Neo Portföy/Nalbantoğlu Küresel piyasalarda hızlı faiz indirimi senaryosu zorlaşıyor
Neo Portföy Kurumsal Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem Nalbantoğlu,
2026'nın ikinci yarısında yatırımcıların nakitte kalmak mı, risk almak mı?
şeklinde keskin bir tercih yapmak yerine dengeli ve kademeli bir strateji izlemesi
gerektiğine dikkat çekti. Nalbantoğlu, Likiditeyi tamamen terk etmeden faiz
indirim döngüsüne vade uzatarak hazırlanmak, hisse senetlerinde seçici olmak,
altın ve kıymetli madenlere ise portföyün dengeleyici unsuru olarak yaklaşmak
gerektiğini düşünüyoruz. dedi.
Küresel ekonomide büyümenin devam etmesine karşın enflasyondaki gerilemenin hız
kaybetmesi, jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerinden yeniden gündeme gelmesi
ve büyük merkez bankalarının faiz indirimleri konusunda temkinli hareket etmesi,
yatırımcıların varlık dağılımında yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Türkiye'de ise dezenflasyon süreci ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB)
önümüzdeki dönemde atacağı olası faiz indirimi adımları yatırım fonlarının performansı
açısından belirleyici olmaya hazırlanıyor. 2026'nın ikinci yarısına
ilişkin piyasa görünümünü değerlendiren Neo Portföy Kurumsal Satış ve Pazarlama
Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem Nalbantoğlu, yatırımcıların yalnızca bugünkü yüksek
faiz getirisine odaklanmak yerine faiz döngüsünün bir sonraki aşamasına hazırlanmalarının
önem kazandığını söyledi.
Küresel Piyasalarda Hızlı Faiz İndirimi Senaryosu Zorlaşıyor
Küresel ekonominin 2026'nın ikinci yarısına büyümenin sürdüğü ancak risklerin canlı
kaldığı bir görünümle girdiğine işaret eden Nalbantoğlu, IMF'nin 2026 yılı
küresel büyüme beklentisinin yüzde 3 seviyesinde olduğunu hatırlattı.
Yapay zeka yatırımlarının teknoloji değer zincirini desteklemeye devam ettiğini
belirten Nalbantoğlu, yüksek finansman maliyetleri, ticaret politikalarındaki belirsizlikler
ve bölgesel çatışmaların ise büyüme üzerindeki aşağı yönlü riskleri
artırdığını ifade etti.
Nalbantoğlu, Bu görünüm büyük merkez bankalarının hızlı ve kesintisiz bir faiz
indirim döngüsüne girmesini zorlaştırıyor. ABD Merkez Bankası temmuz toplantısında
politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutarken enflasyondaki katılığa
vurgu yaptı. Avrupa Merkez Bankası da temmuz ayında faizlerde değişikliğe
gitmedi. Küresel likidite koşullarında kademeli bir normalleşme mümkün olmakla
birlikte, dönem dönem faizlerin beklenenden daha uzun süre yüksek kalacağı yönündeki
fiyatlamalarla karşılaşabiliriz. değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'de Yatırımcıların Gözü Dezenflasyon Ve Faizlerde
Türkiye açısından yatırım kararlarının merkezinde dezenflasyon sürecinin bulunmaya
devam edeceğini belirten Nalbantoğlu, aylık fiyat dinamikleri ile enflasyon
beklentilerinin sürecin hızını belirleyeceğine dikkat çekti. Temmuz ayında yıllık
TÜFE'nin yüzde 31,75, aylık enflasyonun ise yüzde 1,78 olarak gerçekleştiğini
hatırlatan Nalbantoğlu, TCMB'nin temmuz toplantısında politika faizini yüzde
37 seviyesinde sabit tuttuğunu söyledi.
Nalbantoğlu, Mevcut görünüm para politikasındaki temkinli duruşun korunacağına
işaret ediyor. Olası faiz indirimlerinin de gerçekleşen ve beklenen enflasyondaki
iyileşmeyle uyumlu, ölçülü adımlarla gerçekleşmesini bekliyoruz. dedi.
Borsada Endeksten Çok Şirket Seçimi Önem Kazanacak
Yüksek faiz ortamının Borsa İstanbul üzerinde bir süre daha etkili olabileceğini
ifade eden Nalbantoğlu, özellikle iskonto oranları ve şirketlerin finansman maliyetlerinin
hisse performansları açısından belirleyici olmaya devam edeceğini
söyledi. Buna karşılık dezenflasyon sürecinin devam etmesi, Türkiye'nin risk priminde
yaşanabilecek iyileşme ve faiz indirimlerinin daha görünür hale gelmesinin
hisse senetlerinin göreli cazibesini artırabileceğine dikkat çekti.
Altın Portföyün Sigortası Olarak Düşünülmeli
Son dönemin en çok konuşulan yatırım araçlarından altına ilişkin değerlendirmelerde
de bulunan Nalbantoğlu, kıymetli madenlerin portföylerdeki stratejik önemini
koruduğunu söyledi. Jeopolitik riskler, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme
eğilimi ve küresel borçluluğun altını destekleyen ana unsurlar arasında bulunduğunu
belirten Nalbantoğlu, merkez bankalarının altın talebine dikkat çekti.
Bununla birlikte altın fiyatlarının ulaştığı yüksek seviyeler ve küresel reel faizlerin
yüksek kalma ihtimalinin kısa vadede kar satışlarına ve oynaklığa neden
olabileceğini ifade eden Nalbantoğlu, şu değerlendirmede bulundu:
Altına yalnızca fiyatının yükseleceği beklentisiyle yaklaşmak yerine, portföyün
sigorta ve çeşitlendirme bileşeni olarak bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Gümüş
ise hem kıymetli metal hem sanayi girdisi olması nedeniyle altına kıyasla daha
yüksek oynaklık taşıyor. Dolayısıyla gümüşün portföylerde daha sınırlı ağırlıkla
değerlendirilmesi daha uygun olabilir.
Hisse Fonlarında Faiz İndirimi Yeni Bir Katalizör Olabilir
Hisse senedi fonlarında kısa vadeli oynaklığın devam edebileceğini belirten Nalbantoğlu,
faiz indirim beklentilerinin güçlenmesi ve şirket karlılıklarında toparlanma
işaretlerinin görülmesi durumunda özellikle aktif yönetilen yerli hisse
fonlarının göreli performansının iyileşebileceğini söyledi.
Yatırımcının En Büyük Hatası Tek Senaryoya Bağlanmak Olabilir
Nalbantoğlu'na göre önümüzdeki dönemde fon yatırımcısının en önemli önceliklerinden
biri, portföyünü tek bir ekonomik senaryoya göre oluşturmamak. Yatırımcının
risk algısı, yatırım süresi, nakit ihtiyacı ve geçici değer kayıplarına ne ölçüde
dayanabileceğinin fon seçiminde birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan
Nalbantoğlu, özellikle piyasanın yönünü kesin olarak tahmin etmeye dayalı
stratejiler yerine çeşitlendirilmiş portföylerin önem kazanacağını ifade etti.
Temkinli Yatırımcıda Likidite Ağırlığı Korunabilir
Neo Portföy'ün farklı risk profilleri için ortaya koyduğu örnek aralıklara göre
temkinli yatırımcıların portföylerinde para piyasası ve kısa vadeli borçlanma araçlarının
yüzde 45-55 bandında ağırlık taşıması değerlendirilebilir. Orta-uzun
vadeli borçlanma araçlarına yüzde 10-15, yerli ve yabancı hisse senetlerine ayrı
ayrı yüzde 5-10, altın ve kıymetli madenlere yüzde 10-15, değişken, serbest
ve fon sepeti fonlarına ise yüzde 10-15 aralığında yer verilebileceği belirtiliyor.
Bu oranların kişiye özel yatırım tavsiyesi değil, farklı risk profillerini
göstermek amacıyla oluşturulmuş örnek aralıklar olduğu özellikle vurgulanıyor.
Altın Ve Kıymetli Madenlerde Yüzde 10-15'lik Stratejik Alan
Nalbantoğlu, altın ve kıymetli madenların yatırım portföyündeki rolünün kısa vadeli
fiyat hareketlerinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Farklı risk profilleri açısından kıymetli madenlere yüzde 10-15 bandında stratejik
alan ayrılmasının, portföyün enflasyon ve jeopolitik şoklara karşı dayanıklılığını
destekleyebileceğini ifade ederek, döviz ağırlıklı fonların ise özellikle
döviz cinsi yükümlülüğü bulunan veya portföyünde kur riskini dengelemek isteyen
yatırımcılar açısından anlamlı olabileceğini söyledi.
Getiri Kadar Dayanıklılık Da Önemli
Önümüzdeki dönemi nakitte kalmak ile tamamen risk almak arasında yapılması gereken
ikili bir tercih olarak görmediklerinin altını çizen Nalbantoğlu, yatırımcıların
farklı piyasa senaryolarına dayanabilecek portföyler oluşturmalarının
önemine dikkat çekti.
Nalbantoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
Doğru yaklaşımın, likiditenin sağladığı esnekliği korurken dezenflasyon ve olası
faiz indirimlerinin yaratabileceği fırsatlara kademeli biçimde hazırlanmak olduğunu
düşünüyoruz. Para piyasası fonları portföyün bekleme alanı, borçlanma araçları
fonları faiz döngüsündeki fırsat alanı, hisse senedi fonları uzun vadeli
büyüme bileşeni, altın ve kıymetli maden fonları ise risk dengeleyicisi olarak
birlikte düşünülebilir. Önümüzdeki dönemde yatırımcı açısından yalnızca getiri
değil, portföyün dalgalanmalara dayanıklılığı ve değişen piyasa koşullarına uyum
kabiliyeti de en az getiri kadar önemli olacak.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -