Ekonomi

ASO Başkanı Ardıç Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz

ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, toplantının açışında yaptığı konuşmada güncel
ekonomik gelişmeleri ve sanayi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Enflasyonla
mücadelede üretimi ve ihracatı gözeterek önceleyen daha dengeli bir politika
bileşimine ihtiyaç olduğunu ifade eden Başkan Ardıç, Dezenflasyon programının
sanayisizleşmeye dönüşmesine izin veremeyiz. Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım
yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta
kalabileceğinin hesabını yapıyor. Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken
üretim istikrarını kaybetmemeliyiz dedi.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, ASO Meclis Başkanı Celal
Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan ASO Yönetim Kurulu
Başkanı Seyit Ardıç, küresel sanayi politikalarındaki değişimden Türkiye'nin destek
sistemine, enflasyonla mücadelenin sanayi üzerindeki etkilerinden sanayisizleşme
riskine, Ankara'nın üretim yapısından NATO'nun yeni tedarik düzenine kadar
sanayi gündeminin temel başlıklarını değerlendirdi.

Toplantının Malazgirt Zaferi'nin ve Büyük Taarruz'un başlangıcının yıl dönümü olan
26 Ağustos'ta yapıldığını hatırlatan Başkan Ardıç, Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te
kazandığı zaferle vatan kıldığımız bu toprakları, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün
başkomutanlığında başlatılan Büyük Taarruz'la sonsuza kadar yurdumuz
olarak mühürledik. Milletimizin en zor şartlarda dahi inancını kaybetmeden, büyük
bir azim ve kararlılıkla hedefine yürüdüğünü gösteren Malazgirt Zaferi'nin 955'inci
ve Büyük Taarruz'un 104'üncü yıl dönümünü yürekten kutluyorum dedi.

DÜNYANIN EN BÜYÜK 250 MÜTEAHHİDİNİN 22'Sİ ANKARA'DAN
Konuşmasında Dünyanın En Büyük 250 Müteahhitlik Firmasının yer aldığı ENR 2026
listesine de değinen Başkan Ardıç, listedeki Türk firma sayısının 45'ten 48'e
yükseldiğini, bunlardan 22'sinin Ankara merkezli olduğunu söyledi. ASO Meclis Başkanı
Celal Koloğlu'nun firması Kolin İnşaat'ın 129'uncu sıradan 101'inci sıraya,
ASO Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Çetinceviz'in firması Onur Taahhüt'ün ise 166'ncı
sıradan 161'inci sıraya yükseldiğini belirten Başkan Ardıç, Bu başarı bizler
için ayrı bir gurur kaynağıdır. Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektörümüz,
her geçen yıl gücünü artırmaya devam ediyor. Ülkemizin ekonomik gücüne büyük
katkı sağlayan tüm firmalarımızı, yöneticilerini ve çalışanlarını yürekten kutluyor,
başarılarının artarak devam etmesini temenni ediyorum ifadelerini kullandı.

DEVLETLER YATIRIMCI, FİNANSÖR VE STRATEJİK YÖNLENDİRİCİ OLARAK SAHAYA İNİYOR
Ülkelerin sanayi politikalarının yeni bir faza geçtiğini, teşvik sistemlerinin daha
seçici ve proaktif hâle geldiğini belirten Başkan Ardıç, IMF'in temmuz ayında
yayımladığı Stratejik Sektörlerde Sanayi Politikası ve Ticaret Gerilimleri
çalışmasının bu değişimi teyit ettiğini söyledi.

Başkan Ardıç, Devletler düzenleyici olmanın ötesine geçiyor, yatırımcı, finansör
ve stratejik yönlendirici olarak sahaya iniyor. Stratejik teşvikler, uzun vadeli
ve uygun maliyetli finansman, kamu alımları gibi hedef odaklı sanayi politikaları
bugün küresel rekabetin temel araçları hâline geliyor dedi.

Savunma sanayii, siber güvenlik, uydu ve radar sistemlerinin ulusal güvenlik, yarı
iletkenler, yapay zekâ, robotik ve kuantum teknolojilerinin ekonomik ve teknolojik
üstünlük, batarya, elektrikli araç, güneş paneli ve hidrojen teknolojilerinin
ise enerji dönüşümü açısından stratejik nitelik kazandığını belirten Başkan
Ardıç, sözlerini şöyle sürdürdü: Ülkeler arasındaki yarış, daha fazla mal üretmenin
ve daha çok ihracat yapmanın ötesine geçti. Asıl yarış, geleceğin kritik
teknolojilerini geliştirmek, bunların üretim altyapısını elde tutmak ve küresel
değer zincirlerini yönlendirmek üzerinden yürüyor.

ÖNEMLİ OLAN STRATEJİK SEKTÖRLERİ BELİRLEMEK
Dönüşümün en çarpıcı örneğinin Çin olduğunu ifade eden Başkan Ardıç, ülkenin rekabet
gücünü stratejik sektör seçimi, uzun vadeli finansman, kamu alımları ve teknoloji
odaklı firma geliştirme politikalarıyla artırdığını anlattı. Çin'in Küçük
Devler programıyla kritik ara malı ve teknoloji üreten orta ölçekli firmaları
sistemli biçimde büyüttüğünü kaydeden Başkan Ardıç, OECD verilerine göre 2005-2024
döneminde Çinli firmaların OECD ülkelerindeki rakiplerinden ortalama üç
ila sekiz kat daha fazla kamu desteği aldığını söyledi. Kamu bankalarının sağladığı
finansman, vergi avantajları, ihracat destekleri ve doğrudan kamu yatırımlarıyla
bu firmaların küresel tedarik zincirlerinin güçlü aktörlerine dönüştürüldüğüne
dikkat çeken Başkan Ardıç, Çin'in güneş panelinde, lityum bataryada, elektrikli
araçta, kritik minerallerde ve elektronik ara mallarında ulaştığı üretim
gücünün arkasında bu yaklaşımın yattığını belirtti.

Başkan Ardıç, şöyle devam etti:
Küresel pazar payı kazanımlarının yüzde 22'si sübvansiyonlarla açıklanırken, Çinli
firmalarda bu oran yüzde 60'a ulaşıyor. Bu modelin bize verdiği mesaj açıktır.
Sanayi politikası, bütün firmalara aynı ölçüde destek dağıtan genel bir teşvik
sisteminden ibaret değildir. Önemli olan ülkenin geleceği açısından stratejik
alanları belirlemek, teknoloji geliştirme, verimlilik, ihracat, yerlileştirme
ve nitelikli istihdam kapasitesi bulunan firmaları uzun vadeli ve performansa
dayalı araçlarla büyütmektir. Teşvik, işletmeyi geçici olarak ayakta tutan bir
yardım değil, onu küresel rekabete hazırlayan, teknolojik ilerlemeye zorlayan
ve sonuç üreten bir sanayi politikası olmalıdır.

Türkiye'nin kendi üretim yapısına, finansman imkânlarına ve dış ticaret ilişkilerine
uygun özgün bir model kurması gerektiğini vurgulayan Başkan Ardıç, Destek
sistemini yeniden kurarken artık 'ne kadar veriyoruz?' sorusundan önce, 'nereye
veriyoruz?' sorusunu sormalıyız. Bugün destekler çok geniş bir alana yayılıyor,
ancak hiçbir sektörde yeterli ağırlığı oluşturamıyor. Oysa başarı, tek tek firmaların
maliyetini düşürmekten çok, belirli alanlarda üretim gücü ve ölçek biriktirerek
sektörün tamamını rekabetçi hâle getirmektir dedi.

NEFES VERİRKEN YÖNÜ DE KURMALIYIZ
Mevcut destek sistemindeki ölçek sorununa da dikkat çeken Başkan Ardıç, şöyle devam
etti:
Firmayı büyümeye teşvik ediyoruz, firma ölçek kazandığında ise desteği kesiyoruz.
Tam güç birikmeye başladığı anda sistem elini çekiyor. Stratejik alanları kamu
ve özel sektör birlikte belirlemeli, o alanlarda hangi firmanın destekleneceğine
performans karar vermelidir. Büyüyen, yatırım yapan ve ihracatını artıran
işletmenin desteği kesilmemeli, büyüme ve ihracat taahhüdü karşılığında devam etmelidir.

Sanayicinin yüksek finansman maliyetleri, uzun tahsilat vadeleri ve daralan taleple
mücadele ettiğini belirten Başkan Ardıç, Bu nedenle iki hattı aynı anda yürütmeliyiz:
Bir yandan işletmelere süreli bir nefes alanı açmalı, diğer yandan
seçici destek sistemini bugünden kurmalıyız. Kısacası, önce nefes sonra yön değil,
nefes verirken yönü de kurmalıyız ifadelerini kullandı.

ENFLASYONLA MÜCADELENİN EN AĞIR BEDELİNİ SANAYİCİ ÖDÜYOR
Türkiye'de 2023 yılının ortasından bu yana sıkı para politikası ağırlıklı bir dezenflasyon
programı uygulandığını hatırlatan Başkan Ardıç, yıllık enflasyonun Mayıs
2024'teki yüzde 75 seviyesinden yüzde 30'lar düzeyine gerilemesinin önemli
bir kazanım olduğunu belirtti. Ancak bugün gelinen seviyenin yılın ilk ayındaki
düzeyin bile bir miktar üzerinde bulunduğunu ve son bir yıldaki düşüşün iki puanın
altında kaldığını ifade etti.

Başkan Ardıç, Enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini ise biz sanayiciler ödüyoruz.
Mal enflasyonu yüzde 27 bandına inerken hizmet enflasyonu yüzde 40'a yakın
seyrediyor. Oysa kira, lojistik, sigorta, danışmanlık gibi hizmet kalemleri bizim
de maliyetimizin içindedir. Makas buradan açılıyor dedi.

Enflasyonla mücadeleden vazgeçilemeyeceğini, buna karşılık dezenflasyon sürecinin
sanayisizleşmeye dönüşmesine de izin verilemeyeceğini vurgulayan Başkan Ardıç,
Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne
kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor. Fiyat istikrarını
sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz diye konuştu.

Enflasyonla mücadelede üretimi ve ihracatı gözeterek önceleyen daha dengeli bir
politika bileşimine ihtiyaç bulunduğunu belirten Başkan Ardıç, Bu mücadele Merkez
Bankası'nın faiz politikasıyla sınırlı kalamaz. Kamu harcamaları, vergi politikası,
yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ve beklenti yönetimi, para politikasıyla
güçlü bir eş güdüm içerisinde yürütülmelidir. Para politikasının daha sade
ve öngörülebilir bir yapıya kavuşturulması ve parasal aktarım mekanizmasının
güçlendirilmesi büyük önem taşıyor değerlendirmesinde bulundu.

SANAYİCİNİN KAZANDIĞI HER 100 LİRANIN 87 LİRASI FİNANSMANA GİDİYOR
Haziran ayı verilerinin sanayinin ana eğilimindeki zayıflığın sürdüğünü gösterdiğini
belirten Başkan Ardıç, imalat sanayii üretiminin yüzde 1,5 gerilediğini, mevsim
ve takvim etkilerinden arındırılmış aylık artışın yüzde 0,1'de kaldığını
hatırlattı. Sermaye malı üretiminin yıllık yüzde 4,8 gerilemesine dikkat çeken
Başkan Ardıç, Bu tablo bize bugünkü üretimin yanında yarınki kapasitenin de yavaşladığını
söylüyor dedi.

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sonuçlarını da değerlendiren Başkan Ardıç,
üretimden satışlardaki yüzde 25,7'lik nominal artışa rağmen reel büyümenin binde
2 ile sınırlı kaldığını söyledi. Başkan Ardıç, Üç yıllık reel daralmanın ardından
sanayicimiz, büyümek bir yana, mevcut üretim düzeyini koruma mücadelesi veriyor
ifadelerini kullandı.

Araştırmanın en çarpıcı sonucunun finansman yükü olduğunu vurgulayan Başkan Ardıç,
Finansman giderleri yüzde 45 artarak 138 milyar liraya ulaşmış, faaliyet kârının
yüzde 87'sini tüketmiştir. Sanayicimiz, faaliyetinden kazandığı her 100 liranın
87 lirasını finansman giderine ayırmak zorunda kalmıştır. Aynı oran İlk
500'de 85'tir. Yani yük, ölçek küçüldükçe hafiflemiyor diye konuştu.

Sanayide yaşanan güç kaybını ateşi olmayan bir hastalığa benzeten Başkan Ardıç,
Bacalar tütüyor, vardiyalar devam ediyor, siparişler geliyor, ancak üretim yapısının
dayanıklılığı giderek zayıflıyor. Sorun ani bir duruş değil, sanayinin
yatırım kapasitesini, verimliliğini ve rekabet gücünü zaman içerisinde aşındıran
sessiz bir güç kaybıdır dedi.


BAŞKAN ARDIÇ'TAN SANAYİSİZLEŞME UYARISI: TÜRKİYE, ÜRETİM EKONOMİSİNDEN UZAKLAŞIYOR MU?
Sanayisizleşme uyarısını ilk kez iki yıl önce, Eylül 2024'te ASO Meclis kürsüsünden
dile getirdiğini hatırlatan Başkan Ardıç, sonrasında da bu riske defalarca
dikkat çektiğini söyledi.

Sanayinin milli gelir içerisindeki payının 2016 yılının ilk çeyreğinde yüzde 19,6
iken 2023'te yüzde 22,8'e yükseldiğini, 2026 yılının ilk çeyreğinde ise yüzde
17,7'ye kadar gerilediğini belirten Başkan Ardıç, Özellikle 2023 sonrasında yaşanan
5,1 puanlık hızlı düşüş, ülkemiz açısından sanayisizleşme riskinin güçlendiğine
işaret ediyor dedi.

Başkan Ardıç, 2009 yılında her 100 ücretli çalışanın 36'sı sanayide istihdam edilirken
bu sayının bugün 30'un altına indiğini ifade ederek, Sanayinin toplam ücretli
istihdam içerisindeki payı 17 yılda 6,1 puan azaldı ve bu kayıp son yıllarda
hız kazandı. Bu durum artık dönemsel bir istihdam kaybının ötesinde, Türkiye
ekonomisinin üretim ve istihdam yapısında sanayinin ağırlığının zayıfladığına
işaret ediyor diye konuştu.

Gelişmiş ekonomilerde sanayinin istihdam payındaki azalmanın daha yüksek teknoloji,
katma değer, verimlilik ve nitelikli iş gücüyle birlikte gerçekleşmesi hâlinde
doğal bir dönüşüm olarak değerlendirilebileceğini belirten Başkan Ardıç, Ancak
sanayinin istihdam payı azalırken katma değeri, teknoloji yoğunluğu ve verimliliği
yeterince yükselmiyorsa karşımıza çıkan olgu dönüşüm değil, erken sanayisizleşmedir
dedi.

İhracatın parasal değeri artarken hacmindeki zayıflamanın üretim kapasitesi ve dış
rekabet gücü açısından kırılganlığa işaret ettiğini söyleyen Ardıç, ASO kayıtlarındaki
değişimi de paylaştı. Ardıç, 2024 yılında yaklaşık 3 bin olan ihracatçı
firma sayımız, 2025 yılında 2 bin 494'e geriledi. Yani bir yılda ihracat yapan
firma sayımız yaklaşık yüzde 18 azaldı. Üstelik kaybettiğimiz firmalardan
101'i dört yıl boyunca kesintisiz ihracat yapmış, yolu bilen firmalarımızdı ifadelerini
kullandı.

Verilerin ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını vurgulayan Ardıç, Tüm bu gelişmeler
bizi kritik bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Türkiye, üretim ekonomisinden
uzaklaşıyor mu? Gerekli politika değişiklikleri yapılmadığı takdirde bu tehlike
artık teorik bir ihtimal olmaktan çıkıyor. Ülkemizin sanayiden uzaklaşması
kalkınma modelimizi doğrudan ilgilendiren bir risktir dedi.

ANKARA PARADOKSU: YÜKSEK TEKNOLOJİDE DERİNLEŞME, GELENEKSEL ÜRETİMDE BASKI
ASO'nun hazırladığı Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu çalışmasının sanayideki
değişimi Başkent özelinde ele aldığını belirten Ardıç, Ankara'nın ilk
bakışta Türkiye genelinden olumlu ayrıştığını söyledi. Ankara'da imalat istihdamının
2022'den bu yana yüzde 6,4 arttığını, Türkiye genelinde ise aynı dönemde
yüzde 5 gerilediğini aktaran Ardıç, 2026 yılının ilk yedi ayında Ankara'nın ihracat
artış hızının da Türkiye ortalamasının 5,7 katına ulaştığını belirtti.

Savunma ve havacılık başta olmak üzere elektronik ve optik, makine ve teçhizat,
yazılım, ileri mühendislik ve sistem entegrasyonunda belirgin bir sanayi derinleşmesi
yaşandığını kaydeden Başkan Ardıç, Ankara'mız açısından sanayinin bütünüyle
büyüdüğünü ya da gerilediğini söyleyemeyiz. Ankara bir taraftan yüksek teknoloji
ve bilgi yoğun sektörlerde yeniden sanayileşirken, diğer taraftan geleneksel
ve daha kırılgan üretim katmanlarında sanayisizleşme baskısıyla karşı karşıya
kalıyor. Raporumuzun 'Ankara Paradoksu' olarak tanımladığı temel yapı budur
dedi.

NATO'NUN YENİ TEDARİK DÜZENİ ANKARA SANAYİSİ İÇİN FIRSAT PENCERESİ AÇIYOR
Ankara'daki firmaların değer zincirinde daha üst konumlara taşınması gerektiğini
vurgulayan Başkan Ardıç, NATO Ankara Zirvesi'nin sanayi açısından yeni bir fırsat
penceresi açtığını söyledi. Zirvede savunma üretimi, teknolojik kapasite, tedarik
zincirlerinin dayanıklılığı ve sanayi iş birliklerinin gündemin merkezinde
yer aldığını belirten Başkan Ardıç, ortak üretim kapasitesinin genişletilmesi,
savunma ticaretindeki engellerin azaltılması ve KOBİ'lerin tedarik sistemine
daha güçlü biçimde entegre edilmesine yönelik kararların önemine dikkat çekti.

Kamuoyunda 50 milyar doların üzerindeki yeni tedarik rakamının konuşulduğunu hatırlatan
Başkan Ardıç, Zirvenin sanayimiz açısından asıl önemi, savunma üretim
ve tedarik düzeninde başlayan değişimdir. Yeni dönemde bir ürüne veya fabrikaya
sahip olmanın yanında, üretim kapasitesinin belgelenebilir, uluslararası sistemlerde
görünür ve gerektiğinde hızla dönüştürülebilir olması da stratejik değer
taşıyor dedi.

Bu yaklaşımın henüz ürünü bulunmasa da makine altyapısı ve üretim kabiliyeti bulunan
firmalara uluslararası tedarik zincirlerinin kapısını açabileceğini belirten
Başkan Ardıç, ASO'nun 2026 NATO Ankara Zirvesi ve Ankara Sanayisinin Yeni Konumu:
Mülkiyetten Kapasiteye raporunda bu konunun kapsamlı bir şekilde ele alındığını
söyledi. Başkan Ardıç, Görünür olmak sipariş almak değildir. Belge, rekabette
elenmemenin koşuludur, ama işi almanın garantisi değildir ifadelerini
kullandı.

ASO'nun üyelerini NATO'nun yeni savunma tedarik düzenine hazırlayacağını belirten
Başkan Ardıç, Firmalarımızın hazırlık düzeyini tespit edecek, kapasite raporlarımızdan
yararlanarak Ankara sanayisinin uluslararası sistemlerde aranabilir
kabiliyet envanterini çıkaracağız. Kodlama ve teknik dosya eğitimlerinden test
ve belgelendirme süreçlerine kadar ihtiyaç duydukları her alanda firmalarımızın
yanında olacağız. Bir tip sözleşme kılavuzu hazırlayacak, NATO'nun uygulama planı
oluşturulurken Ankara sanayisinin görüş ve ihtiyaçlarının ulusal karar süreçlerine
yansıması için çalışacağız dedi.

Ankara'daki çok sayıda KOBİ'nin büyük savunma kuruluşlarının tedarik zincirlerinde
başarıyla üretim yaptığını vurgulayan Başkan Ardıç, sözlerini şöyle sürdürdü:
Hedefimiz, firmalarımızın alt yüklenici olarak edindikleri bilgi ve tecrübeyi
daha ileri bir seviyeye taşıyarak kendi ürün ve teknolojilerini geliştirmelerini
sağlamaktır. Bugünün güçlü yan sanayi firmalarından yarının ürün sahibi, teknoloji
geliştiren ve uluslararası pazarlarda doğrudan rekabet edebilen şirketlerini
çıkarmalıyız. Ana sanayi kuruluşlarına üretim yapmak nihai hedef değil, teknoloji
öğrenmenin, tasarım kabiliyeti kazanmanın ve kendi özgün ürününe geçmenin
bir basamağı olmalıdır.

Güvenlik kapasitesi ile sanayi gücünün birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten
Başkan Ardıç, Güçlü bir savunma sanayii, üretim kabiliyeti, teknoloji, finansman
ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Başkentimiz bu dört unsuru buluşturan,
üniversite ile sanayinin bir araya geldiği ender merkezlerden biridir.
Ülkemizin jeopolitik önemini ekonomik ve teknolojik üstünlüğe dönüştürürken Ankara'yı
da bu sürecin öncü merkezlerinden biri hâline getirmek için kararlılıkla
çalışıyoruz dedi.

BAŞKAN ARDIÇ'TAN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI
Konuşmasının sonunda Büyük Zafer'in 104'üncü yıl dönümünü ve 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı
kutlayan ASO Başkanı Ardıç, Sultan Alparslan'ın Malazgirt Zaferi'yle
Anadolu'nun kapılarını açtığı 26 Ağustos, asırlar sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün
başkomutanlığında Büyük Taarruz'un başladığı gün olmuş, bu kutlu mücadele
30 Ağustos'ta Büyük Zafer'le taçlanmıştır. Başta Ulu Önderimiz Atatürk ve silah
arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, saygı ve minnetle anıyorum
ifadelerini kullandı.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -