Ekonomi

İMİB Başkanı Çekiç Döviz dönüşüm desteği madenciliğin gerçeklerini gözetmeli

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın döviz dönüşüm desteğinde 1 Ekim 2026 itibarıyla
uygulamaya aldığı yeni düzenlemeleri değerlendiren İstanbul Maden İhracatçıları
Birliği (İMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Metin Çekiç, mevcut destek mekanizmasının
madencilik sektörünün yatırım, üretim ve maliyet yapısını daha fazla gözetmesi
gerektiğini söyledi. Çekiç, Türkiye'nin ihtiyacı ihracatçının kazandığı
dövizi daha fazla TL'ye çevirmekten önce, ihracatçının ülkemize daha fazla döviz
kazandırabileceği koşulları oluşturmaktır. dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) ihracatçı firmaların döviz gelirlerinin
Türk lirasına dönüşümüne yönelik destek mekanizmasında yaptığı değişiklikler
1 Ekim itibarıyla yeni bir dönemi başlattı. İhracatçının finansmana erişimi
ve döviz yönetimi açısından önem taşıyan düzenlemeler, madencilik sektöründe ise
sektörün kendine özgü yatırım ve maliyet yapısının sisteme daha güçlü biçimde
yansıtılması gerektiği yönündeki beklentileri gündeme getirdi. Enerji, işçilik,
akaryakıt, lojistik ve finansman maliyetlerindeki artışın yanı sıra uzun yatırım
süreçleri ve döviz bazlı makine-ekipman ihtiyacıyla faaliyet gösteren maden
ihracatçıları, destek mekanizmasının sektörlerin farklı koşullarını dikkate alan
bir yapıya kavuşturulmasını talep ediyor.

YÜZDE 3'LÜK DESTEK YETERSİZ KALIYOR
İMİB Yönetim Kurulu Başkanı Metin Çekiç, Türk maden sektörünün küresel pazarlarda
fiyat rekabetinin yoğun olduğu bir ortamda faaliyet gösterdiğine dikkat çekerek,
Türkiye'de yaşanan maliyet artışlarının ihracat fiyatlarına aynı ölçüde yansıtılamadığını
belirtti. Enerjiden işçiliğe, akaryakıttan lojistiğe kadar birçok
kalemde maliyetlerin yükseldiğini ifade eden Çekiç, döviz dönüşüm desteğinin
sektörün rekabet gücünü koruyacak seviyede ele alınması gerektiğini söyledi.

Çekiç, Maden ihracatçısı dünya pazarında uluslararası fiyatlarla rekabet ediyor.
Türkiye'de artan her maliyeti müşterimize yansıtma imkânımız bulunmuyor. İşçilik,
enerji, akaryakıt, nakliye, finansman, bakım-onarım, çevre, ruhsat ve izin
maliyetleri yükselirken döviz kurunun aynı ölçüde hareket etmemesi rekabet gücümüzü
zayıflatıyor. Bu şartlarda yüzde 3 düzeyindeki destek sektörümüz açısından
yetersiz kalıyor. Destek oranlarının sektörlerin maliyet, enerji yoğunluğu, yatırım
ihtiyacı ve ihracat yapısı dikkate alınarak desteğin en az yüzde 5-8 seviyelerine
yükseltilmesini ve finansmana erişimin kolaylaştırılmasını bekliyorduk. dedi.

MADENCİLİKTE KATMA DEĞER TEK YILLIK KÂRLA ÖLÇÜLEMEZ
Yeni sistemde katma değer hesaplamasının madencilik sektörünün uzun yatırım dönemlerini
de kapsaması gerektiğini vurgulayan Çekiç, bir maden sahasının ekonomik
değer yaratabilir hale gelmesinin yıllar süren çalışmalar sonucunda mümkün olduğuna
dikkat çekti. Arama, sondaj, rezerv geliştirme, dekapaj, ocak hazırlığı,
altyapı, makine ve ekipman yatırımları ile çevre ve rehabilitasyon çalışmalarının
üretimin ayrılmaz parçaları olduğunu belirtti.

Çekiç, Madencilikte katma değer yalnızca faaliyet kârından veya doğrudan bordrolu
işçilikten ibaret değildir. Yer altındaki rezervin aranmasından başlayarak çıkarılması,
işlenmesi, ihraç edilebilir ürüne dönüştürülmesi ve dünya pazarlarına
ulaştırılmasına kadar çok uzun bir değer zincirinden söz ediyoruz. Yerli yatırım,
üretim ve hizmet alımlarının da katma değer hesabında karşılık bulması gerekiyor.
Tek bir yılın faaliyet kârı üzerinden yapılacak değerlendirme, sektörümüzün
Türkiye ekonomisine sağladığı gerçek katkıyı tam olarak ortaya koyamaz.
diye konuştu.

İHRACATCININ ÖNÜNE ENGELLER DEĞİL, İMKANLAR KOYULMALI
Madencilik sektörünün yüksek makine ve ekipman kullanımına dayandığını hatırlatan
Çekiç, ihracatçı firmaların hesaplarında bulunan dövizin önemli bölümünün yatırım
ve üretim faaliyetlerinin devamı için tutulduğuna işaret etti. İş makineleri,
sondaj ekipmanları, kırıcılar, motorlar, elektronik sistemler ve yedek parçaların
önemli ölçüde döviz cinsinden fiyatlandığını belirten Çekiç, değerlendirmelerde
firmaların yükümlülüklerinin de hesaba katılması gerektiğini söyledi. Çekiç,
İhracatçı ülkeye döviz kazandırırken makine, teknoloji, yedek parça ve çeşitli
girdiler için yeniden döviz kullanmak zorunda kalıyor. Bu nedenle firmaların
döviz pozisyonu değerlendirilirken kısa ve orta vadeli döviz borçları, yatırım
yükümlülükleri ve ithal girdileri de dikkate alınmalı. Üretimin devamı için
tutulması gereken dövizin atıl bir varlık gibi değerlendirilmemesi gerekiyor.
ifadelerini kullandı.

HEDEF DAHA FAZLA ÜRETİM VE İHRACAT OLMALI
Döviz dönüşüm desteğinin kısa süreli uygulamalar yerine ihracatçıya öngörülebilirlik
sağlayacak uzun vadeli bir politika çerçevesine oturtulması gerektiğini belirten
Çekiç, Türkiye'nin döviz gelirlerini kalıcı biçimde artırmanın yolunun üretim
ve ihracat kapasitesini güçlendirmekten geçtiğini vurguladı. Çekiç, Rekabet
gücünü kaybeden ihracatçı sipariş kaybeder. Sipariş kaybı üretimin azalmasına,
üretimin azalması da daha az ihracat ve daha az döviz girdisine yol açar. Dolayısıyla
temel sorumuz 'İhracatçının kazandığı dövizi nasıl daha fazla TL'ye
dönüştürürüz?' değil, 'İhracatçının Türkiye'ye daha fazla döviz kazandırmasını
nasıl sağlarız?' olmalıdır. Beklentimiz, madenciliğin yatırım, üretim ve maliyet
yapısının doğru anlaşıldığı, gerçek katma değeri ödüllendiren, uluslararası rekabet
gücümüzü koruyan ve uzun vadede Türkiye'nin döviz gelirlerini artıran daha
kapsayıcı ve sürdürülebilir bir sistemin oluşturulmasıdır. dedi.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -