanımlı göstergeler, son iki çeyrektir düşüş kaydetmekle birlikte
yüksek seviyesini koruyor.
Bildiğiniz üzere, talep koşullarını değerlendirmek için satış ve tüketim göstergelerini
düzenli şekilde takip ediyoruz.
Göstergeler dördüncü çeyrekte, yurt içi talebin bir miktar toparlanmakla birlikte
halen ılımlı seviyelerde olduğuna işaret ediyor.
Soldaki panelde, perakende satışların, çeyreklik bazda önceki çeyreğin bir miktar
üzerinde artış kaydettiğini görüyoruz. Altın hariç tutulduğunda ise satışlar
daha ılımlı seyrediyor.
Sağdaki grafikte ise, hem perakende satış hacmine hem de hanehalkı nihai tüketimi
içinde mallara yapılan harcamalara, trendden arındırıp bakıyoruz.
Grafiği incelediğimizde, sıkılaştırma sonrasında mal tüketiminin, trendinin altına
gerilediğini görüyoruz. Perakende satışlar da aşağı yönlü hareket ediyor. Altın
hariç olarak baktığımızda ise, bu görünüm daha da belirgin.
Talep bağlamında dikkate aldığımız bir diğer gösterge de kartla yapılan harcamalar.
Bildiğiniz gibi, kart harcamalarını, ödeme tercihlerindeki dönüşümü baz alarak kart
kullanım eğilimine göre düzeltiyoruz. Özel tüketimin seyriyle daha uyumlu olması
açısından bu düzeltilmiş verilere odaklanmayı anlamlı buluyoruz.
Buna göre, kart harcamalarının son çeyrekte bir miktar arttığını görüyoruz.
İktisadi Yönelim Anketi verilerine baktığımızda ise, 2025 yılının son çeyreğinde
imalat sanayi firmalarının kayıtlı siparişlerinin bir miktar arttığını ancak göstergelerin
geçmiş dönem ortalamasına yakın olduğunu görüyoruz.
Ocak ayı verileri de iç piyasa siparişlerinde artışın hız kesmekle birlikte sürdüğüne
işaret ediyor.
Bu noktada, talebe ilişkin verilere bir bütün olarak bakmak önem taşıyor.
Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, önceki
Rapor dönemine kıyasla bir miktar yukarı kaymakla birlikte, son çeyrekte halen
negatif düzeye işaret ediyor.
Bir başka ifadeyle, talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına
karşın sürdüğünü değerlendiriyoruz.
2026 yılında da dezenflasyonist görünümün korunacağını öngörüyoruz.
Enflasyon görünümüne geçmeden önce, cari işlemler dengesi gelişmelerine de kısaca
değinmek istiyorum.
Cari açık üçüncü çeyrekte bir miktar artmakla birlikte iç talep görünümü ile uyumlu
bir şekilde ılımlı seyretti. Bu dönemde cari açığın millî gelire oranı ise
ikinci çeyrekteki yüzde 1,3 olan seviyesini korudu.
Oranın, son çeyrekte sınırlı ölçüde artsa da, yılı uzun dönem ortalamalarının oldukça
altında kapattığını tahmin ediyoruz.
2026 yılında ise, cari açığın bir miktar yükselmekle birlikte ılımlı seyrini sürdüreceğini
öngörüyoruz.
Bununla birlikte cari denge üzerinde, altın ve enerji fiyatları ile ticaret belirsizlikleri
kaynaklı riskler canlılığını koruyor.

2024 haziran ayında başlayan dezenflasyon süreci devam ediyor.
Bir önceki Rapor dönemine kıyasla, tüketici enflasyonu 2,2 puan azalarak ocak ayında
yüzde 30,7’ye geriledi.
Bu dönemde çekirdek enflasyon göstergeleri de düşüş sergiledi.
Tahmin aralığımız bazında değerlendirdiğimizde, enflasyon kasım ve aralık aylarında
bir önceki Rapor’da sunulan aralığın alt bandında gerçekleşti.
Bu dönemde dağılım bazlı ana eğilim göstergelerinde de iyileşmelere şahit olduk.
Ocak ayında ise aralığın üst bandına yaklaşan bir enflasyon görüyoruz.
Ocak ayındaki bu gelişmede, gıda fiyatları kaynaklı etkilerin ön planda olduğunu
söyleyebiliriz.
Grafikten görüldüğü üzere, gıda dışı enflasyondaki kademeli yavaşlama eğilimi sürerken,
gıda enflasyonu özellikle son altı aylık dönemde oldukça oynak bir seyir
izledi.
Bildiğiniz gibi, gıda fiyatları, hava koşullarına bağlı olarak arz yönlü gelişmelerden
önemli ölçüde etkileniyor.
Ocak döneminde de, bu anlamda özellikle sebze fiyatlarındaki gelişmeler öne çıktı.
Kasım ayında mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklarla sert bir düşüş
gösteren sebze fiyatları, ocak ayında olumsuza dönen hava koşulları sonucunda
belirgin biçimde yükseldi.
Bu gelişmenin şubat ayına sarkan etkileri de olacak. Ancak, ikinci çeyrekte arz
koşullarındaki normalleşmeyle birlikte, bu etkilerin belli ölçüde tersine dönmesini
bekliyoruz.
Enflasyonun yakın dönemdeki seyrini anlayabilmek amacıyla ana eğilim göstergelerine
baktığımızda ise, ocak ayında döneme özgü unsurlarla bir artış görüyoruz.
Bildiğiniz gibi, Ocak aylarında zamana bağlı fiyat belirleme ve geçmiş enflasyona
endeksleme eğilimi yüksek hizmet kalemleri etkili oluyor. Ayrıca, ücret, yönetilen/yönlendirilen
fiyat ve vergi ayarlamalarının yansımaları da görülüyor.
Öte yandan, öne çıkan ana eğilim göstergelerinden olan medyan enflasyonun ılımlı
seyrini sürdürdüğünü görüyoruz.
Bununla birlikte, ana eğilimin ocak ayında bir önceki Raporda öngördüğümüzden yüksek
seyrettiğini belirtmek isterim.
Diğer taraftan, tasarım gereği daha uzun vadeye yönelik olan trend enflasyon göstergesinde
de yukarı yönlü bir hareket görüyoruz.
Bu gelişmeler, sıkı duruşumuzu kararlılıkla korumamız gerektiğine işaret ediyor.
Bu noktada, ana eğilimin önemli bir bileşeni olan hizmet enflasyonu üzerinde durmak
istiyorum.
2025 yılında da hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim hizmetleri etkili
oldu.
Daha önceki konuşmalarımda da belirttiğim gibi, deprem, demografik unsurlar ve geçmişe
endeksleme gibi etkenler, kira enflasyonunda ciddi bir atalete sebep oldu.
Benzer şekilde, eğitim ücretlerinde de geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin rolü
belirgin.
Bununla birlikte, 2025 yılında her iki kalemde de kaydadeğer enflasyon düşüşleri
yaşandığının altını çizmek gerekir. Bu durum, birazdan anlatacağım gibi hizmetlerde
süregelen ataletin kırılmaya başladığını haber veriyor.
Öte yandan grafikte de gördüğünüz gibi, kira ve eğitim dışında kalan hizmet kalemlerinde,
tüketici enflasyonuna çok daha yakınsamış bir resim göze çarpıyor.
Bu bağlamda, hizmet enflasyonu üzerinde önümüzdeki dönemde etkili olabilecek bazı
unsurlara dair bir parantez açmakta fayda var.
Kira tarafında, gerek mevsim etkilerinden arındırılmış veriler gerekse Perakende
Ödeme Sistemi verileri gibi kiralara yönelik öncü göstergeler, ana eğilimin aşağı
yönlü olduğuna işaret ediyor.
Soldaki grafikten görüldüğü üzere, aylık kira enflasyonunda net bir yavaşlama söz
konusu.
Sağdaki grafik ise, bu Raporda yer verdiğimiz TÜFE kira enflasyonu ile rayiç kira
bedelleri arasındaki ilişkiyi incelediğimiz bir kutu çalışmasının sonuçlarını
gösteriyor.
Kutu çalışmamızda da ayrıntılarıyla göreceğiniz üzere, çeşitli senaryolar altında
kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği
tahmin ediliyor.
Eğitim tarafında ise, fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu
yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli
buluyoruz.
Nitekim bu değişikliklerin, geçmiş enflasyona endeksleme mekanizmasını görece zayıflatarak
dezenflasyon sürecini desteklemesini bekliyoruz.
Örneğin, düzenleme 2025 yılında yürürlükte olsaydı şeklinde bir karşıolgusal analize
baktığımızda, eğitim enflasyonunun 16 puan civarında aşağıda olabileceği sonucuna
ulaşıyoruz.
Bu bakımdan, düzenleme değişikliğinin 2026 yılı için ima ettiği rakamlar, eğitim
tarafında dezenflasyon için belli bir alan olduğunu gösteriyor.
Temel mallara baktığımızda ise, döviz kuru kanalının etkisi ile zayıflamış bir enflasyon
söz konusu.
Ocak ayında, işgücü maliyetleri ve kısmen kur gelişmelerine bağlı olarak bir miktar
yukarı yönlü seyir gözlense de, temel mallarda enflasyonun görece ılımlı olduğunu
söyleyebiliriz.
Enflasyon beklentilerinde ise, sektörler genelinde önceki dönemlere kıyasla iyileşme
eğilimi sürüyor.
Burada özellikle reel sektör beklentilerindeki iyileşme, fiyatlama davranışlarıyla
da ilgisi nedeniyle önem arz ediyor.
Piyasa katılımcılarının farklı vadelere ilişkin beklentilerilerindeki gerileme de
tabloda açıkça görülüyor.
Buna karşın, beklentilerin enflasyon tahminlerimizin üzerinde seyretmesi, dezenflasyon
süreci açısından risklerin canlı olduğunu gösteriyor.
Bu görünüm de, para politikasındaki sıkı duruşumuzu korumayı gerekli kılan unsurlardan
biri.

PARA POLİTİKASI
Özetlediğim bu görünüm çerçevesinde, aralık ayında politika faizini yüzde 39,5’ten
yüzde 38’e indirdik.
Ocak PPK toplantımızda ise, son çeyreğe ilişkin talep koşullarının dezenflasyon
sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü değerlendirdik.
Ocak ayında öncü veriler, ana eğilimde sınırlı bir artış olduğuna, aylık enflasyonun
gıda öncülüğünde arttığına işaret ediyordu.
Bildiğiniz gibi, geçici ya da para politikası etki alanı dışında kalan unsurları
da, beklentiler kanalından ikincil etkiler anlamında dikkate alıyoruz.
Bu kapsamda, ocak ayında adım büyüklüğünü gözden geçirdik ve politika faizini 100
baz puanlık sınırlı bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdik.
Dolayısıyla, dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak
için, sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.
Bu süreçte parasal aktarım mekanizmasını makroihtiyati adımlarla desteklemeye ve
etkin bir likidite yönetimi uygulamaya da devam ediyoruz.
Makroihtiyati tedbirler kapsamında, TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri
uygulamayı sürdürüyoruz . Bu hedeflerde, dönemsel gelişmelere bağlı olarak
güncellemeler yapabiliyoruz.
Bunun yanı sıra, kredi büyüme sınırları aracılığıyla kredi büyümesindeki dalgalanmaları
sınırlandırıyor ve kredilerde TL ağırlığını koruyoruz.
Etkin likidite yönetimi ile de parasal aktarımı güçlü tutuyoruz.
Son dönemde, piyasada fazla likidite koşulları devam etmekte. Bu likiditeyi ağırlıklı
olarak gecelik ve haftalık vadede depo alım ihaleleri ile sterilize ediyoruz.
Öte yandan, Türk lirası likidite yönetiminde operasyonel esnekliğin korunabilmesi
için APİ portföy büyüklüğünün desteklenmesi önem arz ediyor.
Sağ panelde gördüğünüz üzere, önümüzdeki 3 yıllık dönemde portföyümüzün yüzde 68’lik
bölümü itfa olacak.
Bu bağlamda, sene başından itibaren doğrudan alımlara başladık ve APİ portföyünü
262 Milyar TL’den 311 Milyar TL’ye yükselttik.
Yıl içinde kademeli alımlarımızla APİ portföyünü desteklemeye devam edeceğiz.
Bu konuya ilişkin detayları ilgili Kutu çalışmamızda bulabilirsiniz.
Şimdi de sizlerle, para politikamızın aktarımında kritik rol oynayan finansal koşullara
dair son gelişmeleri paylaşmak isterim.
Son verilere göre, basit faiz olarak, mevduat, ticari kredi ve ihtiyaç kredisi faizleri
sırasıyla yüzde 37,3, yüzde 38,5 ve yüzde 48,2 düzeyinde.
Bu veriler, politika faizi adımlarımızın, mevduat ve kredi fiyatlamalarına önemli
ölçüde yansıdığını gösteriyor.
Nitekim Haziran ayının son haftasıyla kıyaslandığında, 30 Ocak haftasında mevduat
faizleri 9,2 puan, ticari kredi faizleri ise 8 puan geriledi.
İhtiyaç kredilerinde ise, risk primi ve makroihtiyati çerçeve nedeniyle, yansımalar
daha kademeli seyretmekte.
Kompozisyon açısından baktığımızda, 2025 yılının ilk aylarında yabancı para ticari
kredilere yönelik attığımız adımlar sonrasında, kredi kompozisyonu belirgin
şekilde Türk lirası lehine iyileşti.
YP kredideki sıkılaşma adımlarından sonra ılımlı bir patikada ilerleyen toplam kredi
büyümesi Aralık ayında hızlanarak Ocak sonunda yüzde 32’ye yükseldi.
Bu artışa, hem ticari krediler hem de bireysel krediler katkı verdi.
Ticari kredilerde yıl sonuna özgü dönemsel etkiler öne çıktı. Bu kapsamda TL kredi
büyümesi Kasım ayı sonundaki yüzde 41 seviyesini Ocak sonu itibarıyla korurken,
aynı dönemde YP kredi büyümesi yüzde 7’den yüzde 12’ye yükseldi.
Bireysel kredilerde ise teminatsız krediler kaynaklı süregelen yüksek seyre ilaveten,
yılsonu kampanyalarının da etkisiyle ihtiyaç kredileri öncülüğünde bir hızlanma
gözlemledik.
Bu gelişmeler ışığında, kredi büyümesini dezenflasyon süreciyle uyumlu tutmak ve
parasal aktarımı güçlendirmek amacıyla son dönemde ilave adımlar attık.
Bireysel kredili mevduat hesap limitlerine sekiz haftalık yüzde 2 büyüme sınırı
getirirken, yabancı para kredilerdeki sınırı yüzde 1’den yüzde 0,5’e düşürdük.
Mevduat tarafına baktığımızda ise, TL mevduat payının yaklaşık yüzde 59 ile tarihsel
ortalamasına yakın seyrettiğini görüyoruz.
Yatırım fonlarını da dahil ettiğimizde görünüm değişmiyor.
Bununla birlikte, altın fiyatlarında son dönemdeki gibi bir yükseliş yaşandığında
TL mevduat payında düşüşler gözlenebiliyor.
Altın fiyatlarındaki hızlı yükselişin etkisini, yabancı para mevduat gelişmelerinde
de izliyoruz.
Bildiğiniz gibi, KKM’den çıkış sürecinde yabancı para mevduatta bir miktar artış
öngörüyorduk.
Bununla birlikte, 2025’teki artışın temel belirleyicisinin, altın fiyat hareketleri
ve bunu takiben euro/ABD doları paritesindeki yükseliş olduğu görülüyor.
Nitekim altın/ONS fiyatı 2024 yılsonundan itibaren yüzde 97 artarken euro/ABD doları
paritesi ise yüzde 15 yükseldi.
Böylece, 2024 yılsonuna göre YP mevduat bakiyesi 79 milyar dolar artarak 267 milyar
dolara ulaşırken, parite ve fiyat etkisinden arındırıldığında artışın 21 milyar
dolar düzeyinde kaldığını hesaplıyoruz.
Öte yandan, hatırlanacağı üzere, 2025 şubat ayında tüzel kişiler ve ağustos ayında
da gerçek kişiler için KKM hesaplarının açılması ve yenilenmesi uygulamasını
sonlandırmıştık.
Geldiğimiz noktada 2023 Ağustos’ta 140 milyar doların üzerine çıkan KKM bakiyesi
0,1 milyar doların altına geriledi.
Tahvil piyasalarına dönecek olursak, Eylül-Ekim döneminde enflasyon görünümündeki
bozulmanın da etkisi ile faizlerde yükseliş görmüştük.
Son Enflasyon Raporu akabindeki dönemde ise, iyileşen enflasyon görünümü ve artan
yatırımcı ilgisi ile tahvil faizleri tüm vadelerde aşağıya geldi.
Dezenflasyon süreci ile birlikte, önümüzdeki dönemde tahvil piyasasındaki bu performansın
sürmesini bekliyoruz.
Sermaye girişlerine baktığımızda da Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının ocak
ayı ile birlikte diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla güç kazandığını görüyoruz.
Bu çerçevede, rezervlerdeki olumlu görünüm de devam ediyor.
Bir önceki Rapor döneminden bu yana baktığımızda, brüt rezervler 31 Ekim tarihindeki
184 milyar dolar seviyesinden 24 milyar dolar artışla, 6 Şubat’ta 208 milyar
dolar seviyesine ulaştı.
Swap hariç net rezervler ise bu dönemde 25 milyar dolar artışla 78 milyar dolara
yükseldi.
Söz konusu dönemde, altın fiyatlarındaki yükseliş, güçlü altın pozisyonumuzun etkisiyle
brüt rezervlere 22 milyar dolar, swap hariç net rezervlere ise 16 milyar
dolar katkı sağladı.
Grafiklerde görüldüğü üzere, önceki Rapor dönemine kıyasla, piyasalardaki risk ve
oynaklık göstergelerinde de iyileşme kaydedildi.
Enflasyon düştükçe ve enflasyona dair belirsizlikler azaldıkça risk göstergelerindeki
olumlu seyrin devam edeceğini düşünüyoruz.

ORTA VADELİ TAHMİNLER
Enflasyon tahminlerine geçmeden önce, şeffaflık ve hesap verebilirlik kapsamında,
2025 yılı ara hedefimizden sapmanın arkasındaki detayları sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Bildiğiniz üzere, 2025 yıl sonunda enflasyon, ara hedefimiz olan yüzde 24'ün 6,9
puan üzerinde gerçekleşti.
Bu sapmada, beş ana unsur belirleyici oldu.
Bunlardan ilki, küresel korumacılık eğilimi ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle,
emtia fiyatlarının öncülüğünde artan ithalat fiyatlarının enflasyon üzerindeki
yansımaları.
Bir diğeri ise, kuraklık ve don hadiselerinin hem arz hem de beklenti kanalından
gıda enflasyonu üzerindeki etkileri oldu.
Üçüncü olarak, mevcut verilerle tahmin ettiğimiz çıktı açığı daha sınırlı bir dezenflasyonist
etkiye işaret etti.
Dördüncü unsur yönetilen/yönlendirilen fiyatların ilgili varsayımlarımızdan yüksek
gelmesi iken,
Son olarak, enflasyonun ana eğilimi ve ataletindeki öngörülenden yavaş seyir, 2025
yılında enflasyonun ara hedeften sapmasında kısmen etkili oldu.
Detaylar için ilgili kutu çalışmamızı inceleyebilirsiniz.
Geçen senenin muhasebesini sunduktan sonra bu bölümde de, geleceğe ilişkin tahminlerimize
baz oluşturan varsayımlarımızdaki güncellemelerden bahsedeceğim.
Sunumumun başında da belirttiğim gibi, küresel büyüme görünümü, belirsizliklere
rağmen dirençli bir seyir izlemeye devam ediyor. Bu nedenle, dış talebe ilişkin
varsayımlarımızı bir miktar yukarı güncelledik.
İkinci güncellememiz petrol fiyatlarıyla ilgili. OPEC ülkelerinin üretim seviyesi
ile küresel büyüme ve para politikaları görünümünü birlikte değerlendirdiğimizde,
jeopolitik belirsizliklerin azalmasıyla petrol fiyatlarının görece zayıf bir
seyir izleyeceğini öngörüyoruz.
Diğer yandan, endüstriyel metal fiyatlarındaki artışlar enerji dışı emtia fiyatlarını
yukarı yönlü etkiliyor. Bu kapsamda, ithalat fiyatlarına dair varsayımımızı
yükselttik.
Bunlara ek olarak, son dönemde yurt genelinde etkili olan yağışlar kuraklık kaynaklı
riskleri sınırlarken, Ramazan ayı ve arz şoklarının da etkisiyle gıda fiyatlarında
gözlenen artışın geçici olabileceğini değerlendirerek gıda fiyatları varsayımımızda
yukarı yönlü sınırlı bir güncelleme yaptık.
Tahminlerimizi oluştururken, her zamanki gibi, para politikasındaki sıkı duruşun
kararlılıkla sürdürüleceği ve ekonomi politikalarındaki eşgüdümün devam edeceği
bir görünümü esas aldık.
Bu çerçevede, şimdi sizlerle enflasyon tahminlerimizi paylaşmak istiyorum.
2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz.
2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına
gerileyeceğine işaret ediyor.
Enflasyon ara hedefimizi ise, 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde
9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik.
Enflasyonun 2028 yılında yüzde 8’e geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde
istikrar kazanmasını öngörüyoruz.
2026 yılı tahmin aralığının güncellenmesinde, belli başlı risklerin belirginleşmesi
ve varsayım revizyonlarımızın yanı sıra, TÜFE hesaplama yönteminde yapılan
değişiklikler kapsamında hizmet grubunun sepet içindeki payının artması da rol
oynadı.
Her zaman altını çizdiğimiz üzere, dezenflasyon sürecinde, ara hedeflerimize ulaşmak
için sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz.
Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdüreceğimiz temkinli sıkı para politikası duruşumuz,
talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecek.
Parasal aktarım mekanizmasını destekleyen makroihtiyati politikalar da, bu sürece
katkı verecek.
Bu kapsamda, attığımız adımlar ve aldığımız önlemler ile yurt içi talebin dezenflasyonist
seviyelerde seyretmesi, sürecin temel taşlarından olmaya devam edecek.
Beklentilerin iyileşme eğilimini sürdürmesi ve hizmet enflasyonundaki ataletin kırılarak
düşüşün devamı, enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeye önümüzdeki dönemde
de destek verecek.
Orta Vadeli Program’da öngörülen makroekonomik çerçevenin de bu sürece anlamlı bir
katkı sağlayacağını öngörüyoruz.
Sonuç olarak, para politikasındaki sıkı duruşumuzu, fiyat istikrarı sağlanana kadar
kararlılıkla sürdüreceğiz.
Bu süreçte politika faizini, ara hedeflerle uyumlu biçimde, dezenflasyonun gerektirdiği
parasal sıkılığı sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz.
Bunu yaparken de her zamanki gibi, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve
beklentilerini göz önünde bulunduracağız.
Bir başka ifadeyle, politika faizine ilişkin atılacak adımları ve bunların büyüklüğünü,
toplantı bazlı bir yaklaşımla, enflasyon görünümünü temel alarak ve ihtiyatlı
bir şekilde belirlemeyi sürdüreceğiz.
Enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin bir biçimde ayrışması durumunda ise,
para politikası duruşumuzu sıkılaştırmaya hazırız.
Saygıdeğer Katılımcılar,
Her zaman altını çizdiğim gibi, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal
refah artışı için bir ön koşul niteliğinde.
Bu bağlamda, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek
için ne gerekiyorsa yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Değerli Katılımcılar,
Konuşmama son verirken, Rapor sürecindeki emekleri için başta Para Politikası Kurulu
üyelerimiz, Başdanışman ve Başekonomist ekibimiz ile Araştırma ve Para Politikası
Genel Müdürlüğü çalışanlarımıza ve bilgilendirme toplantımızın hazırlıklarında
görev alan tüm çalışma arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum.



Önemli Not: Bu haberde ilişkili internet sitesine link bulunmaktadır.
Kullanıcılarımızın habere erişmek için Manşet'in üst kısmında yer alan linki tıklamaları yeterlidir.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -

Görüntülü Görüşme
× Kolayca Görüntülü Hesap Açın Telefon Görseli