Ekonomi

Basın Bülteni- Zon Global CEO'su Tala Kasım 2026'da Antalya'da gerçekleştirilecek Küresel İklim Zirvesi, Türk Ekonomisi için tarihsel bir fırsat

Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve şirketler iklim krizine karşı çözümler üzerinde
çalışırken, Türkiye Kasım 2026'da tarihinin en önemli küresel platformlarından
birine ev sahipliği yapacak. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP 31), sadece bir uluslararası toplantı
değil, Türkiye'nin, şirketlerinin ve tüm ekonomisinin geleceğini şekillendiren
bir dönüm noktasıdır.

İklim ve sürdürülebilirlik alanında uzman olan Zon Global CEO'su Oylum Tala, bu
kritik dönemin hem risk hem de fırsat taşıdığını vurgulayarak, Türk şirketlerinin
neden acil bir şekilde COP 31'e hazırlık yapması gerektiğini açıklıyor.

COP 31 konuşmaların tamamlandığı, hareketin başladığı bir zirve olarak tasarlanıyor,
diyen Tala, küresel iklim diplomasisinin merkezi Türkiye'de dönüştüğü şu
günlerde hazırlık yapan şirketler, dünyanın en etkin kurumları tarafından tanınacak.
Ancak hazırlıksız kalanlar ise riskle karşı karşıya kalacaklar.

Türkiye'nin Ev Sahipliği: Uluslararası Görünürlük ve Sorumluluğun Kesişme Noktası
Türkiye'nin COP 31 başkanlığını elde etmesi, yalnızca diplomatik bir başarı değil,
ekonomik bir stratejik hamledir. Bu başkanlık sayesinde, Türkiye 200'e yakın
ülke nezdinde küresel iklim müzakerelerinin ve çözümlerin mimarı konumuna gelmektedir.

Düşünün, diyerek açıklamaya devam eden Tala, dünyanın en büyük yatırım fonları,
uluslararası şirketleri değerlendirmek için COP zirvelerini bir keşif ve değerlendirme
platformu olarak kullanıyor. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve
G20 ülkeleri, Kasım 2026'da Antalya'da olacak. Türkiye'nin şirketleri, bu kez dünya
sahnesinin merkezinde olacak - ancak sadece seyirci olarak değil, aktör olarak.

Bu dönemde, COP 31 Başkanlığı altında ortaya konulan vizyon açıktır: Tek ses değil,
diyalog, ayrılık değil, uzlaşı, durağanlık değil, aksiyon. Bu prensipler,
Türk şirketlerinin de kendi stratejilerini geliştirmesinde rehber olmalıdır.

Şirketler İçin Saat İşlemeye Başladı: Yasal Zorunluluklar ve Pazar Riskleri
Türk şirketleri, Avrupa Birliği'nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Yönergesi
(CSRD) ve uluslararası ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) standartlarında artan
uyum baskısı altında bulunmaktadır. Bu sadece Avrupa'da faaliyet gösteren şirketler
için değil, Türkiye'de yer alan, küresel tedarik zincirlerinin bir parçası
olan herhangi bir şirketi ilgilendirmektedir.

Tala, durumu şöyle açıklıyor: Karbon ayak izini ölçmemek, emisyon azaltım planı
hazırlamamak, artık bir tercih meselesi değil - bir uyumluluğu sağlama meselesidir.
Ancak burada önemli olan nokta şu: erken hareket eden şirketler, bunu bir
zorunluluktan çok bir fırsat ve rekabet avantajına dönüştürebilirler.

Küresel yatırımcılar, iklim taahhütlerini doğrulayan şirketlere daha fazla sermaye
akışını tercih etmektedir. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Avrupa Yatırım
Bankası (EIB) ve dünyanın en büyük iklim odaklı yatırım fonları, COP zirvelerini
portföy şirketi keşfetme platformu olarak kullanmaktadırlar.

Türkiye'de iş yapan bir şirket COP 31 süreci boyunca somut adımlar atacaksa, diye
vurgulayan Tala, o şirketin Kasım 2026'da, küresel sermayenin en seçici gözlerinin
altında kendini gösterebilmesi demektir. Bu, uzun vadeli büyüme için bir
katalizördür. Tersine, bu süreci görmezden gelen şirketler ise pazar payını
kaybetmek, yatırım bulmakta zorlanmak ve üretim zincirlerinde dışlanmakla karşı
karşıya kalabilir.

Şirketlerin Karşı Karşıya Olduğu Temel Zorunluluklar
Tala, Türk şirketlerinin COP 31 sürecinde başarılı olabilmek için ele alması gereken
temel zorunlulukları açıklıyor. İlk olarak, şirketlerin karbon ayak izini
ölçmesi, raporlaması ve azaltım hedeflerini belirlemesi gerekmektedir. Bunu, operasyonel
düzeyde enerji verimliliği sağlamak, tedarik zincirini optimize etmek
ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek izlemelidir.

Bir şirketin iklim stratejisini hazırlamak, sadece bir raporun yazılıp sunulması
değil, diye belirtiyor Tala. Enerji verimliliğini sağlamak, karbon azaltım
hedeflerini belirlemek, finansal riskini yeniden değerlendirmek, tedarik zincirinin
tamamında ESG iyileştirmelerini hayata geçirmek - bunların hepsi entegre bir
şekilde yürütülmesi gereken faaliyetlerdir.

İkinci olarak, şeffaflık ve raporlama kritik hale gelmiştir. Şirketlerin, GRI (Global
Reporting Initiative), ESRS (Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları)
ve CSRD gibi uluslararası standartlara uygun şekilde sürdürülebilirlik raporları
hazırlaması ve yayınlaması beklenmektedir.

Sürdürülebilirlik raporlaması, artık isteğe bağlı bir etkinlik değil, diye vurguluyor
Tala. Yatırımcılar, müşteriler ve düzenleyici otoriteler, şirketlerin
iklim riskleri ve etkilerini açık ve ölçülebilir bir şekilde sunmasını talep ediyorlar.
Bu bilgiyi sağlamayan şirketler, finansal piyasalarda güvensizlik ve risk
yaratan kurumlar olarak algılanıyor.

Üçüncü zorunluluk ise tedarik zincirinin dönüştürülmesidir. Avrupa Birliği'nin CSRD
ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Yönergesi kapsamında, büyük şirketler tedarik
zincirindeki tüm aktörlerin ESG uyumunu takip etme yükümlülüğü altındadır.

Türkiye'deki KOBİ'ler ve orta ölçekli şirketler, bu gereksinimlerden kaçamaz,
diye açıklıyor Tala. Eğer Avrupa'nın bir tedarikçisiyseniz veya küresel bir şirketin
iş ortağıysanız, sizin de ESG kriterlerine uymanız beklenir. Bu yüzden,
Türkiye'de faaliyet gösteren hemen hemen tüm şirketler, COP 31'e doğru giderken
bu zorunluluklarla yüzleşmek zorundadır.

Türkiye'nin Küresel Pozisyonunda Şirketlerin Rolü
Türkiye, COP 31'de yalnızca bir ev sahibi ülke olmayacak, aynı zamanda bölgesel
iklim liderliğinin merkezine konumlanacaktır. Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika
bölgesi için bir diplomasi merkezi rolü, Türk şirketleri açısından da somut
fırsatlar taşımaktadır.

Türkiye'nin yeşil dönüşüme yönelik uzun vadeli hedefleri perspektifinde - 2053'te
net sıfır emisyon - şirketler bu yolculuğun öncüsü olabilirler, diye açıklıyor
Tala. Hatta, bu süreçte başarı gösteren Türk şirketleri, bölgesel ve küresel
pazarlarda iklim liderliği açısından bir marka olarak sınıflandırılabilirler.

COP 31 başkanlığı, Türkiye'nin enerji güvenliğine, ekonomik dayanıklılığına ve uzun
vadeli istikrarına katkı sağlayacaktır. Ancak bu katkı, Türk şirketlerinin
de hazırlıklı olması koşuluna bağlıdır.

Aciliyet: Zamanı Boşa Harcamanın Bedeli Çok Ağır
Kasım 2026'ya kısıtlı bir süre kaldı. Bu, bir şirketin iklim stratejisini geliştirmesi,
operasyonel değişiklikleri hayata geçirmesi ve bunu paydaşlarına iletişim
yoluyla sunması için kısa bir süredir.

Bazı şirketlerin, COP 31'i bir etkinlik gibi beklemesi endişe vericidir, diye
uyarıyor Tala. Oysa bu, bir şirketin beş, on veya yirmi yıllık vizyonunu belirleyen
bir dönüm noktasıdır. Hazırlık yapmayan şirketler, bu dönemde küresel sermayenin
gözünden kaybolacaklardır. Daha da kötüsü, rakipleri bu süreci başarılı
bir şekilde geçiştirebilirse, pazar payını kaybedeceklerdir.

Tala, şirketlerin alması gereken acil adımları şöyle sıralıyor: İlk olarak, her
şirketin iklim riski değerlendirmesi yapması ve karbon ayak izini ölçmesi gerekmektedir.
İkinci adım, net sıfır emisyon hedefleri belirlemek ve bunlara ulaşmak
için bir yol haritası oluşturmaktır. Üçüncü adım, iç operasyonları ve tedarik
zincirini optimize etmektir. Son olarak, bu çalışmaları paydaşlara şeffaf bir
şekilde raporlama yoluyla sunmak gerekir.

Bu adımları atmayanlar ise, geleceğin ekonomisinde geriye kalmak riskiyle karşı
karşıya kalacaklardır, diyerek sözlerini tamamlıyor Tala.

Bölgesel Liderlik Fırsatı
Tala, Türkiye'nin COP 31 öncesindeki dönemin, bölgesel ekonomik liderliği güçlendirmesi
için bir fırsat olduğuna işaret ediyor. Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika
bölgesinden gelen şirketler, COP 31 süreci boyunca Türkiye'ye ve Türk şirketlerine
bakacak. Yeşil dönüşümde başarılı olan Türk şirketleri, bu bölgelerde
model ve rehber olacak. Bu, sadece bir itibar meselesi değil, aynı zamanda bölgesel
pazardaki payı artırmanın da yoludur.

Zon Global CEO'su Tala'nın gözlemine göre, COP 31'i başarıyla geçen şirketler, bölgesel
iş ortaklıkları, yatırım fırsatları ve pazar genişlemesi açısından önemli
avantajlar kazanacaklar.

Küresel Standartların Türkiye'de Hukuki Çerçeveye Dönüşümü
Tala, bunun ötesinde, Türkiye'nin de bu süreçte kendi yasal çerçevesini geliştirmekte
olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye'de İklim Kanunu hazırlıkları sürüyor. Bu
kanun, şirketlere karbon raporlama zorunluluğu getirecek. COP 31'den sonra, bu
hukuki yükümlülükler daha da sıkı hale gelecek. Şimdi hazırlık yapan şirketler,
geleceğin düzenlemeleriyle uyumlu bir yapı oluşturacaklar.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -