PAGEV YKB Eroğlu Hijyen plastikleri gıda güvenliği için kritik rol oynuyor
Türkiye'de tek kullanımlık plastikler başlığı altında gündeme getirilen yasakçı
düzenleme yaklaşımı üzerine Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve
Eğitim Vakfı (PAGEV) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu dikkat çeken açıklamalarda
bulundu.
Çevre politikası gibi sunulsa da gerçekte çok daha büyük bir sonucu tetikleme riski
taşımaktadır: sanayinin daralması, istihdamın zayıflaması, ihracatın düşmesi,
enflasyonun artması ve vatandaşın günlük hayatının pahalanması. Daha vahimi
ise şudur: Avrupa Birliği, son yıllarda aşırı düzenlemelerin kendi sanayisinin
rekabetçiliğini zayıflattığını yaşayarak gördüğü için birçok başlıkta erteleme,
yumuşatma, revizyon ve sadeleştirme yönüne giderken, Türkiye'nin bugün, AB'nin
beş yıl önce yaptığı ve bugün düzeltmeye çalıştığı aynı yanlışa yönelmesi kabul
edilemez. Sorun plastik değil, atık yönetim sisteminin kurulamamış olmasıdır,
çözüm de yasak değil, akıllı dönüşümdür.
HİJYEN PLASTİKLERİ GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN KRİTİK ROL OYNUYOR
Kamuoyunda tek kullanımlık plastik diye anılan ürünlerin önemli bir bölümü aslında
hijyen ve gıda güvenliği sağlayan ürünlerdir. Pandemi döneminde bu ürünlerin
bulaş riskini azaltmadaki rolü net biçimde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle meseleyi
yalnızca tek kullanımlık etiketiyle tartışmak eksik ve yanıltıcıdır. Konu,
gıda güvenliği, hijyen, erişilebilirlik, maliyet ve sanayi yapısı birlikte değerlendirilmeden
ele alınamaz. Bu ürünlerin sektör içinde hijyen plastikleri
olarak görüldüğü, toplu yaşamın getirdiği bulaş riski ve gıda güvenliği ihtiyaçlarına
cevap verdiği vurgulanmıştır.
Türkiye'nin plastik sanayisi marjinal değil, stratejik bir üretim gücüdür. Sektör,
yıllık 11 milyon ton plastik mamul üretimi yapmakta, bu üretim 45 milyar doların
üzerinde bir ciroya karşılık gelmektedir. Geri dönüştürülmüş hammaddeden üretilen
mamuller de dahil edildiğinde toplam ciro yaklaşık 50 milyar dolara ulaşmakta,
doğrudan ve dolaylı ihracat ise 15 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmektedir.
Türkiye, bu ölçekle Avrupa kıtasında Almanya'dan sonra en büyük ikinci
plastik mamul üreticisidir. Böyle bir üretim altyapısını, teknik ve ekonomik gerçeklikler
hesaba katılmadan yasaklarla baskılamak, çevreyi korumak değil, Türkiye'nin
üretim omurgasını zayıflatmaktır.
'YASAKLARIN İSTİHDAM VE İHRACATA ETKİSİ BÜYÜK OLABİLİR'
Yasak tartışmasının merkezindeki ürün gruplarının ekonomideki ağırlığı da son derece
büyüktür. Sektör veri notuna göre, listelenen tek kullanımlık plastik ürünlerde
yıllık üretim miktarı 1.458.000 ton, yaklaşık üretim değeri ise 4,4 milyar
dolar düzeyindedir. Aynı ürün grubunda ihracat 1.008.000 ton ve yaklaşık 3 milyar
dolar seviyesindedir.
Doğrudan istihdam kaybı riski 35 bin, tedarikçi ve bağlantılı sektörlerle toplam
etki ise yaklaşık 100 bin kişiye kadar ulaşmaktadır, bu sektörden geçimini sağlayan
hane halkı etkisi de yaklaşık 400 bin kişi olarak belirtilmektedir. Türkiye
Avrupa'da İtalya'dan sonra en büyük ikinci hijyen plastikleri üreticisi olduğu,
sektörün yaklaşık 4 milyar dolarlık bir hacme ve çok güçlü ihracat bağlantılarına
sahiptir.
Bu ürünlerin yerine geçeceği varsayılan alternatifler ise ne ekonomik ne de teknik
olarak sorunsuzdur. Sektör temsilcilerinin bakanlığa sunduğu görüşlerde, alternatif
ürünlerin hem maliyet hem de teknik açıdan ciddi riskler barındırdığı belirtilmektedir.
ANİ YASAKLAR YATIRIM KAYBI VE FİNANSAL BASKI YARATIR
Sektörün bu konuda savunmacı değil, son derece rasyonel bir noktada durduğu da
açıktır. Doğrudan yasaklama yaklaşımının, teknik gerçekler, mevcut üretim altyapısı,
ikame ürünlerin erişilebilirliği, gıda güvenliği gerekleri, ekonomik etkiler
ve geçiş kapasitesi yeterince değerlendirilmeden yürürlüğe konulmasının kamu
yararı bakımından beklenen sonucu doğurmayacaktır. Çevresel hedeflerle ekonomik
ve teknik gerçekler arasında makul bir denge kurulması, ürün bazlı değerlendirme
yapılması, kademeli geçiş öngörülmesi ve kapsamlı etki analizi hazırlanması
gerektiği ortadadır.
Tek kullanımlık ürünlerin üretimine yönelik makine, kalıp ve altyapı yatırımlarının
büyük ölçüde tamamlandığı, taslakta öngörülen sürelerin bu yatırımları kısa
sürede atıl hale getirme riski taşıdığı, fabrikaların mevcut ekonomik koşullar
ve kredi yükleri nedeniyle ciddi finansal baskı altındadır. Bu bile tek başına,
ani yasakların çevre kararı değil, doğrudan yatırım kıyımı anlamına gelebileceğini
göstermektedir.
Avrupa deneyimi ise yasağın tek başına çözüm olmadığını gösteren çok güçlü bir laboratuvar
niteliğindedir. Avrupa Birliği Plastik üreticileri derneği EuPC'nin
Mart 2025 tarihli ulusal girişimler takibine göre, Avrupa'da SUP Direktifi uygulaması
yeknesak değildir, birçok ülkede tartışmalar, ertelemeler ve revizyonlar
sürmektedir. Örneğin Fransa'da profesyonel ambalajlara ilişkin EPR uygulamasının
Ocak 2025'te başlaması öngörülmüşken ertelendiği, Belçika'da sistemin revizyon
altında olduğu, Bulgaristan'da DRS için çerçevenin halen tartışıldığı ve uygulamanın
2027 beklentisiyle ilerlediği, İtalya'da plastik verginin 1 Temmuz 2026'ya
ötelenip iptali yönünde baskının sürdüğü, Yunanistan'da ise plastik PET şişelerde
yüzde 25 geri dönüştürülmüş içerik şartı ve DRS odaklı bir modelin öne
çıktığı görülmektedir. Yani Avrupa'nın fiili yönü, daha çok yasak değil, geri
dönüşüm, geri dönüştürülmüş içerik, depozito ve uygulanabilir geçiş mekanizmalarıdır.
-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -