Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) tarafından paylaşılan makine imalat sanayi konsolide
verilerine göre, yılın dört ayında Türkiye'nin serbest bölgeler dâhil
toplam makine ihracatı 9,3 milyar dolar oldu. Sanayicinin küresel rekabet gücünü
korumak ve imalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifletmek üzere son dönemde
kamu tarafından atılan adımları desteklediklerini belirten Makine İhracatçıları
Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, Yerli tedarik zincirini korumak ve firmaların
küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse etmek için finansal piyasalardaki
teknik tıkanıklıkların giderilmesi ve kaynakların teknoloji geliştiren
stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmesi gerekiyor dedi.
Makine imalat sanayii konsolide verilerine göre, yılın ilk dört ayında serbest bölgeler
dâhil toplam makine ihracatı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %4,5
artışla 9,3 milyar dolar oldu. İhraç edilen makine miktarı %6,7 gerilemiş olsa
da KG başına ortalama ihracat fiyatının %12'lik artışla 8,6 dolara yükselmesi ile
bu dönemde 350 milyon dolar daha fazla ihracat yapıldı. Yıllıklandırılmış konsolide
makine ihracatı %1,3 artışla 29,1 milyar dolar olurken, makine ithalatı
önceki 12 aya göre %8,2 artışla 47,2 milyar dolara yükseldi. Türkiye'nin makine
ihracatında ilk sırada gelen Almanya'ya satışların %14,1 artışla 1,1 milyar dolara
yükseldiği bu dönemde %39,5 artışın gerçekleştiği ABD'ye yapılan makine ihracatı
767 milyon dolara ulaştı. Makine ihracatının %12,7 artışla 442 milyon dolara
yükseldiği İtalya üçüncü sıradaki yerini korurken, Irak, Rusya ve Polonya
en çok daralan büyük pazarlar oldu. En fazla ihracatın gerçekleştiği içten yanmalı
motor ve aksamları %6,4 artışla 867 milyon dolara ulaşılırken, 629 milyon
dolar tutarında inşaat ve madencilik makinesi ile 530 milyon dolar tutarında pompa
ve kompresör ihracatı gerçekleştirildi. Türbin, turbojet ve hidrolik silindirler
%40,1 ile oransal olarak en çok yükseliş gösteren alt sektör olurken, en
yüksek düşüş %52,2 ile deri işleme makinelerinde gözlendi.
Her adımın başka bir aktörün çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentteyiz
Ülkelerin güvenlik kaygıları ve jeopolitik güç savaşları arttıkça çıkar çatışmalarının
yeni gümrük ve teknoloji duvarları örmeye devam ettiğine dikkat çeken Makine
İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, küresel ekonomik konjonktürü
şu şekilde değerlendirdi:
Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle enerji tedarikinde uzun süredir ek maliyetlere katlanan
Avrupa, küresel enerji hatlarının Hürmüz Boğazı'nda kilitlenmesi nedeniyle
şimdiden 25 milyar euro daha ilave enerji maliyeti ile karşı karşıya. Çözüm
sağlayacak altyapı yatırımlarının uzun yıllar alacağı bu enerji türbülansının
ortasında, Almanya milli gelirinin %3,1'ini savunma harcamalarına ayırarak bütçesini
askeri modernizasyon hamlesine dönüştürmeye çalışıyor. Yatırımların odağının
değiştiği bu tabloda, makine sanayiimizin yüksek teknoloji üreten mevcut hatlarının,
savunma sanayiinin özel regülasyon ve sertifikasyon gereksinimleriyle
tam uyumlu bir entegrasyon sürecinden geçmesi gerekiyor. Ancak bu dönüşüm, son
dönemde ABD ve Çin arasında tekrar tırmanan ve küresel tedarik zincirlerini
istikrarsızlaştıran teknoloji savaşlarının gölgesinde, her adımın bir diğer aktörün
çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentte ilerlemeyi gerektiriyor.
Ülkelerin birbiriyle çelişen çıkar çatışmaları içinde her aktörün yeni iş birlikleri
ve çoklu ittifaklarla yönünü bulmaya çalıştığı bu süreçte Türkiye'nin tüm
ticari muhataplarıyla diyalog kuran proaktif bir tutum izlediğini Yılmaz şunları
belirtti:
Biz bu stratejik yön arayışını, küresel sanayiinin kalbinin attığı her noktada
sahada bulunarak yönetiyoruz. Farklı kıtalara yayılan geniş bir coğrafyada gerçekleşen
yoğun fuar ve ticaret heyeti maratonumuzda, Türk makinesinin güvenilir
ve esnek çözüm ortağı kimliğini tescillemeye çalışıyoruz. Batı'nın siber güvenlik
ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık duvarlarına uyum sağlarken, Doğu'nun
teknolojik hammadde ve üretim avantajlarıyla rekabet ettiğimiz bu denklemde
dünyanın her yerinde güven duyulan partner olma özelliğimizi korumak istiyoruz.
İmalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifleten adımları destekliyoruz
Küresel rekabette öne geçmeyi amaçlayan bu girişimlerin, firmaların finansal manevra
alanını genişletecek yapısal adımlarla desteklenmesinden memnun olduklarını
dile getiren Yılmaz şu değerlendirmelerde bulundu:
Yatırım Teşvik Paketi ile gündeme gelen kurumlar vergisi indirimini, imalatçı sektörler
üzerindeki yükleri hafifletmek üzere stratejik bir adım olarak destekliyoruz.
Bu düzenleme, hem yerli tedarik zincirini korumak hem de firmalarımızın
küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse edebilmek açısından önemli. Finansal
piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi, bu adımın kalıcı bir etkiye
dönüşmesine büyük katkı sağlar. Yabancı para kredi kullanım kısıtıyla daralan
kredi arzı ve yüksek komisyon maliyetleri, ihracatçının en temel savunma mekanizması
olan doğal hedge imkânını elinden alarak finansal riskleri artırıyor.
TL kredilerdeki istisnaların yabancı para kredilerde sadece İGE kapsamıyla sınırlandırılması
da uluslararası fonlara ve döviz cinsi kaynaklara erişimi zorlaştırıyor.
Finansal enstrümanların, vergi indirimlerinden kredi piyasasına kadar bir
bütün olarak kurgulanacağına ve Orta Doğu'daki gelişmeler neticelendiğinde sanayicinin
ihtiyaç duyduğu finansman kanallarının daha açık tutulacağına inanıyoruz.
Kaynaklar stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmeli
Sanayideki mevcut kapasite artışlarını ve teknolojik yenilenme yatırımlarını kaynak
israfı olarak değerlendiren finansal analizlerin madalyonun diğer yüzünü gözden
kaçırdığına dikkat çeken Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı:
Sanayicinin asıl önceliği kâr maksimizasyonu değil, rakipleriyle teknolojik olarak
başa çıkabileceği sürdürülebilir bir yatırım zeminine kavuşmaktır. Üretim tesislerindeki
kapasite kullanım oranlarının düşük kalmasını, dünya genelinde artan
makroekonomik uyumsuzlukla ilgili görmek gerekiyor. Yurt içi tarafında da kurun
enflasyonun altında seyretmesi nedeniyle sanayi gelirlerinin maliyetlerin
altında seyrettiği uzun bir süreç yaşandı. İhracatçıyı dış rekabette dezavantajlı
hale getiren ve artık sonuna geldiğimize inandığımız bu uyumsuzluk, ithalatı
cazip kılarak yerli üreticiyi iç pazarda ana tedarikçi olma özelliğini kaybetme
tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Kısacası yatırımların henüz beklenen verimliliğe
ulaşamamasının nedenini siyasi ve jeopolitik belirsizliklerin artırdığı
küresel istikrarsızlıkta ve rekabetçilikte yaşanan geçici yıpranmada aramak gerekir.
Finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi ve kaynakların
teknoloji geliştiren stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmesi, Türkiye
ekonomisini hızlı bir şekilde canlandıracaktır. Sanayideki mevcut kapasite
ve potansiyelin bütüncül bir stratejiyle yüksek verimliliğe dönüştürülmesi, cari
açık ve enflasyonla mücadelede yine en güçlü silahımız olacaktır.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -