ASO Başkanı Ardıç Sanayiciyi ayakta tutmak, ülkemizin geleceğini teminat altına almaktır
Ankara Sanayi Odası (ASO) Haziran Ayı Meclis Toplantısı, ASO Meclis Başkanı Celal
Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi. ASO Yönetim Başkanı Seyit Ardıç yaptığı
konuşmada güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdi, sanayicilerin talep, beklenti,
sorun ve çözüm önerilerini aktardı.
ASO Başkanı Seyit Ardıç, konuşmasına, MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilen
ASO Meclis Üyesi Özgür Bayraktar'ı tebrik ederek başladı. Başkan Ardıç,
Yeni görevinde üstlendiği yoğun sorumluluğa rağmen Odamız çalışmalarına katkı
sunmaya ve sanayimizin gündemini yakından takip etmeye devam etmesini son derece
kıymetli buluyorum. Kıymetli sanayici yol arkadaşım Sayın Özgür Bayraktar'ı bir
kez daha tebrik ediyor, üstlendiği bu önemli görevde başarılar diliyorum ifadelerini
kullandı.
KOMİTELERİMİZ ANKARA SANAYİSİNİN SAHADAKİ SESİ
Başkan Ardıç, Şubat ve Mart bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Meslek Komiteleri Toplantılarında
sektörlerin beklentilerini, sorunlarını ve çözüm önerilerini kapsamlı
biçimde değerlendirdiklerini belirterek, Komitelerimizden gelen her görüşü,
Ankara sanayisinin sahadaki sesi olarak görüyoruz dedi. Toplantılarda yapılan
tüm değerlendirmelerin rapor haline getirilerek ilgili kamu kurumlarıyla paylaşılacağını
belirten Başkan Ardıç, Bizim yönetim anlayışımızda sorunu dinlemek
tek başına yeterli değildir, önemli olan çözüm üretmek ve sonuç almaktır. Bu
kapsamda, geçen ay gerçekleştirdiğimiz Meslek Komiteleri Ortak Toplantımızda üyelerimizin
dile getirdiği talepleri tek tek değerlendirdik, kamu kurumlarının
görev ve yetki alanına giren altı konuda resmî girişimlerimizi hızla başlattık
ve ilgili üyelerimizi yazıyla bilgilendirdik. Süreçleri yakından takip ediyoruz
ifadelerini kullandı.
Küresel gündemde yaşanan gelişmelere de değinen ASO Başkanı Ardıç, ABD-İran geriliminin
diplomasi masasına taşınmasının umutlandıran bir gelişme olduğunu belirtti.
Kalıcı barışın, atılan adımların sahada karşılık bulmasına bağlı olduğuna
dikkat çeken Başkan Ardıç, Enerji arz güvenliğinden ticaret yollarına kadar geniş
bir alanda belirsizlik üreten bu sürecin silahla değil diplomasiyle çözülmeye
çalışılması, küresel istikrar adına başlı başına bir kazanımdır. Bölgemizde
ve dünyada çatışmaların yerini barışın, istikrarın ve iş birliğinin almasını temenni
ediyorum diye konuştu.
DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE SANAYİ, ÜRETİM VE TEKNOLOJİ VAR
Yılın ilk yarısında küresel ekonomide risk algısının güçlü biçimde devam ettiğini
belirten Başkan Ardıç, şu değerlendirmeyi yaptı:
Jeoekonomik ve politik kopuşların derinleşmesi, ekonomik karar alma süreçlerini
daha kırılgan hâle getiriyor. Korumacılık yükseliyor, sermaye daha seçici davranıyor,
enerji ve lojistik maliyetleri jeopolitik gerilimlere her zamankinden duyarlı
hâle geliyor.
Asıl mesele ise bu dalgalanmaların ötesinde. Bugün dünya ekonomisini anlamak için
yalnızca büyüme rakamlarına, enflasyon oranlarına ya da merkez bankalarının faiz
kararlarına bakmak yeterli değil. Çünkü dünyada çok daha derin bir dönüşüm
yaşanıyor ve bu dönüşümün merkezinde sanayi, üretim ve teknoloji var.
1990'da dünya imalat sanayiinden yalnızca yüzde 3 pay alan Çin'in bugün tek başına
küresel üretimin yaklaşık üçte birini gerçekleştirdiğine dikkat çeken Başkan
Ardıç, Aynı dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nin payı yüzde 23'ten yüzde 16'ya,
Japonya'nın payı yüzde 13'ten yüzde 5'e, Almanya'nın payı ise yüzde 9'dan
yüzde 4'e geriledi. Türkiye'nin payı ise 1990'da yüzde 0,86 iken, bugün ancak
yüzde 1,3 seviyesine ulaşabildi. Yani üretim kapasitemizi artırmış olsak da küresel
ölçekte arzu edilen sıçramayı henüz gerçekleştiremedik ifadelerini kullandı.
SANAYİSİZ EKONOMİ KÖKSÜZ AĞAÇ GİBİ İLK FIRTINADA DEVRİLİR
Üretimin yeri değiştiğinde, gücün merkezinin de değiştiğini söyleyen Başkan Ardıç,
şöyle devam etti:
Bir zamanlar Atlantik dünyasının kontrolündeki üretim düzeni, bugün büyük ölçüde
Asya-Pasifik eksenine kaymış durumda. Çin, ölçek ekonomisi, devlet destekleri,
enerjiye erişim, lojistik kapasite, teknoloji yatırımları ve uzun vadeli sanayi
politikasıyla dünyanın üretim merkezi hâline geldi. Üstelik artık dünya yeni
bir sanayi çağına giriyor ve bu çağda ucuz iş gücü tek başına belirleyici olmaktan
çıkıyor. Enerjiye erişim, teknoloji üretme kapasitesi, yapay zekâ, veri hâkimiyeti
ve kritik hammaddelere erişim, yeni dönemin temel belirleyicileri hâline
geliyor. İşte bu yüzden sanayi, bugün yeniden bir devlet meselesidir. Dün bize
'piyasa her şeyi çözer' diyen ülkeler, bugün çipten bataryaya, savunmadan yapay
zekâya kadar kendi sanayilerini ayakta tutmak için milyarlarca dolarlık kamu
kaynağını seferber ediyor. Çünkü herkes gördü ki sanayisi olmayan bir ülkenin
ne ekonomisi ne diplomasisi ne de savunması uzun süre ayakta kalamaz. Sanayisiz
bir ekonomi, köksüz bir ağaç gibidir, gövdesi ne kadar heybetli görünürse görünsün,
ilk sert fırtınada devrilir ifadelerini kullandı.
KALICI BÜYÜME TÜKETİMDEN DEĞİL ÜRETİMDEN GELİR
Başkan Ardıç, Türkiye ekonomisinin yılın ikinci yarısına dezenflasyon sürecinin
belirleyici eşiğinde girdiğini belirterek, Enflasyonla mücadele ve makroekonomik
istikrar amacıyla uygulanan sıkı para ve maliye politikalarının faturasını en
çok sanayinin ödediğini uzun süredir sahada görüyorduk. Açıklanan veriler bu
tespitimizi doğruladı. 2026'nın ilk çeyreğinde büyüme yüzde 2,5 ile beklentilerin
altında kaldı, bir önceki çeyreğe göre büyümenin sıfıra yakın seyretmesi, ekonomide
belirgin bir ivme kaybına işaret ediyor dedi.
2025'in ikinci ve üçüncü çeyreklerinde büyümeye güçlü katkı veren sanayi sektörünün,
son çeyrekte yüzde 0,9'a kadar yavaşlayıp 2026'nın ilk çeyreğinde daralmaya
döndüğünü ve sanayi üretiminin yüzde 0,8 küçülerek büyümeyi aşağı çektiğini hatırlatan
Başkan Ardıç, Ekonomi büyüyor, ama bu büyüme üretimden çok tüketime
dayanıyor. İç tüketim büyümeyi taşırken sanayi, yatırım ve ihracat zayıflıyor.
İhracattaki daralma, yatırımlardaki ivme kaybı ve sanayi üretimindeki düşüş, büyümenin
kalitesi bakımından ciddi bir uyarıdır. Oysa kalıcı büyüme, tüketimden
değil üretimden gelir. Bu yüzden artık büyümenin oranı kadar, hangi kaynaktan beslendiği
de önemlidir değerlendirmesinde bulundu.
SANAYİCİ ALIN TERİYLE KAZANDIĞINI FAİZE VERİYOR
Sanayideki ivme kaybının firmaların bilançolarında da net biçimde görüldüğünü anlatan
Başkan Ardıç, Asıl kırılma firmaların mali yapılarında, karlılıklarında
ve finansman yüklerinde kendini gösteriyor dedi.
Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması'nın sonuçlarını da değerlendiren
Başkan Ardıç, şunları söyledi:
Sanayimiz üretmeye, ihracat yapmaya ve ekonominin ana taşıyıcı kolonu olmaya devam
ediyor, ama bunu artık çok daha zor koşullarda yapıyor. Nitekim üretimden satışlar
nominal olarak yüzde 28 artmış görünse de, bu artışın reel karşılığı yalnızca
yüzde 2,1 düzeyinde kalıyor. Yani rakam büyük, kazanç küçük. İşte asıl mesele
de tam burada başlıyor. Çünkü önemli sorun kârlılıkta. Veriler, sanayicimizin
daha çok üretip daha çok sattığını ama aynı oranda kâr edemediğini gösteriyor.
Bugün büyük sanayi kuruluşlarımızda faaliyet kârının neredeyse tamamı, yaklaşık
yüzde 85'i finansmana gidiyor. Yani sanayici alın teriyle kazanıyor, kazandığını
faize veriyor, bu durum işletme sermayesini ve rekabet gücünü doğrudan
kısıtlıyor. Elektrik tüketimi verileri de bu tabloyu çarpıcı biçimde teyit ediyor.
Aynı miktarda enerjiyle üretime devam eden firmalarımızın kârlılığındaki ciddi
gerileme, sanayicimizin bugün çok düşük kâr marjlarıyla, hatta bazı durumlarda
ihracat pazarlarını kaybetmemek için zararına üretim yapmak zorunda kaldığını
gösteriyor. Firmalarımız, 'bu zor günler geçecek' beklentisiyle üretimden, istihdamdan
ve yatırımdan kopmamaya çalışıyor. Ancak mevcut tablo bize, beklediğimiz
o rahatlama döneminin bir türlü gelmediğini, aksine maliyet, finansman ve
talep baskılarının kalıcı hale gelme riski taşıdığını gösteriyor.
ÜYELERİMİZİN ÜÇTE BİRİ 2025'İ ZARARLA KAPATTI
Ankara sanayisinin taşıyıcı gücünü oluşturan KOBİ'lerin daha ağır şartlar altında
faaliyetlerini sürdürmeye çalıştığına dikkat çeken Başkan Ardıç, ASO üyelerinin
reel kârlılıklarında son yıllarda ciddi kayıplar yaşandığını belirtti.
Başkan Ardıç şöyle devam etti:
Bu yalnızca devlerin sorunu değil. Devler bile zorlanıyorsa, Ankara sanayisinin
taşıyıcı gücü olan KOBİ'lerimiz çok daha ağır şartlarda nefes almaya çalışıyor
demektir. Odamızın üyelerinin durumu da bunu açıkça gösteriyor. Üyelerimizin reel
kârı 2021'den bu yana eriyor, son dört yılda reel kârlılık yüzde 30'a yakın
geriledi. 2025 yılını üyelerimizin üçte biri zararla kapattı. Son iki yılda zarar
eden üye sayımız ikiye katlandı.
Bunun anlamı şudur: Sanayicimiz makinesini çalıştırmaya, işçisini korumaya devam
ediyor, ama bu çabanın ekonomik karşılığı her gün biraz daha eriyor. Üretim sürüyor,
ama üretimin geleceği tükeniyor.
Bu nedenle sanayideki bu kaybı geçici bir yavaşlama olarak görmemeliyiz. Üretim
kapasitesi, rekabet gücü ve firmalarımızın mali dayanıklılığı aynı anda baskı altındadır.
Önümüzdeki dönemin önceliği, sanayicinin finansman yükünü hafifleten,
kârını güçlendiren, teknolojik dönüşümünü hızlandıran ve üretim kapasitesini
kalıcı biçimde destekleyen bir sanayi ekosistemi kurulması olmalıdır.
Bütün zorlu koşullara rağmen En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu listesinde yer alan ASO
üyesi firma sayısının artmasının gurur verici olduğunu ifade eden Başkan Ardıç,
Ankara'nın savunma sanayiindeki gücüne dikkat çekerek, Bütün bu zorlu koşullara
rağmen listede Odamız üyesi firma sayısının 50'den 53'e yükselmesi bizim için
ayrı bir gurur kaynağıdır. TUSAŞ ve ASELSAN'ın ilk 10'a girmesi, ROKETSAN ve
HAVELSAN'ın güçlü performansı, Ankara'mızın savunma sanayiinde dünyanın sayılı
üretim merkezlerinden biri hâline geldiğini gösteriyor. Bu vesileyle 500 Büyük
Sanayi Kuruluşu listesinde yer alma başarısı gösteren tüm üyelerimizi gönülden
kutluyorum diye konuştu.
ÇİFT YÖNLÜ RİSKLE KARŞI KARŞIYAYIZ
En önemli gündem maddesinin yüksek enflasyon olmaya devam ettiğini belirten Başkan
Ardıç, şunları söyledi:
Yüksek enflasyon sadece fiyatları artıran bir sorun değildir, yatırım kararlarını
öngörülemez kılan, finansmana erişimi zorlaştıran, gelir dağılımını bozan ve
üretimi baskılayan temel bir istikrarsızlık kaynağıdır. Yaklaşık üç yıldır süren
dezenflasyon programında bugün çift yönlü bir riskle karşı karşıyayız: Bir yanda
yüksek enflasyon, diğer yanda büyümede belirgin bir ivme kaybı. İkisini aynı
anda yönetmek zorundayız.
Ekonomi politikalarının zamanında, kararlı ve etkili sonuç üretmesi gerekir. Aksi
hâlde sorunlar çözülmek yerine derinleşir, zamanında yönetilebilecek dengesizlikler
daha karmaşık ve maliyetli hâle gelir. Ülkemizin ihtiyacı, üretim üzerindeki
baskıyı azaltan, fiyat istikrarını kalıcı kılan ve büyüme kapasitesini koruyan
bütüncül bir ekonomi politikasıdır. Enflasyonla mücadele ancak para politikası,
maliye politikası, yapısal reformlar ve üretimi destekleyen uygulamaların
aynı hedefte buluşmasıyla başarıya ulaşır.
KREDİ BÜYÜME SINIRLARININ DÜŞÜRÜLMESİ SANAYİCİYİ DAHA DA ZORLAYACAK
Merkez Bankası'nın kredi büyüme sınırlarına ilişkin kararlarını değerlendiren Başkan
Ardıç, finansmana erişimin daha da zorlaşacağına dikkat çekerek şu değerlendirmeyi
yaptı:
Tam da sanayi yavaşlarken Merkez Bankası'nın kredi büyüme sınırlarını aşağı çekmesi
bizi düşündürüyor. KOBİ kredilerinde aylık büyüme sınırının yüzde 5'ten yüzde
4,5'e, diğer ticari kredilerde yüzde 3'ten yüzde 2'ye indirilmesi, finansmana
erişimin önümüzdeki dönem daha da zorlaşacağını gösteriyor. Bu karar, yüksek
faizler nedeniyle zaten uzun süredir zorlanan sanayicimiz üzerindeki baskıyı daha
da artıracaktır.
Finansmana erişimin önemine değinen Başkan Ardıç, TOBB Nefes Kredisi'nin yeniden
devreye alınmasını memnuniyetle karşıladıklarını söyleyerek, Finansmana erişimin
bu kadar önem kazandığı bir dönemde, TOBB Nefes Kredisi'nin yeniden devreye
alınmasını çok değerli buluyorum. Sahadan gelen talepleri dikkate alarak KOBİ'lerimize
bu can suyunu ulaştıran başta TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu
olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum dedi.
İHRACATTA KALICI BAŞARIYI VERİMLİLİK, TEKNOLOJİ VE YÜKSEK KATMA DEĞER BELİRLER
İhracatta sürdürülebilir başarının yüksek katma değerli üretimden geçtiğini vurgulayan
Başkan Ardıç, rekabet gücünü artırmanın yolunun verimlilik ve teknoloji
yatırımlarından geçtiğini söyledi.
Başkan Ardıç şöyle devam etti:
Mal ihracatımız son 10 yılda 142 milyar dolardan yaklaşık iki kat artışla 2025
yılı sonunda 273 milyar dolara yükseldi. Bu kuşkusuz önemli bir başarıdır. Bundan
sonraki hedefimiz, birim ihracat değerimizi yükseltmek, yüksek teknolojili ürünlerin
payını artırmak ve küresel pazarlarda daha güçlü markalarla yer almaktır.
Buna karşılık 2026'nın ilk çeyreğinde ihracatımızın yüzde 12,7 gerilemesi ve net
ihracatın altı çeyrektir büyümeyi aşağı çekmesi, rekabet gücümüzü yeniden güçlendirecek
yapısal adımlara ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.
Elbette kur seviyesi, ihracatçımız için önemlidir. Ama küresel pazarda kalıcı başarıyı
kur değil, verimlilik, teknoloji, ölçek ekonomisi, markalaşma ve yüksek
katma değer belirler. Verimliliği çoğu zaman aynı kişiyle daha çok üretmek sanıyoruz,
oysa onun doğal bir sınırı var. Kalıcı verimlilik, dijitalleşme, otomasyon,
yapay zekâ ve Ar-Ge yatırımlarıyla gelir. Bugün dünya, gemilerimizin ne kadar
yük taşıdığına değil, o yükün içine ne kadar akıl, tasarım ve marka koyabildiğimize
bakıyor. Aynı konteynere daha fazla değer koyabilen kazanıyor.
2026-2030 TÜRKİYE YAPAY ZEKÂ EYLEM PLANI'NA GÜVENİYORUZ
Yapay zekâ ve dijital dönüşümün yeni dönemin en önemli rekabet unsurları arasında
yer aldığını belirten Başkan Ardıç, Türkiye'nin bu alandaki yol haritasını önemli
bulduklarını ifade etti.
Başkan Ardıç şunları söyledi:
Bu dönüşümün en önemli araçlarından biri de 2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem
Planı'dır. İnsan kaynağından veri altyapısına, Ar-Ge'den yatırım iklimine kadar
geniş bir çerçeve sunan bu plana güveniyoruz. Özellikle yapay zekâ okuryazarlığının
yaygınlaştırılması, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve güçlü bir
dijital altyapının kurulmasına yönelik hedefler, sanayimizin dönüşümü açısından
büyük önem taşıyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu doğrultusunda hazırlanan
bu çalışma için Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır başta olmak
üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
SAĞLIK ENDÜSTRİSİ BAŞKANLIĞI KURULMALI
Sağlık sektörünün stratejik önemine dikkat çeken Başkan Ardıç, pandemi sürecinin
sağlık alanında üretim kapasitesinin önemini ortaya koyduğunu belirtti.
Başkan Ardıç şunları söyledi:
Bugün özellikle vurgulamak istediğim stratejik bir başlık var: sağlık endüstrimizin
geleceği. Pandemi bize şunu öğretti: Sağlık yalnızca hastane, hekim ve hizmet
meselesi değildir. Sağlık aynı zamanda ilaçtır, tıbbi cihazdır, biyoteknolojidir,
tıbbi yazılımdır, sarf malzemesidir, tedarik güvenliğidir. Kısacası sağlık,
güçlü bir sanayi, teknoloji ve millî güvenlik meselesidir.
Ülkemiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonuyla savunma sanayiinde
örnek bir başarı hikâyesi yazdı. Savunma Sanayii Başkanlığımızın koordinasyonunda
yürütülen planlama, yönlendirme, yerlileştirme ve tedarik politikaları,
dağınık duran kabiliyetleri ortak bir hedefe bağladı, güçlü bir yapı oluşturdu
ve ülkemizi küresel ölçekte iddialı, rekabetçi bir noktaya taşıdı.
Savunma sanayiinde elde edilen başarının sağlık alanında da planlı bir yapılanmayla
sağlanabileceğini ifade eden Başkan Ardıç, Sağlık Endüstrisi Başkanlığı kurulmasını
önerdi.
Başkan Ardıç şöyle devam etti:
Savunmada nasıl planlı bir yapı kurduysak, sağlıkta da aynı stratejik bakışı
geliştirebiliriz. Güçlü bir koordinasyon ve yönlendirme yetkisine sahip bir 'Sağlık
Endüstrisi Başkanlığı', tıbbi cihazdan biyoteknolojiye, ilaçtan tıbbi yazılıma,
sağlık teknolojilerinden sarf malzemelerine kadar geniş bir alanda kamu alımlarını,
yerli üretimi, Ar-Ge desteklerini, yatırım teşviklerini ve ihracat hedeflerini
tek bir vizyonda birleştirebilir. Böylece arz-talep dengesi daha sağlıklı
yönetilir, kritik ürünlerde dışa bağımlılık azalır, firmalarımız ölçek büyütür,
teknoloji geliştirir ve küresel pazarda daha güçlü bir konuma yükselir.
Çünkü bizim asıl meselemiz çoğu zaman kaynak eksikliği değil, kaynaklar arasındaki
bağın eksikliğidir. Bugün sağlık alanında çok sayıda yetkin firmamız, üniversitemiz,
teknoparkımız ve Ar-Ge merkezimiz var. Yani ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetlerin
önemli bölümüne zaten sahibiz, elimizdeki tuğlalar nitelikli. Eksik olan
tuğla değil, o tuğlaları bir yığın olmaktan çıkarıp sağlam bir binaya dönüştürecek
mimaridir. Sağlık Endüstrisi Başkanlığı, işte bu mimarlık görevini üstlenecek
yapıdır.
FRANSA BÜYÜKELÇİLİĞİ İLE İMZALANAN PROTOKOL ÜYELERİN VİZE SÜREÇLERİNİ KOLAYLAŞTIRACAK
ASO olarak ihracatçıların yurt dışı pazarlara erişimini kolaylaştırmak amacıyla
sistemli çalışmalar yürüttüklerini belirten Başkan Ardıç, Fransa Büyükelçiliği
ile imzalanan protokolün üyeler açısından önemli bir kolaylık sağlayacağını ifade etti.
Başkan Ardıç şunları söyledi:
İhracatımızın artışına katkı sağlamak ve firmalarımızın yurt dışı pazarlara erişimini
kolaylaştırmak için Oda olarak sistemli bir çalışma yürütüyor, büyükelçiliklerle
bir strateji çerçevesinde görüşmeler yapıyoruz. Bu kapsamda Fransa'nın
Ankara Büyükelçiliğiyle imzaladığımız protokol sayesinde üyelerimiz, ticari vize
başvurularında randevu süreçlerine daha hızlı erişebilecek, iş görüşmelerini,
fuarları ve yatırım temaslarını daha öngörülebilir biçimde planlayabilecek. Bu
protokolün Türkiye-Fransa ticari ilişkilerine ve yeni iş birliği fırsatlarına
katkı sağlayacağına inanıyorum.
İHRACAT MENTÖRLÜK PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLANDI
ASO tarafından yürütülen İhracat Mentörlük Programı'nın firmaların dış ticaret kapasitelerine
önemli katkı sağladığını ifade eden Başkan Ardıç, programın geliştirerek
sürdürüleceğini söyledi.
Başkan Ardıç şöyle devam etti:
İhracat Mentörlük Programımızı da başarıyla tamamladık. Firmalarımız, hedef pazar
seçimi, müşteri bulma, dış ticaret süreçleri, finansman ve yapay zekâ destekli
ihracat uygulamaları gibi kritik konularda eğitim ve mentörlük aldı. Üyelerimizin
ihracata bakışının değiştiğini, daha planlı ve stratejik hareket etmeye başladıklarını
görmek bizi memnun etti, önümüzdeki dönemde bu programı daha da geliştirerek
sürdüreceğiz.
Ayrıca Su Verimliliği Projemizle, yeni mevzuat kapsamında belge almakla yükümlü
firmalarımıza, sistemin kurulmasından başvuru süreçlerine kadar danışmanlık veriyoruz.
Çünkü yarının rekabetini, kaynağı kimin daha akıllı kullandığı belirleyecek.
YAKLAŞIK BEŞ MİLYON GENCİMİZ ÜRETİMİN DIŞINDA DURUYOR
ASO tarafından hazırlanan Kayıp Potansiyel: Türkiye'de Ne Eğitimde Ne İstihdamda
Olan Gençlerin Profili, Nedenleri ve Çözüm Yolları başlıklı rapora değinen Başkan
Ardıç, genç nüfusun üretim süreçlerine kazandırılmasının önemine dikkat çekti.
Başkan Ardıç şunları söyledi:
Odamızın yayımladığı 'Kayıp Potansiyel: Türkiye'de Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan
Gençlerin Profili, Nedenleri ve Çözüm Yolları' başlıklı araştırma raporumuzda
çarpıcı bir gerçeğe dikkat çektik: Ülkemizde her dört gençten biri ne eğitimde
ne de istihdamda.
Raporumuzun ortaya koyduğu bu tablo, kamuoyunda ve medyada geniş yankı uyandırdı.
Yaklaşık beş milyon gencimiz, üretimin dışında duruyor. Bunu yalnızca bir istihdam
istatistiği olarak göremeyiz, bu, ülkemizin en büyük beşerî sermaye kayıplarından
biridir.
Bir ülkenin en zengin cevheri yer altında değil, gençlerinin zihnindedir. Ama cevher
kendiliğinden değer üretmez, işlenmesi gerekir. Bir genci üretime kazandırmak,
ona yalnızca diploma vermek değil, onu çağın gerektirdiği dijital beceriyle,
iş kültürüyle, mesleki yönlendirmeyle ve üretim disipliniyle donatmaktır. Görüldüğü
gibi mesele yine aynı noktaya geliyor: eksik olan gencin kabiliyeti değil,
o kabiliyeti üretimle buluşturacak köprülerdir.
Beş milyon genci ekonomimize kazandırmak, kapsamlı bir politika seti ve kurumlar
arası güçlü bir iş birliği gerektiriyor. Biz, sanayinin penceresinden bu sorumluluğu
taşımaya hazırız.
KÖKÜNÜ ÜRETİME SALMIŞ BİR ÜLKEYİ HİÇBİR FIRTINA DEVİREMEZ
Konuşmasının sonunda üretimin ve sanayinin Türkiye'nin geleceğinin teminatı olduğunu
vurgulayan Başkan Ardıç, güçlü ülkelerin tüketerek değil, üreterek yükseldiğini
belirtti.
Başkan Ardıç sözlerini şöyle tamamladı:
Güçlü ülkeler tüketerek değil, üreterek yükselmiştir. Zenginlik ithal edilmez,
fabrikada, laboratuvarda ve atölyede inşa edilir. Türkiye'nin önünde bugün de aynı
tercih durmaktadır.
Bugün gördüğümüz tablo bize şunu söylüyor: Sanayicinin kazanması, bir firmanın kârından
çok daha fazlasıdır. Sanayici kazandığında yatırım yapar, istihdam üretir,
ihracatı büyütür, vergi öder, teknolojiye yatırım yapar ve ülkenin üretim gücünü
ayakta tutar. O hâlde sanayiciyi ayakta tutmak, ülkemizin geleceğini teminat
altına almaktır.
Aslında ülkemizin elinde güçlü bir potansiyel var: girişimcimizin cesareti, sanayicimizin
emeği, gençlerimizin aklı. Bize düşen, bu gücü dağınık bırakmamak, onu
tek bir hedefte, üretimde buluşturacak aklı ve iradeyi ortaya koymaktır.
Konuşmama, sanayisiz bir ekonominin köksüz bir ağaç gibi ilk fırtınada devrileceğini
söyleyerek başlamıştım. Şöyle bitireyim: Kökünü üretime salmış bir ülkeyi
hiçbir fırtına deviremez. Ankara Sanayi Odası olarak bizim işimiz, bu toprağı bir
mevsim için değil, gelecek nesiller için ekmek ve o kökleri her gün biraz daha
derinleştirmektir.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN TOBB'A İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİ İZLENDİ
Başkan Ardıç, konuşmasının son bölümünde, geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın katılımı ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun ev sahipliğinde
gerçekleştirilen Hizmet Şeref Belgesi ve Plaket Takdim Törenine değindi. Başkan
Ardıç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın buradaki hitabında TOBB'un Türkiye'nin üretim,
ticaret ve kalkınmasına sunduğu katkılara ilişkin değerlendirmelerinin son
derece kıymetli olduğuna dikkat çekti. Meclis toplantısı, Cumhurbaşkanının konuşmasından
bir kesitin yer aldığı videonun gösterimiyle devam etti.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -