İTO 52. Komite Başkanı Aşçı Sadece EV’ye odaklanmak AB otomotiv endüstrisini kırılgan hale getirdi

Ekonomi

İTO 52. Komite Başkanı Aşçı Sadece EV’ye odaklanmak AB otomotiv endüstrisini kırılgan hale getirdi



Avrupa Birliği'nin 2035 yılına yönelik sıfır emisyonlu yeni araç satışı hedefini
yüzde 100'den yüzde 90'a revize etmesi, ilk bakışta çevresel hedeflerden bir
geri çekilme gibi algılansa da sektörün içinden bakıldığında bu karar, otomotiv
sanayisinin teknik, ekonomik ve toplumsal gerçekleriyle uyumlu bir yeniden dengeleme
hamlesi olarak değerlendiriliyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) 52. Komite
Başkanı ve Motor Aşin CEO'su Saim Aşçı, söz konusu revizyonun ideolojik bir
geri adım değil, aksine Avrupa otomotiv ekosisteminin sürdürülebilirliğini korumaya
yönelik stratejik bir uyum süreci olduğuna dikkat çekiyor.

Ülkemizin en köklü otomotiv şirketlerinden Motor Aşin'in CEO'su Saim Aşçı, Avrupa
Birliği'nin yeni emisyon hedefleriyle ilgili olarak önemli değerlendirmelerde
bulundu. Aşçı'ya göre bugün tartışılması gereken konu, hedeflerin kendisinden
ziyade bu hedeflere hangi teknolojilerle, hangi hızda ve hangi sosyo-ekonomik koşullar
altında ulaşılacağı: Avrupa Birliği'nin 2035 perspektifinde yaptığı bu
güncelleme, otomotiv sektörünün tek bir teknolojiye zorlanmasının yaratabileceği
kırılganlıkları da açıkça ortaya koyuyor.

Avrupa otomotiv pazarı jeopolitik baskılarla mücadele ediyor
Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verileri, Avrupa otomotiv pazarının 2025
yılı itibarıyla toparlanma sürecine girdiğini gösterse de bu toparlanmanın
hızı, pandemi öncesi beklentilerin belirgin şekilde gerisinde kalıyor. Ekim 2025
itibarıyla AB otomobil satışları yıllık bazda yüzde 5,8 artış gösterirken, toplam
pazar hacmi hâlâ 2019 seviyelerinin kayda değer ölçüde altında seyrediyor.
Bu fark, yalnızca satış rakamlarına değil, üretim planlamasından istihdama, tedarik
zincirlerinden Ar-Ge yatırımlarına kadar tüm otomotiv ekosistemine doğrudan
yansıyor.

Motor Aşin CEO'su Aşçı, bu noktada Avrupa'nın emisyon hedeflerini revize etmesinin,
sanayinin bu geçiş sürecinde nefes almasını sağlayan bir çerçeve sunduğunu
vurguladı: Bugün otomotiv sanayisi yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik,
teknolojik ve jeopolitik baskılarla da mücadele ediyor. Enerji maliyetleri,
tedarik güvenliği, ham madde erişimi ve küresel rekabet gibi faktörler, tek
boyutlu çözümleri riskli hâle getiriyor. Türkiye açısından bakıldığındaysa, Avrupa
Birliği'nin emisyon hedeflerinde daha esnek bir çerçeveye yönelmesi, ihracatının
yaklaşık yüzde 75'ini Avrupa'ya yapan otomotiv sanayimiz için kritik öneme
sahip. Tek bir teknolojiye zorlanan bir dönüşüm, Türkiye'nin güçlü olduğu üretim
ve tedarik kabiliyetlerini zayıflatma riski taşıyor. Hibrit ve farklı düşük
emisyonlu çözümlere alan açan bu yaklaşım, sanayimizin rekabet gücünü korurken
dönüşüm sürecini destekleyen daha gerçekçi bir yol haritası sunuyor.

Hibrit teknolojiler dönüşümün omurgası haline geliyor
Elektrikli araçların tüm kullanıcılar için ilk tercih sebebi olmadığını ve araç
seçimlerinde gelir gruplarının da büyük önem arz ettiğini belirten Aşçı, Elektrifikasyon
Avrupa'da hız kesmeden devam ediyor, ancak bu dönüşüm her ülkede, her
gelir grubunda ve her tüketici segmentinde aynı tempoda gerçekleşmiyor. 2025
sonu itibarıyla Avrupa Birliği'nde satılan her üç yeni otomobilden birinin hibrit
olması, pazarın bugün için daha erişilebilir, dengeli ve pratik çözümleri tercih
ettiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, hibrit teknolojilerin yalnızca geçiş dönemi
değil, dönüşümün ana omurgası hâline geldiğini de bizlere gösteriyor. dedi.

Öte yandan tam elektrikli araçlar (BEV) tarafında ise ilk on ayda yaklaşık 1,5 milyon
adetlik satışla yüzde 16 seviyelerine ulaşan bir pazar payı dikkat çekiyor.
Aşçı, büyümenin küçümsenmemesi gerektiğini söylerken Saha gerçekleriyle yüzleşmek
de gerekiyor açıklamasını yaptı ve Bugünkü hız ve altyapı seviyesi, içten
yanmalı motorların 2035'e kadar tamamen ve tek bir teknolojiyle devre dışı
bırakılmasını destekleyecek noktada değil. Tüketici davranışları, şarj altyapısının
eşit dağılmaması ve menzil kaygısı hâlâ belirleyici faktörler. ifadelerini
kullandı.

İçten yanmalı motorlar sahneyi terk etmeyecek
Benzinli ve dizel araçların pazar payı Avrupa genelinde düşüş eğiliminde olsa da
bugün hâlâ AB'de satılan yeni otomobillerin üçte birinden fazlası içten yanmalı
motorlara sahip. Bu durum, dönüşümün yönü ile hızı arasındaki farkı net biçimde
ortaya koyuyor. Ülkelerin ekonomik yapıları, enerji maliyetleri ve tüketici
profilleri, bu geçiş sürecini doğrudan etkiliyor.

Saim Aşçı, Avrupa Birliği'nin yüzde 90'lık emisyon hedefiyle kalan yüzde 10'luk
alanı hibrit sistemler, düşük karbonlu yakıtlar ve sürdürülebilir malzemelerle
doldurmaya izin vermesinin, hedefleri zayıflatmadığını, aksine daha ulaşılabilir
ve dayanıklı hâle getirdiğini dile getirirken Bu yaklaşım, sanayiye esneklik
kazandırırken, yatırımcıya da öngörülebilirlik sunuyor dedi.

Sadece elektrikliye odaklanmak AB sanayisini kırılgan hale getirdi
Yenilenen hedef, otomotiv üreticileri açısından yalnızca çevresel bir düzenleme
değil, aynı zamanda fabrika yatırımları, Ar-Ge stratejileri ve ihracat planlamaları
üzerinde doğrudan etkili bir çerçeve oluşturuyor. Aşçı'ya göre esnek regülasyonlar,
Avrupa otomotiv sanayisinin küresel rekabet gücünü koruması açısından
kritik önem taşıyor.

Bugün Çin ve ABD başta olmak üzere birçok küresel oyuncu, farklı teknoloji yollarını
aynı anda destekliyor. Avrupa'nın da bu çoklu teknoloji yaklaşımını benimsemesi,
stratejik bir zorunluluk değerlendirmesini yapan Aşçı, tek bir çözüm üzerinden
ilerlemenin sanayiyi kırılgan hâle getirdiğini dikkat çekti ve AB, sadece
yüzde rakamlarına odaklanmak yerine, otomotiv endüstrisinin dönüşümünü ekonomik
ve teknolojik gerçeklerle uyumlu hâle getiren bütüncül bir strateji geliştirmeli.
Ancak bu şekilde hem çevresel hedefleri tutturabilir hem de sanayinin
rekabetçiliğini koruyabilir. diyerek konuşmasını tamamladı.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -

Görüntülü Görüşme
× Kolayca Görüntülü Hesap Açın Telefon Görseli