Ekonomi

Basın Bülteni- Novonesis, biyoekonominin enerji güvenliğindeki rolüne dikkat çekti

Enerji güvenliğinde yeni dönemin anahtarlarından biri olarak görülen biyoekonomi,
Türkiye için hem dışa bağımlılığı azaltacak hem de ekonomik dayanıklılığı güçlendirecek
önemli bir fırsat sunuyor. Novonesis, yerli biyolojik kaynakların enerji
üretiminde daha etkin değerlendirilmesiyle enerji ithalatından istihdama,
sanayi rekabetçiliğinden karbon emisyonlarının azaltılmasına kadar birçok alanda
önemli kazanımlar elde edilebileceğini vurguluyor.

03 Ağustos 2026, İstanbul - Hürmüz Boğazı'nda yaşanan aksaklıkların ardından Kızıldeniz
ve Babülmendep hattında enerji taşımacılığını hedef alan saldırılar, küresel
enerji koridorlarının jeopolitik gelişmelere ne kadar açık olduğunu bir kez
daha ortaya koyarken, petrol ve doğal gaz akışındaki kesintiler ile yükselen
taşıma ve sigorta maliyetleri, özellikle enerji ithalatçısı ülkeler açısından
arz güvenliğinin artık yalnızca tedarikçi çeşitlendirmesiyle ele alınamayacağını
gösteriyor. Alanında lider küresel biyoçözüm şirketi Novonesis, Türkiye'nin enerji
güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını güçlendirmek için dış kaynak çeşitliliğinin
yanı sıra yerli biyolojik kaynaklara dayalı üretim kapasitesinin geliştirilmesinin
stratejik önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Bir sonraki stratejik adımı atmanın zamanı
Süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan Novonesis Türkiye Ülke Müdürü Pınar Tunçkol,
şunları söylüyor: Belirsizliklerin kalıcı hale geldiği bir dünyada dayanıklılık
artık sadece dışarıdan sağlanan kaynakların çeşitliliğiyle değil, içeride
yaratılan kapasitenin gücüyle ölçülüyor. Türkiye bugüne kadar attığı doğru
adımlarla enerji arz güvenliğini sağladı ve kısa vadeli dalgalanmaları yönetme
kabiliyetini geliştirdi. Şimdi ise mevcut kazanımları koruyarak bir sonraki stratejik
adımı atma ve içerideki biyolojik ile tarımsal potansiyelimizi harekete
geçirme zamanı. Bu yaklaşım bir yön değişikliği değil, enerji güvenliğini, ekonomik
istikrarı ve sanayi rekabetçiliğini aynı anda yükseğe taşıyacak tamamlayıcı
bir adımdır. Türkiye'nin 2026 yılında ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesi de
bu yerli kapasite vizyonunu ve yeşil dönüşüm yolculuğunu uluslararası ölçekte dünyaya
anlatabileceğimiz en önemli platformlardan biri olacaktır.

Enerji koridorlarındaki kırılganlığa karşı yerli kapasite
Türkiye, ham petrolünün yüzde 75'ini, LPG'nin yaklaşık yüzde 80'ini ve tarımsal
üretimin en önemli girdilerinden biri olan gübrenin yüzde 70-80'ini ithal ediyor.
Hürmüz ve Babülmendep gibi kritik geçiş noktalarında eş zamanlı olarak yaşanan
sorunlar, ithalata dayalı enerji sistemlerinin yalnızca fiyat dalgalanmalarından
değil, ulaşım rotalarındaki kesintilerden, artan navlun ve sigorta maliyetlerinden
de etkilendiğini gösteriyor. Türkiye son yıllarda altyapı yatırımları
ve tedarik kaynaklarını çeşitlendiren politikaları sayesinde enerji arz güvenliği
konusunda önemli bir temel oluşturmuş olsa da kırılganlığın kaynağını azaltacak
tamamlayıcı adımlara ihtiyaç duyuluyor. Biyoetanol, biyodizel, biyogaz, sürdürülebilir
havacılık ve denizcilik yakıtı gibi yerli kaynaklara dayalı çözümler,
fosil yakıt ithalatını kademeli olarak azaltarak mevcut enerji politikalarını
tamamlayabilecek güçlü seçenekler sunuyor.

Tarımın gücü enerjiye dönüşebilir
Dünyanın en büyük yedinci, Avrupa'nın ise en büyük tarım üreticisi konumundaki Türkiye,
yılda yaklaşık 9 milyon ton mısır ve 19-20 milyon ton buğday üretirken,
yaklaşık 45 milyon tonluk dönüştürülebilir biyokütle kapasitesine sahip bulunuyor.
Biyoçözümler, planlı tarım uygulamaları, etkin arazi kullanımı ve gelişmiş
teknolojilerle gıda ve yem güvenliğini korurken tarımsal üretimin enerji dönüşümüne
de katkı sağlamasına imkân tanıyor. Ayrıca Türkiye'deki mevcut araç parkının
ilave büyük altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymadan E10 ve B5 gibi biyoyakıt
harmanlama oranlarına teknik olarak büyük ölçüde uyumlu olması, bu geçişin kademeli
ve düşük maliyetle hemen uygulanabilmesine zemin hazırlıyor.

Türkiye, sürdürülebilir havacılık yakıtında bölgesel üretim merkezi olabilir
Dünyanın önde gelen havacılık merkezlerinden biri olan Türkiye için sürdürülebilir
havacılık yakıtı (SAF), enerji güvenliğiyle yeşil sanayi dönüşümünü bir araya
getiren stratejik bir fırsat sunuyor. SAF'ın mevcut uçaklarda ve yakıt ikmal
altyapısında büyük ölçekli bir teknoloji değişikliğine ihtiyaç duyulmadan kullanılabilmesi,
havacılığın kısa ve orta vadede karbonsuzlaştırılması açısından bu
çözümü özellikle önemli hale getiriyor.

Türkiye'de yürürlüğe giren Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı Talimatı ve 2030'a kadar
uluslararası uçuşlardan kaynaklanan emisyonların azaltılmasına yönelik hedefler,
yerli SAF pazarının gelişmesi açısından önemli bir düzenleyici temel oluşturuyor.
Tarımsal ve ormancılık kalıntıları, kullanılmış yağlar ve lignoselülozik
hammaddelerin yanı sıra, biyoçözümler sayesinde verimliliği artırılan tarımsal
üretimden elde edilen uygun ürünler de yüksek katma değerli sürdürülebilir havacılık
yakıtlarına dönüştürülebiliyor. Planlı üretim ve etkin arazi kullanımıyla
desteklenen bu yaklaşım, gıda ve yem güvenliğini korurken çiftçiler için yeni
gelir alanları yaratma ve Türkiye'nin yerli enerji kapasitesini güçlendirme
potansiyeli taşıyor. Türkiye'nin güçlü tarım kapasitesi, gelişmiş rafineri ve lojistik
altyapısı ile küresel ölçekte bağlantı sağlayan havacılık sektörü birlikte
değerlendirildiğinde ülke, yalnızca SAF kullanan değil, aynı zamanda üreten
ve bölgesine ihraç eden bir merkez haline gelebilir.

Bu dönüşüm, havayollarının uluslararası iklim yükümlülüklerine uyumunu desteklerken,
yerli hammadde tedarik zincirleri, kırsal kalkınma, teknoloji yatırımları
ve nitelikli istihdam açısından da yeni fırsatlar yaratabilir. Bunun için uzun
vadeli ve öngörülebilir harmanlama hedeflerinin, sürdürülebilirlik kriterlerinin,
yatırım teşviklerinin ve üretici-havayolu arasındaki uzun dönemli alım anlaşmalarının
bütüncül bir politika çerçevesi içinde ele alınması önem taşıyor.

Milyarlarca dolar ithalat azaltımı ve 100 binden fazla istihdam potansiyeli
Yerli biyolojik kaynakların ve biyoyakıt çözümlerinin harekete geçirilmesi ekonomi
açısından son derece somut kazanımlar vaat ediyor. Novonesis'in paylaştığı verilere
göre, yerli çözümlerin yaygınlaştırılması Türkiye'nin enerji ithalatında
10-15 milyar dolarlık bir azalma potansiyeli taşıyor. Bu dönüşüm aynı zamanda
tarım ve sanayi değer zincirlerinde 100 binden fazla potansiyel istihdamı destekleme
ve yıllık yaklaşık 2,5-3 milyon ton karbondioksit emisyon azaltımı sağlama
imkânı veriyor. Cari dengeyi doğrudan destekleyen bu yapı, sanayi için öngörülebilir
maliyetler oluştururken çiftçiler için de yeni gelir alanları yaratıyor.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -