TÜRKÇİMENTO, AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uygulamasının, Türkiye çimento sektörü açısından fiili bir tarife dışı ticaret engeline dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulundu

Ekonomi

TÜRKÇİMENTO, AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uygulamasının, Türkiye çimento sektörü açısından fiili bir tarife dışı ticaret engeline dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulundu


TÜRKÇİMENTO, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) mevcut
uygulamasının, Türkiye çimento sektörü açısından fiili bir tarife dışı ticaret
engeline dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu tarafından 17 Ekim 2025’te yayımlanan torba yasa değişiklikleri
ve Aralık 2025’te yürürlüğe giren uygulama tüzükleri, özellikle üçüncü ülkelere
uygulanacak varsayılan emisyon değerleri nedeniyle Türk çimento ihracatı üzerinde
ciddi mali baskılar yaratıyor.

TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmesinde,

Türkiye çimento sektörü, 2015 yılından bu yana AB ile uyumlu bir izleme, raporlama
ve doğrulama (İRD) sistemi kapsamında faaliyet gösteriyor. Tüm tesislerimizde
düşük emisyonlu kuru sistem fırınlar kullanılıyor ve fiili emisyon performansımız
varsayılan değerlerin oldukça altında seyrediyor. Türkiye için özel bir varsayılan
değer tanımlanmadığı için diğer ülkeler başlığı altındaki en yüksek
emisyon katsayılarının uygulanması, sektörümüzü haksız biçimde dezavantajlı duruma
düşürüyor.
2025 yılının ilk 11 ayında, sektörün yaklaşık yüzde 94’ünü temsil eden TÜRKÇİMENTO
üyeleri 75 milyon ton klinker üretimi gerçekleştirdi. Türkiye ayrıca, AB’nin
klinker ve çimento ithalatının ana tedarikçisi konumundadır. dedi.

Bozay, mevcut varsayılan değerlerin gerçek üretim koşullarını yansıtmadığına dikkat
çekerek şunları söyledi:
Türkiye’de SKDM geçiş döneminde AB’ye ihracat yapan üyelerimizin beyan ettiği fiili
veriler, gri çimento klinkeri için emisyonların 0,88 tCO?/ton seviyesinde
gerçekleştiğini gösteriyor. Buna karşın AB mevzuatında Türkiye için kullanılan
varsayılan değer 1,551 tCO?/ton. Bu fark, gerçek emisyon performansını yansıtmayan
ilave maliyetler doğuruyor ve SKDM’nin adil ve doğru uygulanmasına ilişkin
tartışmaları beraberinde getiriyor.

AB Vatandaşlarını da Etkileyecek
Fiili değerlerin doğrulanması süreçlerinde aksama yaşanması halinde, fiili değerler
ile varsayılan değerler arasındaki farkın ciddi bir mali yüke dönüşeceğini
vurgulayan TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, şunları söyledi:
Bu fark, güncel AB ETS fiyatlarıyla hesaplandığında karbon maliyetini bir ton klinker
için yaklaşık 20 Avrodan 80 Avroya çıkarıyor. Ortaya çıkan tutar, AB’ye
ihraç edilen ürünlerin ortalama birim fiyatını dahi aşarak ihracatın ekonomik sürdürülebilirliğini
doğrudan tehdit ediyor. SKDM bu haliyle uygulanırsa, oluşacak
ek maliyetin önemli bir kısmı nihai ürün fiyatlarına yansıyacak ve sonuçta AB’deki
tüketicileri de etkileyecektir. Bu nedenle, doğrulayıcı kapasitesinin zamanında
devreye alınması ve varsayılan değerlerin gerçekçi şekilde güncellenmesi
kritik önem taşıyor. Bu durum, Gümrük Birliği’nin temel prensipleriyle de tam
uyumlu olmayan bir sonuç doğurabilir.
Öte yandan Bozay, uygulamada netleştirilmesi gereken bazı teknik konulara da dikkat
çekti:
Çimento sektörümüz yenilenebilir elektrik kullanımını artırmaya odaklanıyor. Ancak
düşük-orta ölçekli bir çimento fabrikasının öz tüketimini tamamen yenilenebilir
enerjiden karşılayabilmesi için yaklaşık 50–70 MW büyüklüğünde bir güneş santrali
kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Bu büyüklükte bir yatırımın fabrika sahası
içinde veya hemen yakınında yapılması ve doğrudan bağlanması çoğu zaman teknik
olarak mümkün olmuyor. Bu nedenle üreticiler yenilenebilir enerji yatırımlarını
farklı lokasyonlarda gerçekleştirmek durumunda kalıyor.
SKDM kapsamında, bu yatırımların ve beyan edilen fiili üretim verilerinin dolaylı
emisyon hesaplamalarında tanınmasını sağlayacak net kurallara ihtiyaç var. Ayrıca
nihai ürünün çimento olması durumunda gömülü emisyon metodolojisi, elektrik
emisyon katsayıları ve bedelsiz tahsisat ayarlamaları gibi alanlarda mevzuatta
belirsizlikler bulunuyor.
Bozay, SKDM’nin çevresel hedefleri korunurken adil rekabet koşullarının sağlanabilmesi
için çözüm önerilerini ise şöyle dile getirdi:
Sektörümüzün önceliği, SKDM kapsamında emisyon raporlarının titizlikle hazırlanması
ve doğrulanmasıdır. Ancak özellikle ilk yıllarda doğrulama süreçlerinde gecikmeler
yaşanması ve doğrulayıcı kapasitesinin yetersiz kalması ihtimali bulunmaktadır.
Saha ziyaretleri ve ilk doğrulama işlemleri beklenenden uzun sürebilir.
Bu durumda, fiili emisyon performansını yansıtmayan varsayılan değerlerin uygulanması,
düşük karbon yoğunluğuna sahip üreticileri orantısız biçimde negatif yönde
etkileyebilir.
Türkiye’nin 2015 yılından bu yana AB’ye benzer bir İzleme, Raporlama ve Doğrulama
(İRD) sistemine sahip olması, gerçek veriler üzerinden değerlendirme yapılabilmesi
açısından hem ihracatçılar hem de ithalatçılar için önemli bir güvence sunmaktadır.
SKDM’nin fiili bir ticaret engeline dönüşmemesi için, ‘Diğer Ülkeler’ başlığı altındaki
genel varsayılan değerler yerine, AB ile uyumlu İRD sistemi verilerine
dayalı ulusal değerlerin kullanılmasına imkân tanınması önem taşımaktadır. Doğrulama
altyapısı tam işler hale gelene kadar fiili emisyon verilerinin esas alınması
ve orantısız mali yüklerin önlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, düşük karbonlu
üretim ile en yüksek karbonu üreteni ayırt edemeyen bir sistem olarak SKDM’nin
düşük karbonlu üretimi destekleme amacı sadece tarife dışı teknik engel
olmaktan öteye geçemeyecektir. Bu itibarla, uygulamada netleşmeyen SKDM kapsamında
akredite kuruluşların nihai listesi gibi akreditasyona dair süreçlerde AB’nin
iç mevzuatındaki ikincil düzenlemelerin ve teknik konuların da en kısa sürede
açıklığa kavuşturulması büyük önem arz etmektedir.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -

Görüntülü Görüşme
× Kolayca Görüntülü Hesap Açın Telefon Görseli