Ekonomi

Bain & Company Havacılık ve savunmada asıl rekabet avantajı artık üretim hızında

Bain & Company'nin gerçekleştirdiği 2026 havacılık ve savunma sanayi analizi, havacılık
ve savunma sektöründe rekor seviyelere ulaşan sipariş hacimlerinin artık
tek başına başarı göstergesi olmadığını ortaya koyuyor. Analize göre şirketler
için rekabet avantajının asıl kaynağı, üretimi siparişleri zamanında teslim etmeye
yetecek hızda artırabilme yetkinliği olacak. Analiz aynı zamanda, ABD ve
Avrupa'daki havacılık ve savunma şirketlerinin bazı programlarda mevcut üretim
seviyelerini 6 katına kadar çıkarmayı hedeflediğine dikkat çekiyor.

Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company yayımladığı
Aerospace and Defense: Winning the Race to Scale başlıklı analizinde, havacılık
ve savunma sektörünün yeni bir döneme girdiğinin altını çiziyor. Analize
göre, ABD ve Avrupa'daki havacılık ve savunma şirketleri, bazı programlarda mevcut
üretim seviyelerini 6 katına kadar çıkarmayı hedefliyor. Ancak üretim artışının
önündeki en büyük engel artık iş gücü veya sermaye değil, tedarik zinciri
kapasitesi olarak öne çıkıyor. Bain & Company'nin 15 programı kapsayan araştırmasına
göre, incelenen programların yaklaşık yüzde 90'ında üretim artışını sınırlayan
temel unsurun tedarik zinciri kısıtları olduğu görülüyor. Tedarik zinciri
kısıtları, iş gücü, mühendislik kapasitesi ve sermaye yatırımlarının önünde yer
alarak sektörün en kritik darboğazı olarak öne çıkıyor.

Bain & Company ortağı Armando Guastella, analizle ilgili olarak sektörün karşı karşıya
olduğu temel ikilemi şu sözlerle değerlendirdi: Bugün havacılık ve savunma
sektörünün önündeki en büyük çelişki çok net. Şirketler üretim kapasitelerini
mevcut seviyelerinin altı katına kadar çıkarmayı hedeflerken, incelediğimiz
programların yaklaşık yüzde 90'ında tedarik zinciri kısıtları bu büyümenin önündeki
en önemli engel olarak öne çıkıyor. Sorun artık talep yaratmak değil, bu talebi
zamanında, güvenilir ve sürdürülebilir şekilde karşılayabilecek bir üretim
ekosistemi oluşturabilmek. Bu darboğazın aşılması, şirketlerin yalnızca kendi
üretim kapasitelerini artırmalarıyla mümkün olmayacak. Tedarikçilerle uzun vadeli
iş birlikleri kurulması, kapasite yatırımlarını destekleyecek çok yıllı taahhütlerin
verilmesi ve değer zincirindeki tüm paydaşların ortak bir plan doğrultusunda
hareket etmesi gerekiyor. Sektörde rekabet avantajını belirleyecek unsur
yalnızca üretim kapasitesi değil, dayanıklı, esnek ve ölçeklenebilir bir tedarik
zinciri kurabilme yetkinliği olacak.

Rekor siparişler teslimatlara yansımıyor
Rapor bulgularına göre küresel havacılık ve savunma sektöründe sipariş defterleri
tarihi seviyelere ulaşırken üretim aynı hızla artmıyor. ABD ve Avrupa programlarındaki
üretim artış hedefleri, 2024 ile 2026 başı arasında belirlenen seviyelerin
%20 ila %500 üzerinde seyrediyor. Mevcut sipariş birikimleri, şirketlerin
yeni talepleri karşılamakta yetersiz kaldığını gösteriyor. Sonuç olarak, müttefik
ülkeler tükenen mühimmat stoklarını yenileyemiyor, havayolları filo genişletme
planlarında gecikmeler yaşıyor ve tedarikçiler sözleşme fırsatlarını daha hızlı
hareket eden rakiplerine kaybediyor.

Sipariş defterleri tarihi zirvelere ulaşırken teslimatlar aynı hızda ilerlemiyor.
Bu tabloda Boeing'in sipariş birikiminin 695 milyar dolar seviyesine yükseldiği
görülüyor. Airbus, devam eden motor tedarik kısıtlarına rağmen A320 ailesi için
aylık üretim artışlarını hedeflemeyi sürdürüyor. Savunma tarafında, Avrupa
merkezli füze üreticisi MBDA'nın sipariş birikiminin neredeyse sekiz yıllık gelirine
denk olduğu ortaya konuluyor. Öte yandan Lockheed Martin'in füze ve atış
kontrol sistemleri bölümü, rekor seviyede teslimat yapmasına rağmen yalnızca bir
yıl içinde sipariş birikimini yüzde 20 artırdı.

Bain & Company'ye göre siparişlerle üretim arasındaki fark artık geçici değil, yapısal
bir sorun niteliği taşıyor. Geçmişte güçlü sipariş portföyü şirketlerin
başarısının göstergesi olarak kabul edilirken, bugün aynı tablo sektörün artan
talebi üretime dönüştürmekte zorlandığını ortaya koyuyor. Bu nedenle rekabet avantajı,
en fazla sipariş alan şirketlerden üretim kapasitesini en hızlı ölçeklendirebilen
şirketlere kayıyor.

Asıl darboğaz alt kademe tedarikçilerde
Araştırmaya göre sektörün karşı karşıya olduğu sorun, ana yüklenicilerin görebildiğinden
çok daha derin. Ticari havacılık ve savunma programlarının aynı anda büyümesi
nedeniyle birçok şirket aynı alt kademe tedarikçilere yöneliyor. Sonuç
olarak tedarikçiler, tek bir müşterinin öngördüğünden çok daha yüksek toplam taleple
karşı karşıya kalıyor.

Bu durum özellikle katı yakıtlı roket motorları gibi kritik bileşenlerde belirgin
şekilde görülüyor. Örneğin L3Harris, ABD'de 10'dan fazla füze programına üretim
sağlarken katı yakıtlı roket motoru kapasitesini altı katına çıkarıyor. Ancak
her programın farklı teknik gereksinim ve sertifikasyon süreçlerine sahip olması,
ölçek ekonomisinin beklenen ölçüde oluşmasını engelliyor.

Üretim artışı maliyetleri düşürmek yerine artırabiliyor
Bain & Company analizi, üretim arttıkça birim maliyet düşer yaklaşımının havacılık
ve savunma sektöründe her zaman geçerli olmadığını ortaya koyuyor. Yeni üretim
hatlarının devreye alınmasıyla birlikte ilave sermaye yatırımları gerekiyor,
öğrenme eğrisi yeniden başlıyor ve işletme sermayesi ihtiyacı önemli ölçüde
artıyor. Aynı zamanda mühendislik değişiklikleri, yoğun dokümantasyon süreçleri
ve değişen teslimat takvimleri düşük üretim seviyelerinde yönetilebilir görünürken,
yüksek hacimli üretimde ciddi verimsizliklere neden olabiliyor. Üstelik bu
ölçeklenme maliyetleri çoğu zaman mevcut sözleşmelere yansıtılamadığı için tedarikçiler,
teslimat performansı ile kârlılık arasında seçim yapmak zorunda kalabiliyor.

Belirsizlik yatırımları yavaşlatıyor
Raporda dikkat çekilen bir diğer unsur ise kapasite yatırımlarının uzun vadeli taahhüt
gerektirmesine rağmen sektörün çoğu zaman bunu sağlayamaması. Savunma sanayisinde
bütçe dönemlerinin kısa olması ve önceliklerin değişebilmesi nedeniyle
açıklanan talep her zaman kesin siparişe dönüşmeyebiliyor. Ticari havacılıkta
uçak üreticileri ile motor üreticileri, birbirlerine kapasite yatırımlarını destekleyecek
büyüklükte hacim garantileri vermekte zorlanıyor. Bu nedenle tedarikçiler,
büyük yatırımların finansal riskini tek başlarına üstlenmek durumunda kalıyor.

Bain & Company'den üretim kapasitesini artırmak için dört stratejik öneri
Bain & Company raporunda, üretim artışında başarılı olan şirketlerin ortak özelliğinin
tedarikçi kapasitesini yalnızca satın alma fonksiyonu olarak değil, stratejik
bir rekabet avantajı olarak görmeleri olduğu belirtiliyor.

Bain, raporunda sektör oyuncularına dört temel öneride bulunuyor:
- Mevcut operasyonlar içinde verimliliği artırarak kapasiteyi yükseltmek. Hurda
oranlarının azaltılması, kalite iyileştirmeleri ve stok yapısının yeniden tasarlanması
en hızlı sonuç veren uygulamalar arasında yer alıyor.
- Tedarikçiler için tercih edilen müşteri konumuna gelmek. Tedarikçiler üzerindeki
gereksiz süreç yükünü azaltmak, sahada mühendislik ekipleriyle birlikte çalışmak
ve kritik tedarikçilerle ortak yatırımlar yapmak kapasite artışını hızlandırıyor.
GE Aerospace'in 2026 yılında tedarikçilerine 100 milyon doların üzerinde
yatırım yapma kararı bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
- Uzun vadeli ve güvenilir talep taahhütleri sunmak. Yalnızca sözleşme sürelerini
uzatmak yerine, yatırım kararlarını destekleyecek kesin hacim taahhütleri verilmesi
tedarikçilerin kapasite yatırımlarını hızlandırıyor. MBDA'nın sipariş gelmeden
stok üretimine başlaması ve bu kapsamda 1 milyar avroluk yatırım yapması
sektör açısından dikkat çekici uygulamalar arasında yer alıyor.
- Dijital teknolojiler ve yapay zekâdan yararlanmak. Yapay zekâ destekli tahminleme
sistemleri tedarik zincirindeki darboğazları haftalar öncesinden tespit edebilirken,
dijital ikiz teknolojileri kapasite planlamasını optimize ediyor. Airbus'ın
Skywise veri platformu sayesinde A350 teslimat sürelerini %33 azaltması
dijital dönüşümün somut sonuçlarını ortaya koyuyor.

Önümüzdeki on yılın kazananlarını üretim yetkinliği belirleyecek
Bain & Company'ye göre havacılık ve savunma sektöründe yaşanan üretim açığı geçici
bir kriz değil, sektörün geleceğini şekillendirecek yapısal bir dönüşüm. Önümüzdeki
dönemde kazananlar, mühendislik kabiliyetlerini güçlü, esnek ve ölçeklenebilir
tedarik zincirleriyle destekleyebilen kuruluşlar olacak. Analiz, üretim
kapasitesini hızla artırabilen şirketlerin yalnızca mevcut siparişleri daha hızlı
teslim etmekle kalmayacağını, aynı zamanda gelecekte oluşacak tüm talep döngülerinde
rakiplerine karşı kalıcı rekabet avantajı elde edeceğini ortaya koyuyor.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -