Ekonomi

Basın Bülteni- STG Mühendislik/Muslu Savunma sanayiinde çalışan ürün ile sahaya hazır ürün arasında önemli bir fark var

Savunma sanayiinde geliştirilen bir elektronik sistemin laboratuvarda kusursuz çalışması,
sahada aynı performansı göstereceği anlamına gelmiyor. Sıcaklık, titreşim,
mekanik şok, toz, yağmur ve elektromanyetik etkiler, aylar süren mühendislik
çalışmalarını birkaç dakika içinde sınayabiliyor. STG Mühendislik Program Direktörü
Nazlı Ebru Muslu'ya göre kritik teknolojilerde asıl mesele sistemi çalıştırmak
değil, en zor koşullarda çalışmaya devam edeceğini kanıtlamak.

Savunma teknolojilerinde yapay zekâ, otonom sistemler ve yeni nesil elektronikler
konuşulurken, geliştirilen sistemlerin sahaya çıkmadan önce geçtiği test ve doğrulama
süreçleri çoğu zaman görünür olmuyor.

Oysa bir görev bilgisayarı, kontrol sistemi veya kritik elektronik birim, laboratuvar
ortamından çıktığı anda çok farklı fiziksel koşullarla karşı karşıya kalabiliyor.
Ani sıcaklık değişimleri, sürekli titreşim, darbe, kum, toz, nem veya
yüksek irtifa gibi etkiler, sistemin elektronik ve mekanik yapısını doğrudan etkileyebiliyor.

STG Mühendislik Program Direktörü Nazlı Ebru Muslu, bu nedenle savunma sanayiinde
çalışan ürün ile sahaya hazır ürün arasında önemli bir fark bulunduğunu söylüyor.

Bir sistemin ilk kez çalışması mühendislik sürecinin sonu değil. Tam tersine asıl
sorular bundan sonra başlıyor. Hangi sıcaklıkta çalışacak? Ne kadar titreşime
maruz kalacak? Ani bir darbede görevini sürdürebilecek mi? Aynı performansı uzun
süre koruyabilecek mi? Kritik sistemlerde bu soruların cevabının varsayıma
değil, ölçülebilir sonuçlara dayanması gerekiyor.

Sahadaki hata tasarım masasında başlıyor
Test süreçlerinin yalnızca tamamlanmış ürünlere uygulanan son bir kontrol olarak
görülmesinin önemli bir hata olduğunu belirten Muslu, test sonuçlarının doğrudan
tasarım sürecini yönlendirmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Bir elektronik kartın titreşim altında bağlantı problemi yaşaması, yüksek sıcaklıkta
soğutma performansının düşmesi veya bir muhafazanın toz ve suya karşı beklenen
korumayı sağlayamaması, yalnızca üretim problemi olarak değerlendirilmiyor.
Bu sonuçlar, sistemin yeniden tasarlanmasını gerektirebiliyor.

Muslu, Testin asıl değeri ürünü geçer ya da kalır diye sınıflandırmak değildir.
Eğer doğru uygulanıyorsa test size tasarımınızın zayıf noktasını gösterir. Sorunu
sahada gördüğünüzde artık maliyet çok daha büyüktür. Mühendisliğin amacı o
problemi kullanıcıyla karşılaşmadan önce ortaya çıkarmaktır değerlendirmesinde
bulundu.

Bu nedenle savunma ve havacılık sektöründe çevresel testler, ürün geliştirme sürecinin
ayrı bir aşaması olmaktan çıkarak tasarımın sürekli geri bildirim aldığı
bir doğrulama mekanizmasına dönüşüyor.

Aynı cihaz, farklı koşullarda farklı davranıyor
Sahadaki çevresel koşulların her biri sistem üzerinde farklı bir etki yaratıyor.
Titreşim ve mekanik şok özellikle elektronik kartlar, bağlantılar ve mekanik bileşenler
üzerinde risk oluştururken, sıcaklık değişimleri elektronik bileşenlerin
performansını ve kullanım ömrünü etkileyebiliyor. Toz ve nem sızdırmazlık açısından,
elektromanyetik etkiler ise sistemlerin birbirini etkilemeden çalışabilmesi
açısından kritik önem taşıyor.

Bu nedenle kritik görev sistemlerinde tek bir dayanıklılık testinden söz etmek mümkün
değil. Ürünün kullanılacağı platform, görev profili ve çevresel şartlara
göre farklı senaryoların oluşturulması gerekiyor.

Muslu'ya göre burada belirleyici olan bir başka unsur da test sonuçlarının izlenebilir
ve tekrar edilebilir olması.

Bir sistemin dayanıklı olduğunu söylemek kolay. Mühendislik açısından önemli olan
bunu hangi şartlarda, hangi ölçümle ve hangi sonuçla gösterdiğinizdir. Aynı
test tekrarlandığında karşılaştırılabilir bir sonuç üretemiyorsanız güvenilirlikten
söz etmek zorlaşır.

Savunma teknolojilerinde yeni rekabet: Güvenilirlik
Savunma teknolojileri geliştikçe elektronik sistemlerin platformlardaki ağırlığı
da artıyor. Görev bilgisayarları, ekranlar, haberleşme altyapıları ve veri ağlarının
daha karmaşık hale gelmesi, tek bir bileşendeki sorunun sistemin tamamına
etkisini de büyütüyor.

Bu durum, teknoloji geliştiren şirketler açısından test ve doğrulama kabiliyetini
yalnızca kalite kontrol meselesi olmaktan çıkararak doğrudan mühendislik yetkinliğinin
bir parçası haline getiriyor.

Muslu, önümüzdeki dönemde teknolojik rekabetin yalnızca daha gelişmiş fonksiyonlar
geliştirmek üzerinden ilerlemeyeceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
Bir sisteme çok fazla kabiliyet kazandırabilirsiniz. Fakat ihtiyaç duyulduğu anda
bunları kullanamıyorsanız o teknolojinin değeri ciddi biçimde azalır. Savunma
teknolojilerinde başarıyı belirleyen temel konulardan biri, sistemin vaat ettiği
performansı gerçek görev koşullarında da sürdürebilmesidir.

Giderek daha fazla elektronik ve yazılım barındıran yeni nesil savunma sistemlerinde
bu nedenle soru artık yalnızca Ne yapabiliyor? değil.
Asıl soru giderek daha fazla şu oluyor:
Bunu en zor koşullarda da yapabiliyor mu?



-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -