Basın Bülteni- Esenyel & Partners/Esenyel Hürmüz Boğazı'nda kriz derinleşiyor tedarik zinciri büyük risk altında
2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı, ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle küresel
enerji ve güvenlik krizinin merkezine yerleşti. ABD'nin deniz ablukası uygulaması,
boğazı teknik olarak açık olsa da ticari açıdan büyük ölçüde işlevsiz hale
getirmiş durumda… Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Av. Selçuk Esenyel'e göre bu
durum, enerji fiyatlarında artışa ve küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara
yol açarken, uzun vadede ise bölgesel silahlanmanın hızlanması ve yeni enerji
taşımacılığı güzergâhlarının geliştirilmesi bekleniyor.
Hürmüz Boğazı, 2026 itibarıyla küresel enerji ve güvenlik krizinin merkezinde… İran
Devrim Muhafızları, 27 Nisan'da boğaz yakınında iki konteyner gemisine el koyarken,
ABD ise deniz ablukasını sürdürüyor. Taraflar karşılıklı olarak birbirini
deniz korsanlığı ile suçladığı bu süreçte, boğaz teknik olarak tamamen kapalı
olmasa da ticari anlamda büyük ölçüde işlemez bir duruma geldi.
Tedarik zincirinde ciddi aksaklıklara yol açacak!
Yaşanan abluka sürecini değerlendiren Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Av. Selçuk
Esenyel, öncelikle deniz ablukasının (naval blockade) tanımı yaparak bu kavramın
uluslararası silahlı çatışma hukukunun (jus in bello) kadim müesseselerinden
biri olup, bir savaşan tarafın, düşman devletin kıyı ve limanlarına yönelik ticari
ve askeri deniz trafiğini, ilan edilmiş bir deniz sahası sınırında fiilen
engellemesini ifade ettiğini söylüyor.
ABD'nin aldığı bu kararın silahlı çatışma hali çerçevesinde meşru bir abluka şartlarını
taşımadığı, BMGK yetkilendirmesinden yoksun olduğu ve BM Şartı m. 51 anlamında
meşru müdafaa haline dayanmadığı müddetçe, hukuka aykırı nitelikte olduğunu
belirten Esenyel, İran'ın kendi hukuki pozisyonundan bağımsız olarak, Hürmüz'den
geçen ticari trafiğin önemli kısmı Umman egemenlik alanında seyrettiğinden,
ablukanın sonuçları, üçüncü devletlerin ve Umman'ın haklarını da doğrudan ihlal
edici mahiyet arz ettiğini kaydediyor.
Uzun vadede bölgesel silahlanma sarmalı hızlanacak
ABD'nin Hürmüz Boğazı ablukasının bölgesel güvenlik dengelerine kısa ve uzun vadede
etkilerini değerlendiren Esenyel, Kısa vadede küresel ham petrol ve LNG sevkiyatının
yaklaşık beşte birinin Hürmüz üzerinden gerçekleştiği tecrübe edilmekte
olup, olası bir abluka derhal enerji fiyatlarında sert bir yukarı yönlü harekete,
navlun ve savaş riski sigorta primlerinde mevzii sıçramalara ve tedarik
zincirinde ciddi aksaklıklara yol açacak. Gemilerin rota değişiklikleri, P&I (Protection
& Indemnity) kulüplerince savaş riski bölgesi tanımının genişletilmesi
ve charter party sözleşmelerinde force majeure taleplerinin kitlesel biçimde
ileri sürülmesi kuvvetle muhtemeldir. Uzun vadede isebölgesel silahlanma sarmalının
hızlanması, İran'ın asimetrik caydırıcılık araçlarına (mayın döşeme, hızlı
saldırı teknesi taarruzları, kıyı bazlı seyir füzeleri) daha yoğun biçimde yönelmesi,
Çin-Rusya-İran ekseninin güçlenmesi ve Körfez İş birliği Konseyi üyesi
devletlerin enerji ihraç güzergâhlarını Hürmüz'ü ikame edecek boru hattı altyapılarına
yöneltmesi beklenebilir diye konuştu.
Bu tür bir ablukayı uygulamanın askeri açıdan pek de sürdürülebilir olamayacağını
savunan Esenyel'e göre,Hürmüz Boğazı, en dar kesitinde yaklaşık 21 deniz mili
genişliğe sahip olup uluslararası seyir için belirlenmiş Trafik Ayrım Düzeni (TSS)
son derece dar... Bu coğrafi özellik, ablukayı uygulayacak deniz kuvvetinin
İran kıyılarından atılabilecek kıyı savunma füzeleri, mini denizaltılar, hızlı
saldırı tekneleri, İHA sürü saldırıları ve deniz mayınlarına karşı sürekli savunma
pozisyonunda tutulmasını zorunlu kılıyor. Askeri açıdan bir abluka kısa süreli
olarak uygulanabilir olsa da lojistik sürdürülebilirlik, ittifak içi siyasi
maliyet, üçüncü devlet ticaret gemilerinin uğrayacağı zararlar nedeniyle doğacak
tazminat davaları ve kamuoyu baskısı, bu tür bir tedbirin haftalar mertebesini
aşan bir takvimde sürdürülmesini güçleştiriyor.
Türkiye'nin tarafsız ve yapıcı bir pozisyonu, en rasyonel tercih olacak
Türkiye'nin jeopolitik konumu dikkate alındığında böyle bir gelişmeye karşı nasıl
bir diplomatik ve ekonomik pozisyon alması gerektiğini de açıklayan Esenyel,
Türkiye, tarihsel olarak uluslararası boğazların hukuki rejimine büyük hassasiyet
gösteren ve Montrö Sözleşmesi'nin koruyucusu sıfatıyla boğazlar hukukunun en
yetkin aktörlerinden biri konumundadır. Bu itibarla Ankara'dan beklenen çizgi,
transit geçiş hakkının ihlal edilmemesi yönünde ilkesel bir tutum ortaya koymak,
meseleyi BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu zemininde diplomatik müzakereye
taşımak ve tarafları itidale davet etmek olacaktır şeklinde konuştu.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -