IC Nükleer ve Endüstri, İTÜ’de kurulacak Türkiye’nin ilk nükleer teknoparkında özel sektör temsilcisi olarak yer alacak
IC Holding grup şirketlerinden IC Nükleer ve Endüstri (ICN), Sanayi ve Teknoloji
Bakanlığı'nın çağrısı doğrultusunda İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) kurulacak
Türkiye'nin ilk nükleer teknoparkının özel sektör ayağını üstleniyor.
Akademi ve özel sektörü bir araya getiren teknoparkta, İTÜ ve ICN nükleer teknoloji
alanında ülkemizde yeni bir dönemi başlatmak üzere yerli reaktör geliştirme
süreci için düğmeye basıyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2025 yılı eylül ayında başlatılan ve Türkiye'nin
nükleer teknolojilerde önemli bir üs olarak konumlanmasını hedefleyen
Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi çağrısına yanıt, IC Holding grup
şirketlerinden IC Nükleer ve Endüstri'den (ICN) geldi.
IC Holding, Türkiye'nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS başta olmak üzere enerji
güvenliği, karbon nötr hedefi ve teknolojik bağımsızlık vizyonu doğrultusunda
nükleer faaliyetlerini ICN çatısı altında topladığını duyurmasının ardından
Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi için İstanbul Teknik Üniversitesi
(İTÜ) ile iş birliği anlaşması imzaladı.
Ülkemizde ilk, dünyada ise aynı anda dört reaktörün birden inşa edildiği ilk nükleer
santral olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin ana yüklenicisi olmayı sürdüren
IC Grubu, bu alandaki mühendislik ve uygulama deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak
İTÜ'de yerli nükleer reaktör üretimi (SMR) için kurulacak teknoparkın ilk
özel sektör destekçisi oldu. İş birliği, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal
ve IC Holding CEO'su Can Çaka tarafından imzalanan anlaşmayla resmiyet kazandı.
Türkiye'nin nükleer enerji vizyonu doğrultusunda atılan bu adım, yalnızca bir enerji
yatırımı olarak değil, aynı zamanda bilim, teknoloji ve sanayide bağımsızlığı
güçlendirecek stratejik bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. ICN'nin
İTÜ ile kurduğu iş birliği ile şekillenen bu yeni dönem, Türkiye'nin nükleer
teknolojilerde küresel ölçekte söz sahibi olma hedefini somutlaştırırken, ülkemizin
nükleer teknolojilerde yalnızca uygulayıcı değil, tasarlayan, geliştiren
ve üreten bir ülke olma hedefinde de kritik bir eşik olacak.
Can Çaka: Anahtar teslim nükleer oyuncu olmayı hedefliyoruz
Türkiye'nin nükleer çağında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi hedeflediklerini aktaran
IC Holding CEO'su Can Çaka, şirketin nükleer alandaki vizyonunu şu sözlerle
ortaya koydu: Dünya enerji ve teknoloji alanında yeni bir kırılma noktasından
geçiyor. Nükleer teknoloji, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biri haline
geliyor. Biz IC Holding olarak bu dönüşümün sadece bir parçası olmayı değil, yön
veren oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz.
Bu doğrultuda yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda onu geliştiren ve
üreten bir pozisyona geçiyoruz. Nükleer endüstrinin güçlü ve kalıcı bir parçası
olmayı, kendi ülkemizde özellikle odaklanacağımız 4. nesil hızlı reaktörlerin
imalatını yapmayı ve bu kabiliyeti zaman içinde küresel ölçekte de hayata geçirmeyi
amaçlıyoruz.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde edindiğimiz EPC deneyimiyle bu alanda önemli bir
yetkinlik kazandık. Bugün geldiğimiz noktada ise hedefimiz bunun ötesine geçmek.
Artık yalnızca projelerin yüklenicisi değil, tasarımından mühendisliğine, üretiminden
uygulamasına kadar tüm süreci yöneten, anahtar teslim nükleer projeler
geliştirebilen entegre bir yapı kuruyoruz.
İTÜ ile başlattığımız iş birliği, bu vizyonun en somut adımlarından biri. Akademi
ile sanayiyi bir araya getirerek Türkiye'de gerçek anlamda bir nükleer teknoloji
ekosistemi oluşturuyoruz. Amacımız yalnızca projeler geliştirmek değil, Türkiye'yi
nükleer teknolojilerde üretici, ihracatçı ve küresel ölçekte referans bir
ülke konumuna taşımak.
İTÜ'de nükleer teknopark: Çok paydaşlı bir ekosistem kuruluyor
Nükleer enerji teknolojileri, küçük modüler reaktörler (SMR) ve ilgili mühendislik
çözümleri geliştirmek amacıyla hayata geçirilen İTÜ nükleer teknopark, Türkiye'nin
bu alandaki ilk yapılanması olacak.
İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları
kaydetti: Küresel ölçekte iklim değişikliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme
ve yapay zeka ekseninde şekillenen dönüşümle birlikte jeopolitik ve jeoekonomik
dengeler yeniden tanımlanıyor. Bu çok katmanlı yapı içinde, enerji güvenliği,
ülkelerin sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir zorunluluk haline
gelirken, enerji üretiminden dağıtımına kadar tüm sürecin bütüncül bir yaklaşımla
ele alınmasını gerektiriyor.
Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte, geleceği tasarlama
sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. Bu çerçevede meseleye, enerjiye erişimin
ötesinde, bu teknolojileri geliştirme, tasarlama ve yön verebilme kapasitesini
inşa etme perspektifiyle yaklaşıyoruz. Küçük modüler reaktörler (SMR) ise
küresel ölçekte yeni nesil enerji sistemlerinin merkezinde yer alırken, bu alanda
geliştirilen bilgi ve teknoloji kapasitesi ülkelerin rekabet gücünü doğrudan
belirleyen unsurlar arasında bulunuyor. Bu nedenle, İTÜ olarak konuyu, 2030
Sanayi ve Teknoloji Stratejisi'nde yer alan Yerli Modüler Nükleer Reaktör Geliştirme
hedefiyle doğrudan örtüşen bir çerçevede ele alıyoruz. Nükleer bilimi,
teknolojisi ve mühendisliği konusunda en fazla ihtiyaç ise insan kaynağı odaklı.
İTÜ olarak bu kapsamda lisans, yüksek lisans ve doktora olmak üzere her düzeyde
katkı sağlamaya devam edeceğiz.
Prof. Dr. Hasan Mandal, şöyle devam etti: Türkiye'nin enerji alanında ilklerine
ve enlerine imza atan bir üniversite olarak, nükleer teknolojilerdeki akademik
birikimimizi ileri araştırma ve teknoloji geliştirme süreçleriyle bütünleştiriyoruz.
Türkiye'nin ilk araştırma reaktörü olan İTÜ TRIGA MARK II Eğitim ve Araştırma
Reaktörü'ne ev sahipliği yapıyor. Ülkemizin ilk Enerji Enstitüsü'nü kurmuş
bir kurum olarak bu alandaki kurumsal sürekliliğimizi güçlendirirken aynı zamanda
nükleer teknolojilerde akademik liderliği üstlenmenin sorumluluğunu taşıyoruz.
Bu süreçte IC Nükleer ve Endüstri ile başlattığımız iş birliği, akademi ve sanayinin
birlikte etkiyi büyüten ve süreci hızlandıran bir çarpan etkisi olmasının
yanı sıra, ülkemizin nükleer teknolojilerde üretme kapasitesini güçlendiren stratejik
bir adım niteliğinde. Bu iş birliğini iki kurum arasında sadece kurulan
bir yapı olarak görmekle kalmayıp farklı üniversitelerin, araştırma merkezlerinin
ve sanayi paydaşlarının dahil olduğu çok paydaşlı bir ekosistemin parçası olarak
ele alıyoruz.
Nükleer teknolojilerde geçmişten gelen birikimimiz ile süreci reaktif bir yaklaşımın
ötesinde proaktif bir anlayışla ele alıyor, akademik birikimimizden ve tabandan
gelen gelişim (bottom-up) ile beslenen organik bir yapı kuruyoruz. Enerji
Enstitümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla nükleer teknolojileri üniversitemizin
öncelikli araştırma alanları arasında konumlandırırken, Türkiye'nin ilk
Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı ile akademi ve sanayinin eş zamanlı üretim
yaptığı, araştırmadan tasarıma, mühendislikten üretime uzanan bütüncül bir yapıyı
hayata geçiriyoruz. Bu yapıyı, bilginin doğrudan uygulamaya dönüştüğü ve disiplinler
arası etkileşimin süreklilik kazandığı bir ekosistem olarak kurguluyoruz.
Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz
ekosistemin sürdürülebilirliği ve derinleşmesi açısından önemli bir potansiyel
sunuyor.
Birlikte Öğrenme Laboratuvarlarımız ile farklı disiplinlerden araştırmacılar ve
öğrencileri ortak problem alanları etrafında bir araya getiriyor, birlikte öğrenme,
birlikte geliştirme ve birlikte başarma yaklaşımını somut çıktılarla güçlendiriyoruz.
Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu,
oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği açısından önemli bir potansiyel
sunuyor. Mükemmeliyet merkezimiz, lisansüstü programlarımız ve Türkiye'de ilk kez
açılan Nükleer Mühendislik Yenilikçi Yandal Programımız ile bu alanda nitelikli
insan kaynağını sistematik bir şekilde yetiştiriyor, araştırma kapasitemizi
insan kaynağı gelişimiyle eş zamanlı olarak ileri taşıyoruz.
Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte, geleceği tasarlama
sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. İTÜ olarak bu anlayışla hareket ediyor,
akademi ve sanayinin birlikte ürettiği bu ekosistemi kalıcı ve sürdürülebilir
bir yapıya dönüştürerek ülkemizin küresel ölçekte rekabet gücüne katkı sağlamak
adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
ICN'nin İTÜ ile başlattığı bu iş birliği, yalnızca iki kurum arasında kurulan bir
ortaklık değil, farklı akademik kurumların da dahil olduğu geniş bir bilgi ve
araştırma ağına dayanıyor. Başta Hacettepe Üniversitesi olmak üzere nükleer alanda
çalışan farklı üniversitelerden akademisyenlerin de dahil olacağı bu yapı,
disiplinler arası bir yaklaşımla ilerleyecek. Proje kapsamında insan kaynağı geliştirme
hedefi doğrultusunda her yıl en az 10 öğrenciye araştırma bursu verilmesi
planlanırken, çalışmanın yaklaşık 4 ila 8 yıl arasında bir sürede olgunlaşması
öngörülüyor.
Kurulacak nükleer teknopark ile yerli reaktör tasarımından mühendislik geliştirme
süreçlerine, insan kaynağı yetiştirilmesinden nükleer sınıf üretim altyapısının
oluşturulmasına kadar geniş bir ekosistem inşa edilmesi hedefleniyor. Akademi
ile özel sektörü aynı çatı altında buluşturan bu yapı, Türkiye'nin nükleer teknolojilerde
kalıcı bir bilgi birikimi ve üretim kapasitesi geliştirmesinin de
temelini oluşturacak.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -