Bakan Ersoy Biz hızlı kazı yapmıyoruz, yoğun kazı yapıyoruz
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kahramanmaraş'ta gazetecilerle bir araya
gelerek kültür ve sanat gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye Kültür
Yolu Festivali'nin 2027'de 32 şehirde düzenleneceğini açıklayan Ersoy, deprem
bölgesindeki kültürel mirasın yeniden ayağa kaldırılması için yaklaşık 34 milyar
liralık yatırım programı yürüttüklerini belirtti. Arkeolojik kazılardan yurt
dışına kaçırılan eserlerin iadesine kadar pek çok konuda bilgi veren Ersoy,
Ayasofya'da cephe çalışmalarının büyük ölçüde tamamlanması ve iskelelerin önemli
bölümünün sökülmesi için 2027 sonunu hedeflediklerini söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kahramanmaraş programı kapsamında gazetecilerle
sohbetinde, deprem bölgesinde yürütülen çalışmaları ve Bakanlığın kültür
politikalarında gelinen aşamayı anlattı.
Depremin hemen ardından 2023 yılında da Kahramanmaraş'a geldiğini hatırlatan Ersoy,
bugün şehirde depremin izlerinin önemli ölçüde silindiğini gördüğünü ifade
etti. Kahramanmaraş Valisi ile şehre geri dönüşler konusunda da görüştüğünü aktaran
Ersoy, vatandaşların büyük çoğunluğunun döndüğünü söyledi.
Geri dönmeyenler arasında çocuklarının yanında yeni bir düzen kuran vatandaşların
ve eğitim amacıyla başka şehirlere yerleşenlerin bulunduğunu belirten Ersoy,
genel tabloya bakıldığında şehrin deprem psikolojisinden büyük ölçüde çıkmaya başladığını
kaydetti.
Ulu Camii çevresindeki tarihî doku yeniden ayağa kaldırılıyor
Kahramanmaraş'ta Ulu Camii çevresindeki tarihî dokunun korunması ve yeniden ayağa
kaldırılması için yerel yönetimlerle birlikte çalıştıklarını belirten Ersoy,
eski konakların bulunduğu alanda ilk etapta 10 yapının belirlendiğini açıkladı.
Restorasyona bu konaklarla başlanacağını ifade eden Ersoy, Ulu Camii'nden yukarı
doğru uzanan bölgede belediyelerin de çalışmalar yürüteceğini söyledi. Karşı taraftaki
kentsel dönüşüm alanlarıyla birlikte kalan bölgelerin tamamlanmasının,
tarihî dokunun bütünlük içinde yeniden ortaya çıkarılmasını sağlayacağını anlattı.
Deprem bölgesindeki kültürel mirasa 34 milyar liralık yatırım
Depremden etkilenen illerde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Vakıflar
Genel Müdürlüğünün kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Ersoy, tamamlanan,
devam eden ve planlanan çalışmaların toplam yatırım tutarının yaklaşık
34 milyar lira olduğunu bildirdi.
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 79 işi tamamladığını, 17 işte çalışmaların
sürdüğünü belirten Ersoy, projelendirmesi tamamlanan 4 yeni işin de
ihale süreçlerinin başlayacağını söyledi.
Bu çalışmalar için yaklaşık 12,2 milyar liralık kaynak ayrıldığını aktaran Ersoy,
müzeler, kütüphaneler, gastronomi merkezleri ve kültürel etkinlik alanları gibi
vatandaşların doğrudan yararlandığı yapıların yeniden hizmete kazandırıldığını
ifade etti.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluğundaki 678 tescilli eserin 301'inin depremde
hasar görmediğini, 377'sinin ise farklı düzeylerde hasar aldığını belirten Ersoy,
bunların 209'unun tamamlanarak yeniden kullanıma açıldığını söyledi.
Kalan eserlerin tamamlanma takvimini de paylaşan Ersoy, şöyle konuştu:
Yıl sonuna kadar 58 eseri daha tamamlamayı hedefliyoruz. Eylül, ekim, kasım ve
aralık aylarında peyderpey açılışlarını gerçekleştireceğiz. Kalan 110 eseri de
2027 yılının ilk altı ayında tamamlayarak hizmete açmayı planlıyoruz.
Böylece 2026'nın kalan döneminde ve 2027'nin ilk yarısında toplam 168 eserin daha
tamamlanmasının hedeflendiğini belirten Ersoy, Vakıflar Genel Müdürlüğünün çalışmaları
için yaklaşık 22 milyar liralık bütçe öngörüldüğünü kaydetti. Bunun 12
milyar liradan fazlasının kullanıldığını, kalan bölümün de 2027'nin ilk yarısına
kadar restorasyon çalışmalarına aktarılmasının planlandığını söyledi.
Tarihî yapı sahiplerine 5 milyon liraya kadar hibe
Deprem bölgesinde özel mülkiyette bulunan tarihî konaklar, evler ve diğer tescilli
yapılar için de destek sağladıklarını anlatan Ersoy, deprem sonrasında yapılan
mevzuat değişikliğiyle vatandaşların restorasyon projelerinin Bakanlık tarafından
ücretsiz hazırlanabildiğini belirtti.
Projesini hazırlatmak isteyenlere 750 bin liraya kadar proje desteği verilebildiğini
aktaran Ersoy, alınan 1.297 proje başvurusunun büyük bölümünde çalışmaların
tamamlandığını veya tamamlanma aşamasına geldiğini söyledi.
Projenin ardından uygulama yardımına geçildiğini ve hasarın durumuna göre 5 milyon
liraya kadar destek sağlandığını vurgulayan Ersoy, Bu bir kredi değil. Doğrudan
hibe. dedi.
Ersoy, 300'ün üzerinde yapı sahibinin proje aşamasını tamamlayıp uygulama sözleşmesini
imzalayarak restorasyon sürecine geçtiğini bildirdi.
Kahramanmaraş'ta kütüphane alanı yaklaşık 6 katına çıkacak
Kahramanmaraş'taki kütüphane yatırımlarına ilişkin bilgi veren Ersoy, deprem öncesinde
yaklaşık 5 bin 200 metrekare olan kütüphane alanlarının önemli bölümünün
afet sırasında zarar gördüğünü hatırlattı.
Bugüne kadar yaklaşık 8 bin 100 metrekarelik yeni kütüphane alanını tamamladıklarını
belirten Ersoy, çalışma programında bulunan 5 büyük kütüphanenin de hizmete
girmesiyle toplam alanın 31 bin 600 metrekareye ulaşacağını açıkladı.
Kütüphane alanını deprem öncesinin yaklaşık 6 katına çıkaracaklarını ifade eden
Ersoy, yatırımları bina sayısıyla birlikte kullanım alanı, kapasite ve sunulan
hizmetler üzerinden ele aldıklarını kaydetti.
Kültür Yolu Festivali 2027'de 32 şehirde
Türkiye Kültür Yolu Festivali'ni 2027'de 32 şehirde gerçekleştireceklerini açıklayan
Ersoy, son 6 şehrin de programa dahil edilmesiyle bütün büyükşehirleri kapsama
hedefine ulaşacaklarını söyledi.
Programdaki şehirlerin 30'unun büyükşehir olduğunu belirten Ersoy, Nevşehir ve Çanakkale'nin
ise alan başkanlıklarının bulunduğu, özel kültürel önem taşıyan iki
şehir olarak festivalde yer aldığını ifade etti.
Bu 32 şehrin Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 65'ini kapsadığını belirten Ersoy,
festivalin temel hedeflerinden birinin vatandaşların kültür ve sanata erişimini
artırmak olduğunu vurguladı.
Kayseri'de bir konser günü güvenlik ve arındırma noktalarından yaklaşık 168 bin
kişinin geçtiğini aktaran Ersoy, katılımın drone ve uydu görüntüleriyle de takip
edildiğini, alan büyüklüğü üzerinden yoğunluğun ölçülebildiğini anlattı. Ersoy,
bu ilginin kültür ve sanatın toplumdaki güçlü karşılığını gösterdiğini söyledi.
Festival, şehirlerin sosyal ve ekonomik hayatını canlandırıyor
Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin şehirlerde önemli bir hareketlilik oluşturduğunu
belirten Ersoy, etkinliklerin depremden etkilenen şehirlerde sosyal hayatın
yeniden güçlenmesine de katkı sunduğunu ifade etti.
Festivalle birlikte gastronominin ve esnafın canlandığını, vatandaşların müzik,
sanat ve etkinliklerle yeniden buluştuğunu kaydeden Ersoy, Kahramanmaraş'ta da
bu hareketliliğin açık biçimde görüldüğünü söyledi. Şehrin canlı bir kültürel yapıya
sahip olduğunu vurgulayan Ersoy, festivalin bu birikimi daha görünür hâle
getirdiğini belirtti.
Her yaş grubuna ve toplumun farklı kesimlerine hitap eden etkinliklerle güçlü bir
kaynaşma ortamı oluştuğunu anlatan Ersoy, Hakkâri'den İstanbul'a kadar bunun
örneklerini gördüklerini dile getirdi.
Bazı şehirlerde çocukların daha önce karşılaşmadıkları etkinliklerle ilk kez buluştuğuna
dikkati çeken Ersoy, çocukların bu alanlarda saatlerce vakit geçirebildiğini
belirterek festivalin sosyal etkisini önemsediklerini ifade etti.
Gastronomik miras Lezzet Noktaları ile gelecek nesillere aktarılıyor
Gastronominin festivalin en önemli ayaklarından biri hâline geldiğini belirten Ersoy,
Türkiye'nin güçlü mutfak birikimine rağmen bazı şehirlerde geleneksel reçetelerin
unutulmaya yüz tuttuğuna işaret etti.
Şefleri ve gastronomi profesyonellerini sürece dahil ederek Lezzet Noktaları modelini
oluşturduklarını anlatan Ersoy, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı
ile yürütülen çalışma kapsamında belirlenen işletmelere Lezzet Noktası tabelaları
verildiğini söyledi.
Bu işletmelere festival döneminde ve sonrasında GoTürkiye üzerinden yönlendirme
yapıldığını belirten Ersoy, seçilen restoranlarda önemli bir ekonomik hareketlilik
oluştuğunu kaydetti.
Seçim sürecinde lezzetin yanında yerel mutfak mirasının korunmasına da önem verdiklerini
vurgulayan Ersoy, işletmelerin unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemekleri
menülerinde yaşatması gerektiğini ifade etti. Bunun jüri tarafından takip edildiğini
belirten Ersoy, seçildikten sonra geleneksel yemeği menüsünden çıkaran bir
işletmenin ertesi yıl yeniden seçilmeyebileceğini söyledi.
Ersoy, Amacımız yalnızca restoranın cirosunu artırmak değil, o şehrin gastronomik
mirasını gelecek nesillere aktarmak. diye konuştu.
Kahramanmaraş'ın da yüksek bir gastronomi potansiyeline sahip olduğunu belirten
Ersoy, dünyaca bilinen dondurmasının yanında güçlü bir mutfak birikimi bulunduğunu,
festivalin bu potansiyelin tanıtımına önemli katkı sağladığını ifade etti.
Arkeolojide 12 aylık çalışma modelinin sonuçları alınıyor
Göbeklitepe, Karahantepe ve Türkiye'nin farklı kazı alanlarından gelen yeni buluntuların
yaklaşık 8 yıldır uygulanan arkeoloji politikasının sonucu olduğunu belirten
Ersoy, göreve geldiğinde kazıların önemli bölümünün yılda yaklaşık 60 gün
sürdüğünü söyledi.
12 aylık kazı programının yıl boyunca kesintisiz toprak kazılması anlamına gelmediğini
açıklayan Ersoy, mevsimin uygun olduğu dönemlerde kazı yapıldığını, diğer
dönemlerde belgeleme, raporlama, restorasyon ve bilimsel çalışmaların sürdürüldüğünü
anlattı.
Kazı başkanlığı sayısının 157'den 267'ye çıktığını belirten Ersoy, yabancı kazı
başkanlıklarının tamamına Türk koordinatör kazı başkanları atandığını da ifade
etti.
Türkiye'de yabancılar tarafından başlatılan arkeolojik kazıların yaklaşık 163 yıllık
geçmişine işaret eden Ersoy, bilimsel hafızayı koruyarak kontrol ve koordinasyonu
güçlendirdiklerini kaydetti.
Bilimsel metodolojiden taviz vermiyoruz
Uyguladıkları kazı modeline ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ersoy, şunları söyledi:
Biz hızlı kazı yapmıyoruz. Yoğun kazı yapıyoruz. Eskiden Efes gibi devasa bir antik
kentte tek noktada 10 kişilik bir ekip çalışabiliyordu. Bugün aynı anda 10
ayrı noktada, daha büyük ekiplerle çalışma yapıyoruz. Kaynak, ekip ve ekipman
sağladığınızda kazı süreci doğal olarak hızlanıyor. Ama bilimsel metodolojiden
taviz vermiyoruz.
Geleceğe Miras Projesi kapsamında yaklaşık 3-4 bin uzman, arkeolog, sanat tarihçisi
ve teknik personel ile yaklaşık 6 bin işçinin sahada görev yaptığını belirten
Ersoy, Türkiye'nin arkeolojik potansiyelinin henüz küçük bir bölümünün ortaya
çıkarıldığını vurguladı.
Bazı alanlarda kazılan bölümün yüzde 10'un altında kaldığını kaydeden Ersoy, yaklaşık
70 yıldır kazılan Hierapolis'te bu oranın yüzde 3,5 seviyesinde olduğunu
ifade etti.
Taş Tepeler'de toplam 20 alan
Göbeklitepe'nin Taş Tepeler projesinin bir parçası olduğunu hatırlatan Ersoy, kamuoyuna
açıklanan 12 önemli Neolitik alanın yanında henüz açıklanmayan 8 alanın
daha bulunduğunu ve toplam sayının 20'ye ulaştığını söyledi.
Bölgenin Neolitik Çağ açısından dünyanın en önemli merkezlerinden biri olduğunu
vurgulayan Ersoy, dünyanın ilk Neolitik Kongresi'ni Şanlıurfa'da gerçekleştirdiklerini
hatırlattı.
Türkiye'nin bu alandaki araştırmalarda dünya çapında lider ülkelerden biri hâline
geldiğini belirten Ersoy, Çin, Rusya, ABD ve İtalya dahil farklı ülkelerden bilim
insanlarının da kazılara katıldığını, ekiplere çalışma alanı, ekipman ve destek
sağladıklarını anlattı.
Göbeklitepe'nin yaklaşık 12 bin yıllık tarihinin önemine işaret eden Ersoy, daha
eski buluntuların ortaya çıkmasının bilimsel olarak ihtimal dışı sayılamayacağını
söyledi. Taş Tepeler hattının Şanlıurfa'dan Mardin'e ve daha güneye uzanan
geniş bir Neolitik yay oluşturduğunu ifade etti.
Buluntu sayısı arttı, müze deposunun kapasitesi büyütülüyor
Yoğun kazı modelinin etkisinin buluntu sayılarında da görüldüğünü belirten Ersoy,
kazılar belirli seviyelere ulaştıkça ortaya çıkarılan eser sayısının arttığını
kaydetti.
Bir yıl yaklaşık 5 bin, sonraki yıl yaklaşık 6 bin eser bulunduğunu aktaran Ersoy,
bu yıl da yoğun biçimde yeni eserlerin ortaya çıkarılmasını beklediklerini söyledi.
Atatürk Havalimanı'nda oluşturulması planlanan büyük müze depo alanının da artan
ihtiyaç doğrultusunda büyütüldüğünü açıklayan Ersoy, alanın güvenlik, depreme
dayanıklı altyapı ve Türkiye'nin farklı noktalarından eser sevkiyatına elverişli
lojistik imkânları nedeniyle tercih edildiğini belirtti.
Kültür varlıklarının iadesinde 14 ülkeyle iş birliği
Yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarının Türkiye'ye getirilmesi için yürütülen
çalışmaları da anlatan Ersoy, iade süreçlerinde hukuki dayanakların ve bilimsel
kanıtların belirleyici olduğunu söyledi.
Bu süreçlerde 1906 yılını önemli bir hukuki eşik olarak nitelendiren Ersoy, söz
konusu tarihten sonra yurt dışına çıkarılan eserlerde Türkiye'nin hukuki konumunun
daha güçlü olduğunu, daha önce götürülen eserlerde ise izinsiz çıkarılmanın
ispatının güçleştiğini ifade etti.
Özellikle ABD gibi ülkelerde davaların 8-10 yıl sürebildiğine ve milyonlarca dolarlık
maliyet oluşturabildiğine işaret eden Ersoy, bu nedenle eserlerin alıcı veya
geçiş ülkeleriyle ikili protokollere ağırlık verdiklerini anlattı.
Bugün 14 ülkeyle bu kapsamda anlaşma bulunduğunu belirten Ersoy, protokoller sayesinde
bazı iade süreçlerinin 8-9 yıldan 7-8 aya kadar indirilebildiğini söyledi.
Sherlock Holmes gibi çalışan bir ekibimiz var
Kaçakçılıkla mücadele ekiplerinin müzayede evlerini, internet sitelerini ve sosyal
medya hesaplarını sürekli takip ettiğini belirten Ersoy, özel kasalarda tutulan
eserlerin tespitinin zor olduğunu, satışa çıkarıldıkları veya sergilendikleri
anda ise harekete geçildiğini anlattı.
Eserin tespit edilmesinin ardından müzayede evleri ve olası alıcıların uyarıldığını
aktaran Ersoy, kazı başkanları, bilim kurulları ve uzmanların eserin Anadolu
kökenini ve çıkarıldığı bölgeyi bilimsel yöntemlerle ortaya koyduğunu ifade etti.
Marcus Aurelius heykelinin iade sürecini örnek gösteren Ersoy, heykelin ait olduğu
alanda bulunan bir ayak parçasının eserle bilimsel olarak eşleştirildiğini,
bu tür fiziksel eşleşmelerin güçlü kanıt oluşturduğunu söyledi.
Türkiye'nin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede UNESCO ve uluslararası platformlarda
örnek gösterildiğini belirten Ersoy, başka ülkelerin de Türkiye'nin takip
ve iade süreçlerindeki deneyiminden yararlanmak istediğini aktardı. Ortak
hareket eden ülke sayısının artmasının yasa dışı kültür varlığı ticaretini zorlaştıracağını
kaydetti.
Yaklaşık 9 bin kültür varlığı Türkiye'ye döndü
Yaklaşık 9 bin kültür varlığının Türkiye'ye dönüşünü sağladıklarını bildiren Ersoy,
iade çalışmalarının yasa dışı piyasadaki talebi azaltan caydırıcı bir etkisi
olduğunu vurguladı.
Türkiye kökenli eserleri satın almak isteyenlerin artık devletin bu eserleri takip
edeceğini bildiğini belirten Ersoy, şöyle konuştu:
Bu eser gün ışığına çıktığı anda Türk devleti bunu fark eder, peşine düşer ve maliyeti
ne olursa olsun iade için mücadele eder. Bu farkındalık eserlerin yasa
dışı piyasadaki değerini düşürüyor. Asıl caydırıcılık da burada başlıyor. Defineciliği
yalnızca sahada yakalamakla bitiremezsiniz. Talebi kırmanız gerekiyor.
Ayasofya'da ibadet ve ziyaret akışı sürerken kapsamlı restorasyon
Ayasofya'da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyonlarından birini yürüttüklerini
belirten Ersoy, çalışmaların görünen alanların yanı sıra yapının altındaki
ve ziyaretçilerin erişemediği bölümlerde de sürdüğünü söyledi.
Ana kubbenin bazı bölümlerinin yüzyıllardır bu ölçekte ele alınmadığını ifade eden
Ersoy, çatlaklardan kaynaklanan su sızıntılarının iç mekândaki bezemelere zarar
verebildiğini belirtti. Mozaik ve bezemeleri korumak için kubbeye dışarıdan
müdahale edilmesi gerektiğini anlattı.
Restorasyonu ibadet ve ziyaret akışını sürdürerek gerçekleştirmenin kapsamlı bir
hazırlık gerektirdiğini vurgulayan Ersoy, bilim kurulunun yaklaşık bir yıl boyunca
bu konu üzerinde çalıştığını söyledi.
Kubbenin altına kurulan platformun malzemeleri, taşıma kapasitesi ve montaj sisteminin
test edildiğini belirten Ersoy, mühendislik çalışmaları ile malzeme ve yük
testlerinin ardından montajın kısa sürede tamamlandığını kaydetti.
Kubbe kontrollü biçimde açıldığında radar ve lazer taramalarının da yapılacağını
açıklayan Ersoy, böylece görünmeyen çatlakların, boşlukların ve yapısal sorunların
ayrıntılı olarak tespit edilerek güçlendirme çalışmalarının yürütüleceğini
bildirdi.
Yer altı galerilerinde temizlik ve güçlendirme çalışmaları
Ayasofya'nın altında geniş yer altı galerileri, geçitler ve tüneller bulunduğunu
belirten Ersoy, yaklaşık 9 kilometreye kadar uzanan bölümlerden söz edildiğini
aktardı.
Bazı noktalarda çökmeler ve geçişi engelleyen alanlar bulunduğunu söyleyen Ersoy,
bu bölümlerde temizlik ve düzenleme çalışmalarında önemli ilerleme sağlandığını
ifade etti. Çamur ve balçığın uzaklaştırılması, nemin kontrol altına alınması
ve yapısal güvenliğin sağlanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
Önceliklerinin restorasyon, temizlik, güçlendirme ve bilimsel incelemeleri tamamlamak
olduğunu vurgulayan Ersoy, çalışmaların ardından güvenli ve uygun bölümlerin
ziyarete açılmasının gündeme gelebileceğini söyledi. Böyle bir imkân oluşması
hâlinde Ayasofya'nın bugün ziyaretçilerin göremediği önemli bir tarihî katmanının
turizme kazandırılabileceğini belirtti.
Ayasofya'nın dış görünümünde hedef 2027 sonu
Kubbedeki ana çalışmalar için en az bir yıllık yoğun bir süreç öngördüklerini belirten
Ersoy, cephelerde birden fazla noktada eş zamanlı çalışılabildiği için daha
hızlı ilerleme sağlanabildiğini anlattı.
Genel hedeflerinin 2027 yılı sona ermeden Ayasofya'nın dış görünümünün çok büyük
ölçüde eski hâline dönmesi olduğunu açıklayan Ersoy, bu aşamada iskelelerin önemli
bölümünün sökülmüş ve cephe çalışmalarının büyük ölçüde tamamlanmış olmasını
planladıklarını söyledi.
Ersoy, yapının alt katlarında ve görünmeyen bölümlerinde ise çalışmaların devam
edebileceğini ifade etti.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -