Güncelleme- TCMB enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltirken, dezenflasyon sürecinde sıkı duruş mesajını yineledi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde
28'e yükseltirken, yüksek belirsizlik ortamında sıkı para politikası duruşunun
kararlılıkla sürdürüleceği mesajını verdi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın sunumda yaptığı
konuşmanın tamamı şu şekilde:
Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmeler, Mayıs
Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı seyrini koruyor. Bu gelişmelerin enflasyon
görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ediyoruz.
Savaşın seyrine ilişkin söz konusu yüksek belirsizlik ortamında sıkı ve ihtiyatlı
duruşumuzu sürdürürken, para politikamızı kısa vadeli gelişmelerin yanı sıra
orta vadeli enflasyon görünümünü de gözeterek şekillendirmeye devam ediyoruz.
Nitekim jeopolitik gelişmelerin yol açtığı arz yönlü şoklar dezenflasyon sürecine
olumsuz yansısa da, para politikamızın talep koşulları üzerindeki sıkılaştırıcı
etkilerini açık bir şekilde gözlemliyoruz.
Bu bağlamda, maliyet artışlarına karşın temel mal enflasyonu düşük seviyelerini
korurken, belli başlı hizmet kalemlerinde de enflasyon ataleti zayıfladı ve dezenflasyon
devam etti. Yurt içi dinamiklerde izlediğimiz bu olumlu gelişmeleri,
kararlı politikamızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.
Enflasyon beklentileri ile fiyatlama davranışlarının da önemini koruduğu bu dönemde
sıkı duruşumuzu sürdürecek, temel amacımız olan fiyat istikrarına ulaşmak için
tüm araçlarımızı kararlıkla kullanmaya devam edeceğiz.
Sunumumda öncelikle küresel ekonomi, makroekonomik görünüm ve para politikasına
ilişkin değerlendirmelerimize yer vereceğim. Daha sonra orta vadeli tahminlerimizi
sunacağım. Sunum sonrasında ise Başkan Yardımcılarımızla birlikte sizlerin
sorularını yanıtlayacağız.
Değerlendirmelere geçmeden önce, bu Raporumuzda da, öne çıkan konulara ve tematik
analizlerimize kutu çalışmalarıyla yer verdiğimizi hatırlatmak isterim.
Haziran ayında ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik risklerde
geçici bir gerileme gözledik.
İzleyen dönemde jeopolitik riskler, savaşın seyri ve taraflar arasında yeni bir
anlaşma ihtimaline ilişkin haber akışı nedeniyle dalgalı bir görünüm sergiledi.
Bu durum küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açmakta.
Küresel arz koşullarında sınırlı bir iyileşme gözlenmesine rağmen, girdi ve navlun
maliyetleri yüksek seyrini koruyor ve tedarik zincirlerindeki aksamalar da devam
ediyor.
Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişleri,
mutabakatın ardından bir miktar arttı.
Ancak izleyen dönemde geçişler yeniden azalarak durma noktasına geldi.
Petrol fiyatları da mutabakatın akabinde savaş öncesi seviyelere yakınsadı, ardından
yeniden yükseldi.
Mevcut durumda petrol fiyatları yüksek ve oynak seyrini sürdürüyor.
Doğal gaz fiyatlarında da benzer bir görünüm hakim.
Daha genel baktığımızda, gerek enerji, gerekse enerji dışı emtia fiyatları savaş
öncesine kıyasla yüksek düzeylerini koruyor.
Buna bağlı olarak ithalat fiyatlarının da savaş sonrasında belirgin ölçüde arttığını
gözlüyoruz.
Küresel büyümenin 2026 yılında ivme kaybetmesi bekleniyor.
2027 yılında ise baz etkilerinin de katkısıyla, büyüme görünümünün bir miktar toparlanması
öngörülüyor.
Diğer taraftan savaşın seyrine bağlı olarak küresel büyüme üzerindeki riskler her
iki yönde de geçerliliğini koruyor.
Dalgalı bir seyir izleyen enerji fiyatları, küresel enflasyon ve enflasyon beklentileri
üzerinde etkili olmayı sürdürüyor.
Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerini
koruduğu görülüyor.
İkincil etkiler nedeniyle küresel enflasyon görünümünde bozulmanın devam edebileceği
değerlendiriliyor.
Bu durum küresel olarak daha sıkı para politikası beklentilerini de güçlendirdi.
Artan jeopolitik belirsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy
hareketleri de dalgalı bir seyir izliyor.
Son dönemde gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından çıkışlar, tahvil piyasalarına
ise girişler gözleniyor.
Fed’in sözlü yönlendirmeyi bırakması sonrası faiz patikasına yönelik belirsizliğin
arttığını görüyoruz. Öte yandan, Japonya Merkez Bankası’nın atacağı adımlar
da küresel piyasalar açısından önem taşıyor.
Bu gelişmeler de küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde belirleyici
olacak.
MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜM
Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti.
Bu çerçevede, mevcut büyüme verileri, sıkı para politikası duruşumuzun hedeflenen
bir sonucu olarak talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde kaldığını teyit
etti.
İkinci çeyreğe ilişkin biraz sonra detaylandıracağım görünüm ise büyümenin, özel
tüketimdeki zayıf seyre karşın, dış talep kaynaklı olarak bir miktar toparlandığını
ima ediyor.
Yılın ikinci çeyreğine ilişkin göstergelere bakacak olursak,
2025 yılının son çeyreğinde ve bu yılın ilk çeyreğinde görece yatay bir seyir izleyen
sanayi üretimi, ihracatın beklenenden güçlü seyretmesinin de katkısıyla arttı.
Oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında da benzer bir eğilim söz konusu.
Hizmet üretimi ise nisan ve mayıs aylarında aylık bazda gerilerken, çeyreklik bazda
yataya yakın seyretti
İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın ikinci çeyreğinde sınırlı olarak artmakla
birlikte tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdü.
Temmuz ayında ise bir miktar geriledi.
İşgücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini görüyoruz.
Buna göre işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken,
geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir işgücü piyasasına işaret ediyor.
Nitekim, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor.
Talep koşullarına gelirsek, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesi
bir önceki çeyreğin altında gerçekleşti.
Trendinden arındırılmış veriler de perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü
gösteriyor.
İkinci çeyrekte gerileyen kart harcamaları da talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini
teyit ediyor.
Temmuz ayına ilişkin veriler, kart harcamalarındaki zayıf seyrin üçüncü çeyrekte
de sürdüğüne işaret ediyor.
Talebe ilişkin veriler bir bütün olarak, ikinci çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist
düzeyde olduğunu gösteriyor.
Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğu ve
ortalaması, bir süredir olduğu gibi ikinci çeyrekte de negatif düzeye işaret ediyor.
Yılın geri kalanında talep koşullarında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngörüyoruz.
İktisadi faaliyete ilişkin olarak, dış ticaret gelişmelerinden de bahsetmek isterim.
Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta
artış gerçekleşti.
İhracattaki güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin,
talebi kısmen Türkiye’ye kaydırmasının da rol oynadığını değerlendiriyoruz.
Bu dönemde, savaşın başlamasından sonra Ortadoğu ülkelerine olan ihracattaki düşüş
bir miktar telafi edilirken, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine
ihracat arttı.
Aynı dönemde, ithalatta nispeten daha düşük bir artış oldu. Yüksek fiyatlar nedeniyle
enerji ithalatı artarken, altın ve enerji hariç ithalatta düşüş gerçekleşti.
Böylelikle dış ticaret açığı ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla gerilerken, Temmuz
ayı geçici verileri de önceki çeyrek seviyelerinin altında bir görünüme işaret
etmekte.
Tüketim malı ithalatına baktığımızda ikinci çeyrekteki gerilemede büyük oranda binek
otomobil ithalatındaki yavaşlamanın rol oynadığını görüyoruz.
Temmuz ayı geçici verileri tüketim malı ithalatında sınırlı bir artış ima ediyor.
Bununla birlikte, söz konusu artış ilk iki çeyrekteki gerilemeyi telafi edecek
ölçüde görünmüyor.
Enflasyon görünümüne geçmeden önce, cari işlemler dengesi gelişmelerine de kısaca
değinmek istiyorum.
İkinci çeyrekte cari açık millî gelire oran olarak tarihsel ortalamaların altında
bir seyir izledi.
Az önce bahsettiğim gibi savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, enerji ithalatında
belirgin yükselişe neden oldu.
Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı.
Bununla birlikte, yılın geri kalanında cari açık üzerinde uluslararası ticarette
artan korumacı önlemler, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış
kaynaklı yukarı yönlü riskler var.
Bütün bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın millî gelire oranının uzun
dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz.
Saygıdeğer Katılımcılar,
Yurt içi iktisadi faaliyetin ardından, şimdi enflasyon gelişmelerine dair değerlendirmelerimizi
paylaşmak istiyorum.
Son aylarda, dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtik.
Arz yönlü baskılar önceki Rapor dönemine kıyasla bir miktar hafiflese de, dezenflasyonda
ivme kaybına neden olmaya devam etti.
Bu dinamikler eşliğinde, yıllık tüketici enflasyonu temmuz ayı itibarıyla yüzde
31,8 seviyesinde gerçekleşti. Çekirdek enflasyon göstergeleri ise manşet enflasyonun
biraz altında kaldı.
Nitekim enerji ve gıdayı dışlayan C endeksinde, yıllık enflasyon yüzde 30’un hafif
altında gerçekleşti.
Diğer taraftan, yönetilen/yönlendirilen ürünlerde fiyat artışları bir süredir TÜFE’nin
üzerinde seyrediyor. Dolayısıyla söz konusu ürünleri dışlayan F endeksi
manşet enflasyonun altında seyrediyor.
Temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde dağılım bazlı göstergeler öncülüğünde gerileme
gördük.
Bu göstergeler, B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin
geriledi, bu nedenle ana eğilim tahminlerimize göre daha düşük gerçekleşti.
Bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi alt kalem sayısı fazla olan geniş
kapsamlı gruplardaki fiyat gelişmeleri öne çıktı.
Son üç aydaki yıllıklandırılmış ana eğilimi hesapladığımızda, takip ettiğimiz altı
göstergenin ortalaması yüzde 27’li seviyelere işaret ediyor.
Bununla birlikte, tasarım gereği daha uzun vadeli eğilimleri yansıtan ve tek seferlik
etkileri dışlayan trend enflasyon göstergesi görece yatay seyrediyor.
Ana eğilimin iki temel bileşenine yakından baktığımızda, temmuz ayı itibarıyla temel
mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, hizmet enflasyonu görece yüksek
seyrini sürdürüyor.
Bildiğiniz gibi, jeopolitik şokun enflasyondaki ilk yansımaları ağırlıklı olarak
enerji ve petrokimya ile bağlantısı güçlü alt gruplar üzerinden gerçekleşti.
Bu doğrultuda, enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme
izledik. Temmuz ayına geldiğimizde bu etkiler bir miktar azaldı.
Son dönem enflasyon gelişmelerinde öne çıkan bir diğer unsur ise gıda fiyatları
oldu.
2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahminleri, geçen yıl kuraklık ve zirai
don nedeniyle zayıflayan üretimin, bu yıl meyve ve tahıllar öncülüğünde yeniden
toparlandığına işaret ediyor.
Üretimdeki bu iyileşme, gıda enflasyonu açısından olumlu bir arz yönlü görünüm sunuyor.
Ancak, bu genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti.
Gıda fiyatları üzerinde arz koşulları ile üretim maliyetlerinin etkilerini, Raporumuzda
yer alan bir kutu çalışmasında ayrıntılı olarak ele alıyoruz.
Bu bölümde gıda enflasyonunun yüksek seyrinde öne çıkan gruplara biraz daha yakından
bakalım.
Arz koşullarındaki iyileşmenin gıda fiyatlarına etkisi alt gruplar itibarıyla değişkenlik
gösteriyor.
Sebze üretimi genel olarak yatay bir görünüm sergilerken, ürün bazında farklılaşmalar
görüyoruz. Ağırlığı yüksek bazı ürünlerde haziran-temmuz döneminde arz sıkıntısı
yaşandı ve fiyatlar yüksek oranda arttı.
Süt, et ve bunlara bağlı ürünler son bir yıllık dönemde fiyat artışları ile ön planda
olan diğer ürünler oldu. Son aylarda alkolsüz içecek fiyatlarında da bir
hızlanma izliyoruz.
Enerji fiyatları ise jeopolitik gelişmelere bağlı olarak oynak bir seyir izliyor.
Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları
temmuz ayında yeniden yükseldi. Öncü göstergeler, bu etkilerin ağustos ayına
da sarktığına işaret ediyor.
Savaş döneminde en belirgin fiyat artışları doğal gaz ve elektrikte olurken, eşel
mobil uygulaması akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladı.
Akaryakıt tarafında ham petrol fiyatlarının yanı sıra, motorinde rafineri marjlarındaki
yükseliş de fiyatlara olumsuz yansıyor.
Jeopolitik gelişmeler yalnızca enerji fiyatlarını değil, temel mal fiyatlarını da
etkiledi.
Nitekim, son dönemde temel mal enflasyonundaki artışta bu etkileri kısmen gördük.
Örneğin, petrokimya ürünleriyle yakından bağlantılı olan kişisel bakım ve ev
temizlik ürünlerinde, jeopolitik çalkantı sırasında önemli fiyat artışları kaydedildi.
Öte yandan, bu dönemde dayanıklı tüketim malları enflasyonu nispeten yatay kaldı.
Böylece, temel mal grubunda yıllık enflasyon yüzde 17 ile manşet enflasyonun
belirgin altındaki seyrini sürdürdü. Sıkı para politikasının tüketim talebinde
yol açtığı yavaşlama, temel mal enflasyonundaki artışı sınırlayan önemli bir faktör
oldu.
Dolayısıyla, son dönemde yaşanan şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı
kalmasında, sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördük.
Talep koşullarının enflasyon üzerindeki etkilerini hizmet sektöründe de görüyoruz.
Arz şoklarına rağmen, hizmet enflasyonundaki yavaşlama devam ediyor. Talebin zayıflaması
bu görünüme katkıda bulunuyor.
Nitekim, yıllıklandırılmış son üç aylık ana eğilimin, yıllık enflasyonun altında
olması, bu eğilimin devamını ima ediyor.
Bir defalık etki oluşturan temmuz ayındaki muayene katılım payı düzenlemesi ile
son dönem akaryakıt artışları, ulaştırma hizmetleri üzerinden hizmet enflasyonunu
yukarı yönlü etkiledi. Bu etkileri dışladığımızda, hizmet enflasyonunun ana
eğilimindeki düşüş daha belirgin hale geliyor.
Hizmet enflasyonundaki yavaşlamada, özellikle kira ve eğitim hizmetlerinin rolü
belirgin.
Yılın ilk yedi ayındaki birikimli enflasyona bakıldığında her iki kalemde de enflasyon
geçen yıla göre önemli ölçüde geriledi. Bu durum, hizmet enflasyonunda bu
kalemlerden gelen ataletin gücünü yitirdiğini gösteriyor.
Kira tarafında, yeni kiracı endeksi gibi öncü göstergeler düşüş eğiliminin önümüzdeki
dönemde de devam edeceğine işaret ediyor.
Eğitim hizmetlerinde ise, fiyat ayarlamalarında son 24 ay yerine 12 aylık enflasyonu
esas alan düzenlemeleri, önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Bu değişikliklerin
geriye dönük endeksleme eğilimini zayıflatmaya devam edeceğini ve dezenflasyon
sürecini destekleyeceğini öngörüyoruz.
Bu bakımdan, ağustos-eylül döneminde vakıf yükseköğretim ücretlerindeki gelişmelerin
enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip edeceğiz.
Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde ise farklı bir seyir izliyoruz.
Akaryakıt fiyatlarındaki artışın etkileriyle ulaştırma hizmetlerinin ilk yedi aydaki
fiyat artışları güçlü oldu.
Son dönemde haberleşme hizmetleri enflasyonu da güçlendi. Bu iki kalem, hizmet enflasyonundaki
iyileşmeyi sınırlıyor.
Diğer taraftan, talep koşullarına duyarlılığı görece yüksek olan lokanta-oteller
gibi alt kalemlerde dezenflasyon devam ediyor.
Bu dönemde beklentiler kanalıyla ortaya çıkabilecek ikincil etkileri de yakından
takip ediyoruz. Bu çerçevede, son olarak enflasyon beklentilerine değinmek istiyorum.
Küresel gelişmelerin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisi sektörler arasında
farklılık gösterdi. Önceki Rapor dönemine kıyasla piyasa katılımcılarının beklentileri
yükselirken, reel sektör ve hanehalkı beklentileri de geriledi.
Raporumuzda yer alan bir kutu çalışması da gösteriyor ki zayıf talep koşulları maliyet
artışlarının enflasyon beklentilerine etkisini sınırlıyor.
Para politikasının sıkılığını, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının
dezenflasyon sürecine katkı verecek şekilde oluşturmaya devam edeceğiz.
PARA POLİTİKASI
2026 yılı ocak ayında politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine
getirmiştik.
Mart ayı başından bu yana yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümüne
etkilerini sınırlamak amacıyla, sıkı duruşumuzu koruyarak politika faizini
sabit tuttuk.
Son Rapor döneminden bu tarafa sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla,
1 hafta vadeli repo ihalesi açmadık. Piyasanın likidite ihtiyacını ise üst banttan
yapılan gecelik fonlama işlemleri ile karşılamayı sürdürdük.
İki Rapor arasında, kısa bir dönem piyasada likidite açığı oluşsa da genellikle
likidite fazlası koşulları hakimdi.
Bu dönemde, likidite fazlasını sterilize etmek amacıyla depo alım ve swap ihalelerine
devam ettik.
Etkin likidite yönetimimizle para piyasalarında gerçekleşen faiz oranlarının üst
bandımız olan yüzde 40’a yakın seviyelerde oluşmasını sağlıyoruz.
TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati tedbirleri
sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz.
TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize
ederek uyguluyoruz.
Kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için ise büyüme sınırlarını kullanıyoruz.
Mevduat ve ticari kredi faiz oranları, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile uyumlu
hareket ediyor.
Tüketici kredisi faizleri üzerinde ise ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yanı
sıra makroihtiyati tedbirler ile kredi riski gelişmelerinin etkili olduğunu
değerlendiriyoruz.
2025 yılından itibaren kıymetli maden fiyat gelişmeleri ve artan jeopolitik riskler
sonucunda TL payında dalgalanmalar yaşandı.
Ancak sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makroihtiyati araç setimiz
yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu.
Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduata girişlerin hızlanması ile birlikte
TL mevduatın payı yüzde 62’ye yükseldi. Yatırım fonlarını dahil ettiğimizde
de bu görünüm değişmiyor.
2025 yılı son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesi 2026 yılı ikinci çeyreğinden itibaren
belirgin yavaşladı.
Para politikasındaki sıkı duruşa ilave olarak KMH limitlerinin büyüme sınırına dahil
edilmesi, büyüme sınırlarının düşürülmesi ve istisna kredilerin kapsamının
daraltılması gibi adımlar bu yavaşlamada etkili oldu.
Sonuç olarak şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesi yüzde
25 dolayına geriledi.
Kredi büyümesindeki bu yavaşlama tüm kredi türlerinde görülüyor.
Nitekim, TL ticari ve bireysel kredi büyümeleri yüzde 35 seviyesine gerilerken,
YP kredi büyümesi yüzde 10’un altına geriledi.
Kredi piyasasındaki bu gelişmelerin kredi kompozisyonunu iyileştirerek finansal
istikrarı destekleyeceğini ve iç talepteki dengelenmeye katkı vereceğini değerlendiriyoruz.
İki Rapor dönemi arasında kısa vadeli tahvillere yönelik artan ilgiyle birlikte
getiri eğrisinin kısa ucu geriledi.
Orta-uzun vadelerde ise sınırlı bir yükseliş oldu.
Artan jeopolitik belirsizliklerin risk göstergelerinde yol açabileceği bozulmayı
kararlı ve proaktif politika duruşumuzla sınırlı tuttuk.
Risk primi ve döviz kuru oynaklığı bir önceki Rapor dönemine kıyasla da belirgin
iyileşme kaydetti ve söz konusu gelişmeler öncesindeki seviyelerine yakınsadı.
27 Mart’ta 155 milyar dolar olan brüt rezervler 30 milyar dolar artışla 12 Ağustos
itibarıyla 185 milyar dolar seviyesine yükseldi.
Swap hariç net rezervler aynı dönemde 35 milyar dolar artışla 56 milyar dolar seviyesine
ulaştı.
ORTA VADELİ TAHMİNLER
Konuşmamın başında da belirttiğim gibi, küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentiler
jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdü. Bu bağlamda, dış
talep varsayımımızı 2026 yılı için aşağı yönde sınırlı olarak güncelledik.
İkinci güncellememiz petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili. Ateşkesin ardından düşen
ancak sonraki gerilimlerle yeniden yükselen petrol fiyatlarında, gerçekleşmelerin
de etkisi ile aşağı yönlü bir güncelleme yaptık. Sürecin seyrine ilişkin
belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının 2026 yılı içinde kademeli
olarak gerileyeceğini varsaydık. 2027 yılı petrol fiyatları varsayımımızı ise
savaşın gidişatını göz önünde bulundurarak yukarı yönlü güncelledik.
Öte yandan, motorin rafineri marjları, doğal gaz ve diğer bazı emtia fiyatlarının
da etkisi ile 2026 yılı ithalat fiyatları varsayımımızı bir miktar yukarı yönlü
güncelledik. 2027 ithalat fiyatı varsayımımızı ise baz etkisi kaynaklı olarak
aşağı çektik.
Bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarımızı, gerçekleşme ve tarımsal emtia
fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttik.
Tahminlerimizi oluştururken, para politikasında sıkı duruşun korunduğu bir görünüm
esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eşgüdümün de devam edeceği varsayımını
yansıttık.
Şimdi enflasyon tahminlerimize geçelim.
Şimdiye kadar özetlediğim görünüm altında, 2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde
28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15’e,
2028 yıl sonunda ise yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi
olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.
2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji
dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik
düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra, gıda enflasyonu
varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen
fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı.
Çıktı açığı tahminimizde ise önceki Rapor dönemine göre kayda değer bir güncelleme
olmadı. Finansal koşullardaki sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf
seyrini önümüzdeki dönemde sürdürmesini bekliyoruz.
Ayrıca, geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin güçlü olduğu hizmet kalemlerinde
ataletin zayıflamasıyla hizmet enflasyonundaki düşüşün giderek daha belirgin hale
geleceğini öngörüyoruz.
Sıkı parasal duruşun beklenti ve fiyatlama davranışlarındaki iyileşmeyi desteklemesiyle
enflasyonun ana eğilimindeki gerilemenin önümüzdeki dönemde sürmesini bekliyoruz.
Hatırlayacağınız üzere Mayıs toplantımızda tahmin iletişimine ilişkin yeni bir
yaklaşım belirlediğimizi açıklamıştık.
Bu kapsamda şimdi de sizlerle, öne çıktığını düşündüğümüz riskleri paylaşmak isterim.
Enerji fiyatları ile başlamam gerekirse,
Savaş ve ateşkesin gidişatına bağlı olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarının daha
uzun süre daha yüksek kalması, yukarı yönlü risklerin başında geliyor. Ayrıca
motorin fiyatlarında rafineri marjları kaynaklı yükselişler de enerji fiyatları
üzerindeki yukarı yönlü riskleri canlı tutuyor.
Diğer taraftan, ateşkese ilişkin haber akışının daha olumlu olması durumunda ise
petrol fiyatları temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü
etki yapabilir.
Gıda fiyatları tarafında da, uluslararası tarımsal emtia fiyatları, tarımsal girdi
fiyatları, iklim koşulları ve arz gelişmeleri her zamanki gibi önemini koruyor.
Özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmeler, kısa vadeli enflasyon
görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabilir.
Bunun yanı sıra, farklı arz yönlü şokların son dönemlerde art arda ve daha sık görülmesinin,
fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını
yeniden vurgulamak isterim.
Para politikası duruşumuzu oluştururken, risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri
üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceğiz.
Değerli Katılımcılar,
Konuşmamda belirttiğim gibi, jeopolitik gelişmelere ve bu gelişmelerin makroekonomik
etkilerine ilişkin belirsizlik devam ediyor.
Dezenflasyon süreci, yaşanan bu gelişmelerin de yansımalarıyla ivme kaybetmesine
rağmen devam ediyor.
Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti.
Ayrıca, piyasa katılımcılarının beklentileri bir miktar yükselse de, reel sektör
ve hanehalkı beklentileri geriledi.
Para politikasının daha yoğun etkilediği kalemlerde enflasyonda yavaşlamayı daha
net görüyoruz.
Ancak arz yönlü şoklar nedeniyle bu gelişmenin manşet enflasyona yansımaları sınırlı
kaldı.
Bu şokların etkisi hafifledikçe, sıkı para politikası duruşumuzun katkısıyla, dezenflasyon
sürecinin yeniden hızlanacağını öngörüyoruz.
Her fırsatta vurguladığım gibi, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal
refah artışı için bir ön koşul.
Bu nedenle, ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar,
sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi yeniden belirtmek
isterim.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -