Basın Bülteni- Falckon, Seveso III ve BEKRA mevzuatına uyumun endüstriyel güvenlik için kritik olduğunu vurguladı
Şehirlerin hızla büyümesiyle bir zamanlar kent çeperlerinde kurulan kimya, üretim
ve depolama tesisleri bugün konutlar, okullar, hastaneler ve yoğun yaşam alanlarıyla
iç içe geçmiş durumda. Bu yakınlaşma, yangın, patlama ve kimyasal sızıntı
gibi endüstriyel kazaların etkisinin tesis sınırlarını aşarak geniş yerleşim
alanlarına yayılma riskini artırıyor. Olası büyük endüstriyel kazalara karşı en
önemli güvenlik kalkanını ise Avrupa Birliği'nin Seveso III Direktifi ile Türkiye'de
uygulanan BEKRA mevzuatı oluşturuyor.
Türkiye'nin ilk ve tek endüstriyel itfaiye şirketi Falckon'un Genel Müdürü Anıl
Yamaner, özellikle tehlikeli kimyasallarla çalışan, yüksek miktarda yanıcı, parlayıcı
veya patlayıcı madde bulunduran işletmelerin Seveso III ve BEKRA yükümlülüklerini
eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini belirterek, mevzuata uyumun tesis
bazında proaktif yangın güvenliği uygulamalarıyla desteklenmesinin hayati önem
taşıdığını vurguladı.
Şehirler büyüdü, emniyet mesafeleri daraldı
Sanayileşme döneminde şehir merkezlerinin dışında kurulan fabrikalar, akaryakıt
depolama tesisleri, kimya fabrikaları ve tehlikeli madde depoları, hızlı nüfus
artışı ve kontrolsüz kentleşmeyle birlikte zaman içerisinde yerleşim alanlarının
ortasında kaldı.
Bu durum, olası bir endüstriyel kazanın sonuçlarını tesis sınırlarının ötesine taşıyor.
Kimyasal bir sızıntı, patlama veya büyük çaplı yangın yalnızca meydana
geldiği işletmeyi değil, komşu tesisleri ve yakın çevrede yaşayan binlerce kişiyi
de etkileyebiliyor. Özellikle birbirine yakın yüksek riskli tesislerde bir kazanın
diğerini tetiklemesiyle ortaya çıkan domino etkisi, kent güvenliği açısından
en ciddi risklerden biri olarak öne çıkıyor.
Bu tehlikenin dünyadaki en çarpıcı örneklerinden biri 1976 yılında İtalya'nın Seveso
bölgesinde yaşandı. Bir kimya tesisindeki kaza sonucunda geniş bir alanın
toksik maddelerden etkilenmesi, Avrupa'nın endüstriyel güvenlik yaklaşımında köklü
değişikliklere yol açtı.
Bugün yürürlükte bulunan Seveso III Direktifi (2012/18/EU), tehlikeli maddelerin
miktar ve özelliklerine göre tesislerin sınıflandırılmasını, büyük endüstriyel
kazaların önlenmesini, olası kazaların etkilerinin azaltılmasını ve arazi kullanım
planlamasında güvenlik kriterlerinin dikkate alınmasını öngörüyor.
Türkiye'nin Seveso kalkanı: BEKRA
Türkiye'de Seveso yaklaşımı kapsamında uygulanan Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi
ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik (BEKRA), tehlikeli maddelerin
belirli eşik değerlerin üzerinde bulunduğu sanayi tesislerine kapsamlı güvenlik
yükümlülükleri getiriyor.
Tesisler, bulundurdukları tehlikeli maddelerin türü ve miktarına göre Alt Seviyeli
veya Üst Seviyeli kuruluş olarak sınıflandırılıyor. Özellikle üst seviyeli
kuruluşlarda risklerin belirlenmesi, sistematik güvenlik yönetiminin oluşturulması,
acil durum hazırlıklarının yapılması ve mevzuat kapsamında gerekli güvenlik
dokümantasyonunun tamamlanması kritik önem taşıyor.
Yasal süresi içerisinde gerekli güvenlik raporunu hazırlamayan veya yapılan denetimlerde
gerekli güvenlik şartlarını karşılamadığı belirlenen tesisler açısından
mevzuat, faaliyetin durdurulmasına kadar uzanan yaptırımlar öngörüyor.
Sanayi tesislerinin konut ve yaşam alanlarıyla giderek yakınlaşması ise konuyu yalnızca
işletme güvenliği olmaktan çıkararak doğrudan kent güvenliğinin bir parçası
haline getiriyor. Uzmanlar, yüksek riskli sanayi alanlarının uzun vadeli şehir
planlaması kapsamında değerlendirilmesi, yeni imar kararlarında endüstriyel
risklerin dikkate alınması ve tesislerle yaşam alanları arasındaki güvenlik mesafelerinin
titizlikle korunması gerektiğine dikkat çekiyor.
2025'te 755 endüstriyel yangın ve patlama
Mevzuat ve teknolojik gelişmelere rağmen endüstriyel yangın ve patlamalar Türkiye'de
yaşanmaya devam ediyor.
Kimya Mühendisleri Odası (KMO) İstanbul Şubesi'nin tespitlerine göre 2025 yılında
Türkiye'de 755 endüstriyel yangın ve patlama meydana geldi. Bunların 700'ünü
endüstriyel yangınlar, 55'ini ise endüstriyel patlamalar oluşturdu.
Bu olaylarda 20 işçi hayatını kaybederken 173 işçi yaralandı. Ayrıca yüzlerce kişi
yangınların ardından ortaya çıkan duman ve zararlı gazlardan etkilenerek olay
yerinde müdahale gördü.
Yangın ve patlamaların sektörel dağılımında metal sektörü yüzde 19 ile ilk sırada
yer alırken, ağaç, kâğıt ve mobilya yüzde 18, tekstil yüzde 17, kauçuk ve plastik
yüzde 12, gıda sektörü ise yüzde 9 pay aldı.
Veriler, endüstriyel yangın riskinin yalnızca kimya ve petrokimya tesisleriyle sınırlı
olmadığını, üretimin hemen her alanında ciddi bir can güvenliği ve ekonomik
kayıp riski oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Mevzuat tek başına yetmez, insan faktörü belirleyici
Falckon Genel Müdürü Anıl Yamaner, Seveso III ve BEKRA kapsamında belirlenen yükümlülüklerin
eksiksiz uygulanmasının büyük endüstriyel kazaların önlenmesinde temel
şart olduğunu ancak güvenliğin yalnızca mevzuata uygun bir tesis kurmakla
sağlanamayacağını belirtti.
İnsan faktörünün endüstriyel kazalardaki kritik rolüne dikkat çeken Yamaner, şunları
söyledi:
Tehlikeli kimyasal bulunduran, üreten veya işleyen bütün tesislerin Seveso Direktifi
ve BEKRA yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerekiyor. Aksi halde
büyük felaketlere davetiye çıkarılmış olur. Ancak mevzuata uygun bir tesis kurmak
tek başına yeterli değil. Çalışanların ve yöneticilerin güvenlik prosedürlerini
doğru uygulaması, risklerin sürekli izlenmesi ve ekiplerin olası bir acil
duruma her an hazır olması gerekiyor. Büyük yangın ve patlamalarda insan faktörünün
hâlâ en kritik başlıklardan biri olduğunu görüyoruz.
Endüstriyel yangına endüstriyel uzmanlık
Fabrikalar, üretim tesisleri, depolar, enerji tesisleri ve kimyasal proseslerin
bulunduğu işletmelerde meydana gelen yangınlar, standart bina yangınlarından çok
farklı riskler taşıyor. Yangına neden olan maddenin özellikleri, üretim prosesi,
tesiste bulunan kimyasallar, basınçlı sistemler ve enerji kaynakları müdahale
yöntemini doğrudan belirliyor.
Bu nedenle yüksek riskli tesislerde yalnızca yangın çıktıktan sonra müdahaleye odaklanmak
yerine, yangının çıkmasını önlemeyi ve başlangıç aşamasında kontrol altına
almayı esas alan proaktif endüstriyel yangın güvenliği yaklaşımı önem kazanıyor.
Türkiye'de genel itfaiye hizmetleri belediyeler ve kamu kurumları tarafından yürütülürken,
yüksek risk taşıyan sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri, limanlar,
havalimanları ve büyük üretim komplekslerinde tesisin risklerine özel eğitim
almış endüstriyel itfaiye ekiplerine duyulan ihtiyaç artıyor.
Bu ekiplerin görevi yalnızca yangını söndürmek değil, riskleri önceden tespit etmek,
önleyici kontroller yapmak, çalışanları eğitmek, düzenli tatbikatlar gerçekleştirmek
ve olası bir yangına henüz başlangıç aşamasındayken müdahale ederek
can kaybını, tesis hasarını ve üretim kesintisini en aza indirmek.
Fabrika yangınlarında ilk dakikalar kritik
Endüstriyel yangınlarda müdahale süresi, olayın boyutunu belirleyen en önemli faktörlerden
biri. Yangının başlangıç aşamasında yapılacak hızlı ve profesyonel müdahale,
küçük bir olayın bütün tesisi etkileyen büyük bir felakete dönüşmesini
engelleyebiliyor. Yangın büyüdükçe sıcaklık ve duman yoğunluğu artarken müdahale
koşulları da giderek zorlaşıyor.
Bu nedenle yüksek riskli işletmelerde müdahale kapasitesinin tesis içerisinde veya
tesise çok yakın konumda bulunması, ekiplerin üretim proseslerini, risk noktalarını
ve kullanılan tehlikeli maddeleri önceden tanıması büyük önem taşıyor.
Türkiye'nin endüstriyel yangınlarla mücadelede olay olduktan sonra müdahale modelinden
olay meydana gelmeden önleme modeline geçmesi gerektiğini belirten Yamaner,
şöyle konuştu:
Endüstriyel itfaiyeciliğin temel amacı yangını söndürmekten önce yangının çıkmasını
engellemektir. Yangın meydana gelmişse hedef, olaya mümkün olan en erken aşamada
doğru ekip ve doğru yöntemle müdahale ederek büyümesini önlemektir. Her
fabrikanın üretim prosesi ve risk haritası farklıdır. Bu nedenle her endüstriyel
yangına aynı yöntemle müdahale edilemez. Tesisi, kimyasalları ve üretim süreçlerini
bilen uzman ekiplerin sürekli hazır bulunması hem can güvenliği hem tesisin
sürekliliği hem de ülke ekonomisinin korunması açısından kritik önem taşıyor.
Proaktif güvenlik artık bir tercih değil
Kentlerin sanayi tesisleriyle giderek daha fazla iç içe geçtiği günümüzde endüstriyel
güvenlik, yalnızca fabrikaların kendi sınırları içerisindeki bir iş güvenliği
konusu olmaktan çıkarak şehirlerin afet dayanıklılığının ve kamusal güvenliğin
temel unsurlarından biri haline geliyor.
Seveso III ve BEKRA kriterlerinin eksiksiz uygulanması, güvenlik mesafelerinin şehir
planlamasında korunması, yüksek riskli tesislerin düzenli denetlenmesi ve
çalışanların sürekli eğitilmesi kadar, tesisin kendi risklerine göre oluşturulmuş
profesyonel yangın önleme ve müdahale sistemlerinin kurulması da önem taşıyor.
Yamaner, endüstriyel güvenlik anlayışındaki değişimi şu sözlerle özetliyor:
Kentlerin içinde kalan sanayi tesislerinde artık temel soru 'Yangın çıkarsa nasıl
söndürürüz?' değil, 'Yangının çıkmasını ve büyümesini nasıl engelleriz?' olmalı.
Proaktif güvenlik artık bir tercih değil, zorunluluk.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -