BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Dünyamız ve insanlık için tehlikeli bir dönemden geçiyoruz
BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu, yayımladığı bildiride dünyada artan risklere dikkat
çekti. Yayımladığı bildiride şu ifadelere yer verildi:
Dünyamız ve insanlık için tehlikeli bir dönemden geçiyoruz…
Yerküremiz için en büyük tehdit olarak üzerinde hemfikir olduğumuz küresel ısınmayı
çözmek amacıyla top yekûn bir çaba içerisine girmişken savaş ahlakının bile
bozulduğu bir dünyada nükleer silahların adının anıldığı tehlikeli bir döneme
girdiğimiz artık açıkça görülüyor.
Geleceği gören ve bunu anlatmaya çalışanlar adeta Kassandra Sendromu yaşıyor. Kimseyi
inandıramıyorlar. Sanki insanlık kendi sonunu hazırlamaya doğru ilerliyor.
Biz BUSİAD olarak, 48 yıllık deneyimin sağlamış olduğu uzgörü ve umudun yittiği
yerde yaşama da yer yoktur anlayışıyla, her zaman seçeneklerin olduğu düşüncesini
savunuruz. Bu çerçevede, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Yurtta
Sulh, Cihanda Sulh anlayışı ile hareket eden ve çevremizdeki yangına karşı
itidalli yaklaşan ülkemiz yöneticilerinin yaklaşımını da takdirle karşılıyoruz.
Yüzlerce yıllık komşumuz İran'a yönelik girişilen haksız saldırılara karşı olduğumuzu
bizler de BUSİAD olarak beyan ediyoruz. İran'ın ve bölgemizdeki tüm ülkelerin
sınırlarına karşı saygılı olan Türkiye'nin bu tutumunun komşularımız tarafından
da örnek alınmasını dileriz.
Savaşın yeniden alevlenmemesini umarken, bu haksız ve tüm uluslararası kuralları
hiçe sayan saldırıların, dünyada hukuksuzluğun kapısını aralamasından da endişeliyiz.
ABD ve İsrail tarafından başlatılan girişimlerin, tüm dünya için olumsuz
bir örnek temsil ettiği açıkken, bu durumun Batı ittifakı içinde de kırılmalar
yarattığını da görüyoruz. Bu anlayış, aslında medeni dünyanın da sorgulanmasına
neden olmaktadır. Umarız ki bu durum çok büyümeden doğru bir çizgiye gelir.
İnsanlık, hep birlikte, huzurlu ve korunmuş bir dünya hedefine tekrar yönelir ve
yolda attığı adımları heba etmez.
Türkiye için büyük fırsatlar var…
Türkiye olarak, bugünü ve geleceği doğru analiz ederek, tedbirler almamızın, iş
birliklerimizi jeoekonomik değişimlere göre planlayıp, yeni seçenekleri doğru
değerlendirmemizin gerekliliğine inanıyoruz.
Her şey durulduğunda, hazır olan seçeneklere göre Türkiye'nin bölgenin ve dünyanın
parlayan yıldızı olacağını şimdiden görüyoruz. Türkiye konumu sayesinde bir
üretim üssü olmaya da adaydır.
Dünya bir altüst oluş noktasındayken, Türkiye'nin sosyal, hukuksal ve ekonomik
sıkıntılarını çözmesinin beklenenden daha uzun sürebileceğini de öngörüyoruz. Özellikle
toplumsal güvenin sağlanamamasından dolayı bir türlü düşürülemeyen enflasyonun
enerji ve hammadde girdilerinin yükselmesiyle zorlanacağı ortadadır. Bizler
iş dünyası olarak bu gerçeğe göre kendimizi konumlandırmaya ve ayakta kalmaya
çalışıyoruz. Beklentimiz istihdam, ihracat, vergi sağlayan üreticilere gerek
regülasyonlarla gerekse finansa ulaşmada kolaylıklar sağlanmasıdır.
Gençler iş dünyamızın da geleceğidir…
İş dünyası olarak bir diğer beklentimiz ise eğitim sistemimize yöneliktir. Geçtiğimiz
haftalarda yaşadığımız okul saldırılarıyla yüreğimizi dağlayan olayların,
bir kez daha yaşanmaması için çocuklarımızın ve gençlerimizin içinde bulunduğu
psikolojik ve sosyolojik durum, ebeveynleri de içine alacak şekilde toplumun tüm
kesimleri tarafından masaya yatırılmalıdır. Çocuklar ve gençler hepimizin geleceğidir
ve onlarla ölüm kelimesinin yan yana anılması hepimizin ayıbıdır.
Bu siyasi bir mesele değil Milli bir meseledir. Milli Eğitimin gereğini Anayasamıza
ve Milli Eğitim Temel Kanunumuza uyarak sağlamalıyız. Çocuklarımızı ve gençlerimizi
doğa ve insan sevgisine, üretime, akla, bilime, felsefi düşünceye, sorgulamaya,
sanata, spora ve sosyal sorumluluk projelerine yöneltmeliyiz. Ekranlar
karşısında, edilgen bir şekilde yaşayan, odalarından çıkmayan, sosyalleşmeyen
ve şiddete meyleden gençlerimizi dönüştürmek biz tüm yetişkinlerin asli görevidir.
Bir diğer çekincemiz ise, gençlerimizin bu olaylar nedeniyle yurt dışına gitmek
istemelerinde bir artışın olabileceğidir. Ciddi bir beyin göçü yaşanırken bunun
önüne geçebilecek önemli adımlardan biri, gençlerimizin kendilerini özgürce ifade
edebilecekleri bir iklimin hayal değil, gerçek bir seçenek olarak sunulması
olacaktır.
Toplumsal güven ortamının sağlanması…
Biz iş insanları için üç temel unsurun varlığı çok önemlidir, Güven, İstikrar,
Öngörülebilirlik. Öngörülebilirliği istikrar sağlar. İstikrar içinse güven şarttır.
Bu üç unsur aslında sadece iş yaşamında değil toplumsal yaşamdaki tüm kesimler
için de geçerlidir. Güven salt adalete güven olarak algılanmamalı tüm Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının ve kurumlarının birbirlerine karşı güvenleri olarak
düşünülmeli ve toplumumuzdaki güven sarsıntısı acil telafi edilmelidir. Bir
millet olmanın temel unsurları arasında yer alan başta adalete güven olmak üzere
her konudaki güven hepimiz için olmazsa olmazdır. Güven tesisi için görevde
liyakata olan toplumsal inanç da tam olmalıdır. Toplumsal güven ortamının sağlanması,
ülkemize yönelik dış tehditlere karşı da birlikteliğin en güçlü harcıdır.
Bizler BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Üyeleri olarak, bu duygu ve düşüncelerle görüş
ve önerilerimizi kamuoyunun bilgi ve değerlendirmesine sunuyoruz.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -