Ekonomi

TCMB enflasyon tahminlerini yukarı yönlü güncellerken, yüksek belirsizlik ortamında tahmin aralığı iletişimine ara verildiğini bildirdi

Merkez Bankası enflasyon tahminlerini yukarı yönlü güncellemeye giderken, içinden
geçilen yüksek belirsizlik ortamında tahmin aralığı iletişimine ara verildiğini
bildirdi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın sunumda yaptığı
konuşmanın detaylar şöyle:
2026 yılının ikinci Enflasyon Raporunun ana mesajlarını paylaşmak üzere düzenlediğimiz
bilgilendirme toplantısına hoş geldiniz.
Bir önceki Enflasyon Raporu toplantımızda 2026 yılına dair ilk öngörülerimizi sizlerle
paylaşırken, küresel dinamiklerin de dezenflasyonun seyri açısından her
zaman çeşitli riskler taşıdığını konuşmamın başında not düşmüştüm.
Hemen sonrasında ABD/İsrail-İran savaşıyla yaşanan jeopolitik gelişmeler, dünya
ekonomisini beklenmedik derecede ciddi bir belirsizlik ortamına iterek merkez bankaları
açısından zor bir döneme kapı araladı.
Bu ortamda, savaşın özellikle enerji ve ulaştırma hizmet fiyatlarına ve dolayısıyla
enflasyona hızlı yansımasına şahit olduk.
Bölgedeki gerilimin ve enerji arzındaki baskıların ne kadar süreceği en temel soru
olarak önümüzde dururken, ilgili enflasyonist etkilerin kısa vadede canlı kalacağını
değerlendiriyoruz.
Küresel beklentiler, gerilimin ve sebep olduğu baskıların ağırlıklı olarak kısa
vadeli olacağı senaryosu etrafında şekillense de, bu sürecin enflasyon görünümü
üzerindeki olası ikincil etkilerinin izlenmesi önem taşıyacak.
İşte bu bağlamda, dezenflasyon sürecinde etkili sonuçlara ulaşmanın formülü yine
para politikasında veri odaklı ve ihtiyatlı bir yaklaşım izlemekten geçiyor.

Dolayısıyla, savaşın bir belirsizlik bulutu eşliğinde dezenflasyon görünümünü etkilediği
şu günlerde de, kararlılığımızdan taviz vermediğimizin altını çizmek
istiyorum.
Nitekim, yaşanan etkilerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları
para politikası duruşumuzla şekillenecek. Önümüzdeki dönem para politikası kararlarında
bunu göz önüne alarak temel amacımız olan fiyat istikrarı doğrultusunda
tüm araçlarımızı kullanmaya devam edeceğiz.
Sunumumda öncelikle küresel ekonomi, makroekonomik görünüm ve para politikasına
ilişkin değerlendirmelerimize yer vereceğim. Daha sonra orta vadeli tahminlerimizi
sunacağım. Sunum sonrasında ise Başkan Yardımcılarımızla birlikte sizlerin
sorularını yanıtlayacağız.
Değerlendirmelere geçmeden önce, bu Raporumuzda da, öne çıkan konulara ve tematik
analizlerimize kutu çalışmalarıyla yer verdiğimizi hatırlatmak isterim.
Küresel ekonomik görünüme ilişkin halihazırda süregelen belirsizliğin, jeopolitik
gelişmeler kaynaklı belirgin şekilde yükseldiğini görüyoruz.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması küresel enerji arzı açısından risk oluşturmakta.
Öncü göstergeler küresel iktisadi faaliyette yavaşlama, girdi maliyetlerinde artış
ve tedarik zincirlerinde aksamalara işaret ediyor.
Şubat ayı sonunda başlayan savaş ile keskin bir şekilde artan enerji fiyatları yüksek
düzeyini koruyor.
Gerek ham petrol gerekse doğal gaz fiyatları savaş öncesi düzeylerin oldukça üzerinde
seyrediyor.
Son dönemde azalmakla birlikte petrol fiyatlarındaki oynaklık da tarihsel ortalamasının
üzerinde.
Enerji fiyatları kadar yüksek olmamakla birlikte, endüstriyel metal ve tarımsal
emtia kaynaklı olarak enerji dışı fiyatlar da artıyor.
Yüksek küresel belirsizlik tüketici ve üretici güvenini olumsuz etkiliyor. Başta
savaş bölgesinde yer alan ülkeler olmak üzere, birçok ekonomide büyüme öngörülerinin
aşağı yönde güncellendiğini görüyoruz.
2026 yılında küresel büyümenin belirgin şekilde ivme kaybetmesi bekleniyor.
Buna bağlı olarak Türkiye’nin dış talebinin de zayıflayacağını öngörüyoruz.
Enerji fiyatlarına bağlı olarak manşet enflasyon küresel ölçekte arttı.
Bu artışın net enerji ithalatçısı ülkelerde daha belirgin olduğunu görüyoruz.
2026 yılına ait enflasyon tahminleri de hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler
için yukarı yönlü güncellendi.
Çekirdek enflasyon oranları şimdilik daha ılımlı bir seyir izliyor.
Bundan sonraki süreçte, savaşın gelişimi, enerji nakliyatındaki aksamaların boyutu
ve süresi belirleyici olacak.
Savaşın başından bu yana küresel anlamda para politikalarının ilk tepkisi sınırlı
oldu.
Buna karşın, gelişmiş ülkelerde beklenen faiz indirimlerinin ötelendiğini ve bazılarında
faiz artışı olasılıklarının da piyasa fiyatlamalarına yansıdığını görüyoruz.
Fed’in yüksek olasılıkla yıl boyunca politika faizini değiştirmeyeceği fiyatlanırken,
ECB’nin ise yılın ikinci yarısında politika faizini artırması bekleniyor.
Enerji arzına ilişkin aksamaların sürmesi durumunda fiyat artışlarının ikincil etkilerini
kontrol altına almak ve beklentileri çıpalamak için küresel ölçekte daha
güçlü bir para politikası tepkisi gerekebilir.
Artan jeopolitik belirsizliğe bağlı olarak mart ayında gelişmekte olan ülke piyasalarından
portföy çıkışları gözlendi. Nisan ayında ise söz konusu piyasalara bir
miktar portföy girişi gerçekleşti.
Savaşın seyrinin yanı sıra, 2026 yılı boyunca gelişmiş ülkelerin izleyeceği para
politikası da küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde etkili olma
potansiyeli taşıyor.
MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜM
Küresel görünümün ardından, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimize
geçmek istiyorum.
Sıkı para politikamızın hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonunda dengeli
seyir devam etmekte.
Nitekim, 2025 yılında tüketimin büyümeye katkısının 2023 yılına kıyasla, belirgin
olarak gerilediğini, yatırımların katkısının ise devam ettiğini görüyoruz.
Küresel ticareti sınırlayıcı tarife ve korumacı önlemlerin etkisiyle 2025 yılında
net ihracatın katkısı negatife dönse de sıkılaştırma öncesine göre daha dengeli
bir resim mevcut.
Yılın ilk çeyreğine ilişkin göstergelere bakacak olursak,
2025 yılının üçüncü çeyreğinde gerileyen sanayi üretiminin, takip eden iki çeyrekte
görece yatay bir seyir izlediğini,
Oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında ise ilk çeyrekte sınırlı olarak gerilediğini
görüyoruz.
Diğer yandan, hizmet üretiminin şubat ayı itibarıyla ilk çeyrekte artış gösterdiğini
izliyoruz.
Bu dönemde, ulaştırma ve konaklama gibi hanehalkı talebiyle daha yakından ilişkisi
olan alt kalemlerde ise hizmet üretimi azaldı.
Kapasite kullanım oranı yılın ilk çeyreğinde sınırlı olarak arttı. Nisan ayında
ise yatay seyir izledi.
Bununla birlikte, kapasite kullanım oranı tarihsel ortalamasının altındaki seyrini
sürdürüyor.
İşgücü piyasasında, ilk çeyrekte manşet işsizlik oranının sınırlı gerilediğini görüyoruz.
Buna göre işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken,
geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir işgücü piyasasına işaret ediyor.
Örneğin, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor.
Talep koşullarına gelirsek, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesi
bir önceki çeyreğin üzerinde gerçekleşti.
Trendinden arındırıp baktığımızda ise perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü
görüyoruz.
Çeyreklik olarak yatay seyreden kart harcamaları da talepteki yavaşlamayı teyit
ediyor.
Nisan ayına ilişkin veriler kart harcamalarındaki zayıf seyrin sürdüğüne işaret
ediyor.
Talebe ilişkin veriler bir bütün olarak, ilk çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist
düzeyde olduğunu gösteriyor.
Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğu ve
ortalaması, ilk çeyrekte negatif düzeye işaret ediyor.
Yılın geri kalanında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngörüyoruz.
İktisadi faaliyete ilişkin olarak, dış ticaret gelişmelerine de kısaca değinmek
isterim.
Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen nisan ayında ihracatta
artış, ithalatta ise azalış gerçekleşti.
Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracat kısmen toparlanırken, Afrika, Avrupa Birliği
ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracat arttı.
Yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının artmasına karşın, altın ve enerji hariç
ithalatta düşüş gözlendi.
Böylelikle dış ticaret açığı nisan ayında ilk çeyreğe kıyasla geriledi.
Tüketim malı ithalatının da yıl başından bu yana gerilemekte olduğunu izliyoruz.
Bu gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlama rol oynuyor.

Enflasyon görünümüne geçmeden önce, cari işlemler dengesi gelişmelerine de kısaca
değinmek istiyorum.
Cari açık yılın ilk çeyreğinde, dış ticaret ve hizmetler dengesindeki görünüme bağlı
olarak artmakla birlikte, millî gelire oran olarak tarihsel ortalamaların
altında kalmayı sürdürdü.
Savaşın enerji fiyatlarında tetiklediği hızlı yükseliş, mart ayında enerji ithalatında
belirgin artışa neden oldu.
Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı.
Bununla birlikte, korumacı önlemlerin küresel talep üzerinde oluşturduğu mevcut
risklere, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı riskler
de eklendi.
Bu gelişmeler yılın geri kalanında dış ticaret açığı üzerinde yukarı yönlü baskıyı
artırıyor.
Bütün bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın millî gelire oranının uzun
dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz.
Bununla birlikte jeopolitik gelişmelerin seyri her iki yönde de belirsizlik içeriyor.
Şimdi sizlerle enflasyon görünümüne ilişkin güncel değerlendirmelerimizi paylaşmak
istiyorum.
Nisan ayı itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,4 seviyesinde gerçekleşti.
Mayıs 2024’te ulaşılan zirve ile kıyaslandığında, enflasyonda belirgin bir düşüş
yaşanmakla birlikte enflasyon yüksek seyrini korumakta.
2026 yılı şubat ayı sonunda Orta Doğu’da başlayan gerilim, negatif arz şoklarına
yol açarak, yakın dönem enflasyon görünümünde öne çıkan ana unsur oldu.
Yavaşlama eğiliminde olan enerji yıllık enflasyonu son iki ayda, petrol ve doğal
gaz fiyatları öncülüğünde, 19 puan artarak yüzde 47’ye yükseldi.
Bu maliyet artışları sonucunda, elektrik ve doğal gaz tarifelerinde güncellemeye
gidildi. Özellikle doğal gazda, meskenler için fazla tüketim yapan hanelerin daha
yüksek ödediği kademeli fiyat uygulamasına geçilmesiyle fiyat artışı belirgin
oldu.
Ham petrol fiyatlarındaki artışların hemen ardından akaryakıt ürünlerinde eşel mobil
sistemi devreye alındı. Bu sistem, petrol fiyatlarındaki artışların enflasyona
yansımasını önemli ölçüde sınırladı.
Bununla birlikte, eşel mobilin etkisinin petrol fiyatlarının seviyesine bağlı olarak
değişkenlik gösterebildiğini not etmek gerekir. Özellikle içinde bulunduğumuz
dönem gibi şokların büyük olduğu dönemlerde, motorindeki fiyat artışları, küresel
rafineri marjlarının seyriyle, ham petrol fiyatlarının ima ettiği rakamlardan
olumsuz yönde ayrışabiliyor.
Son dönem enflasyon gelişmelerinde etkili olan bir diğer unsur gıda fiyatları.

Yılın ilk aylarında gıda grubu, enflasyona arttırıcı yönde katkıda bulundu.
Kasım ayında sert bir düşüş gösteren sebze fiyatları, olumsuza dönen hava koşulları
sonucunda ocak ve şubat aylarında belirgin biçimde yükseldi.
Gıda enflasyonunda son aylarda kaydedilen oynak seyirde sebze kaleminin rolü oldukça
belirgin.
Sağ panelden de izleneceği üzere, ilk dört ayda taze meyve ve sebze fiyatları belirgin
bir artış gösterdi.
Öncü veriler, arz koşullarındaki normalleşmeyle birlikte, mayıs ayında sebze grubunda
fiyat düşüşlerinin başladığını gösteriyor. Bu görünümün önümüzdeki aylarda
da devam ederek, gıda enflasyonunu olumlu yönde etkilemesini bekliyoruz.
Şubat-mart döneminde öngördüğümüz tahmin aralığının içinde seyreden tüketici enflasyonu,
nisan ayında gerilimin etkilerinin belirginleşmesiyle tahmin aralığının
üzerinde gerçekleşti.
Söz konusu gelişmelerin yansımaları daha sınırlı olmakla birlikte ana eğilim göstergeleri
üzerinde de hissediliyor.
Nitekim göstergelerin son üç aylık ortalamaları, enflasyonun ana eğiliminde bir
miktar yükselişe işaret ediyor.
Yılın ilk dört ayındaki fiyat artışlarına baktığımızda, geçen yıla kıyasla gıda
ve enerjide yükseliş görüyoruz. Buna karşın, para politikasındaki sıkı duruşun
etkisiyle hizmet ve temel mal gibi gruplarda enflasyon gerilemeye devam ediyor.
Bu noktada, hizmet enflasyonuna daha yakından bakmak istiyorum.
Bildiğiniz üzere, 2025 yılında hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim
hizmetleri önemli oldu. Bu iki kalemde de geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin
rolü yüksek.
Bununla birlikte, yılın ilk dört ayında her iki kalemde de enflasyonda önemli düşüşler
yaşandığının altını çizmek gerekir. Bu durum, hizmetlerde süregelen ataletin
güç kaybetmeye başladığını haber veriyor.
Kira tarafında, gerek mevsim etkilerinden arındırılmış yakın dönem kira verileri
gerekse yeni yayımlamaya başladığımız yeni kiracı kira endeksi, enflasyonda eğilimin
aşağı yönlü olduğuna işaret ediyor.
Eğitim tarafında ise, fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu
yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli
buluyoruz.
Bu değişikliklerin, geçmiş enflasyona endeksleme mekanizmasını görece zayıflatarak
dezenflasyon sürecini desteklemesini bekliyoruz. Bu düzenleme değişikliğinin
2026 yılı için ima ettiği rakamlar, eğitim tarafında dezenflasyonda belirli bir
alan olduğunu gösteriyor.
Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde akaryakıt fiyatlarına bağlı olarak
ulaştırma hizmetlerinde fiyat artışları güçlü seyretmeye devam etti. Öncü
veriler bu görünümün mayıs ayında da sürdüğüne işaret ediyor.
Bu bölümde son olarak, enflasyon beklentilerinin seyrine ve öne çıkan risklere değinmek
istiyorum.
Bir önceki Rapor dönemi ile kıyasladığımızda, enflasyon beklentilerinin arzu ettiğimiz
ölçüde gerilemediğini görüyoruz. Beklentiler, halen enflasyon tahminlerimizin
üzerinde seyrediyor.
Yılın ilk aylarında gıda fiyatları yüksek seyretti, sonraki dönemde ise Orta Doğu'daki
gelişmeler, enflasyon görünümü üzerinde belirsizliğe yol açtı. Buna istinaden
enflasyon beklentilerinde bozulma izledik. Bu dönemde jeopolitik gelişmelerin
olası ikincil etkileri önem taşımakta. Gerilimin ne kadar süreceği enflasyon
görünümü açısından kritik bir risk unsuru.
PARA POLİTİKASI
Konuşmamın bu bölümünde para politikası duruşumuz ve finansal koşullar hakkında
bilgi vereceğim.
2026 yılı ocak ayında, para politikası adımlarımızın büyüklüğünü gözden geçirdik
ve politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdik.
Ancak, şubat ayı sonunda Orta Doğu’da başlayan gerilim kaynaklı artan belirsizlikler,
konuşmamın başında vurguladığım gibi, ham petrol, doğal gaz ve emtia fiyatlarında
yüksek oynaklıklara ve artışa neden oldu.
Söz konusu unsurların enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak
amacıyla zamanlı bir şekilde sıkılaştırıcı bazı tedbirler aldık.
Bu süreçte sıkı politika duruşumuzu koruyarak mart ve nisan aylarında politika faizini
sabit tuttuk.
Şimdi sizlere aldığımız tedbirlerden bahsetmek istiyorum. 1 marttan itibaren, finansal
piyasalarda yaşanan gelişmeleri dikkate alarak parasal duruşumuzu güçlendirmek
amacıyla bir hafta vadeli repo ihalelerine ara verdik.
Bu dönemde, piyasanın likidite ihtiyacını üst banttan yapılan fonlama ile karşılayarak
para piyasalarında gerçekleşen referans faiz oranının yüzde 40 seviyesine
yükselmesini sağladık.
Ayrıca, döviz karşılığı TL swap ihaleleriyle piyasaya fonlama sağlamaya başladık.
TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati tedbirleri
sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz.
TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize
ederek uyguluyoruz. Kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme
sınırlarını kullanıyoruz.
Son dönem jeopolitik gelişmeler sonrasında olduğu gibi aktif likidite yönetimi politikamız
ile parasal aktarım mekanizmasını güçlendiriyoruz.
2025 yılının ikinci yarısından itibaren politika faizinde yapılan indirimler, şubat
ayı sonundaki jeopolitik gelişmelere kadar olan dönemde mevduat ve kredi fiyatlamalarına
beklentilerimiz ölçüsünde yansıdı.
Bu dönemde politika faizinde 9 puan indirim yapılırken, kredi ve mevduat faizlerindeki
düşüş 9-10 puan arasında gerçekleşti.
Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeleri dikkate alarak aldığımız politika kararları
sonucunda ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti 3 puan arttı.
Bu dönemde TL ticari kredi ve mevduat faizleri 3 puan, tüketici kredisi faizleri
ise yaklaşık 4 puan yükseldi.
2025 yılından itibaren kıymetli maden fiyatlarındaki hızlı yükseliş ve artan jeopolitik
riskler sonucunda TL payı zaman zaman dalgalandı. Bununla birlikte sıkı
para politikası duruşumuz yanında destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt
içi yerleşiklerin TL mevduatı tercihinin korunmasında rol oynadı.
Nitekim TL mevduatın payı yüzde 59,7 ile güçlü seyrini koruyor. Yatırım fonlarını
da dahil ettiğimizde bu görünüm değişmiyor.
Kredi büyümesinde 2025 yılının kasım ayından itibaren artış görüldü.
Mevsimsel etkilerin ortadan kalkması ve makroihtiyati tedbirlerle nisan ayından
itibaren kredi büyümesinin bir miktar gerilediğini görüyoruz.
Ayrıca, kredi kompozisyonunda TL lehine gelişim korunuyor.
Ticari kredi büyümesi 2025 yılı son çeyreğinde hızlanmıştı.
Ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikası ile uyumlu seyrini sağlamak amacıyla
ocak ayında yabancı para kredi büyüme sınırını düşürdük, ayrıca mart ayında
TL ticari kredilerde istisnaların kapsamını daralttık.
Alınan bu önemlerin etkisiyle ticari kredilerde büyümenin bir miktar hız kestiğini
görüyoruz.
Öte yandan, 2025 yılında güçlü seyreden bireysel kredi büyümesi 2026 yılında atılan
adımların etkisiyle bir miktar geriledi.
Bireysel kredilerde kompozisyon da değişiyor. İhtiyaç ve kredi kartı büyümeleri
gerilerken konut kredisi büyümesi hızlanıyor.
Bu gelişme iç talepteki dengelenmeye ve finansal sistemde aktif kalitesi risklerinin
yönetilmesine katkı verecektir.
Yaşanan gelişmelerin etkisiyle tahvil faizlerinde tüm vadelerde yükseliş görüldü.

Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler sırasında, döviz talebi büyük ölçüde yurt
dışı yerleşikler kaynaklı gerçekleşti.
Mart ayı sonunda altın fiyatlarındaki hızlı gerileme, hanehalkı altın talebinde
bir yükselişe sebep oldu.
Nitekim, bu talep ilerleyen haftalarda durdu. Sonrasında başlayan hanehalkının altın
ve döviz satışlarının devam ettiğini görüyoruz.
Ayrıca bu dönemde, döviz piyasasının sağlıklı işleyişine ve şirketlerin döviz riski
yönetimlerine katkı sağlamak amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım
işlemlerine başladık.
13 mayıs itibarıyla vadesi gelmemiş işlem tutarı 8,1 milyar dolardır.
Benzer şekilde, ülke kredi risk primi ve döviz kuru oynaklığında ateşkes görüşmeleri
sonrasında gerileme yaşandı.
Jeopolitik gelişmeler sonucu 27 Mart 2026 tarihinde 155 milyar dolara gerileyen
brüt rezervler, takip eden dönemde 17 milyar dolar artış göstererek 8 Mayıs 2026’da
172 milyar dolara ulaştı. Swap hariç net rezervler ise 20 milyar dolar artışla
39 milyar dolara yükseldi.
ORTA VADELİ TAHMİNLER
Enflasyon tahminlerimizin detaylarına geçmeden önce, tahminlerimize baz oluşturan
temel varsayımlarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Konuşmamın başında da belirttiğim gibi, küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentiler
jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıfladı. Bu nedenle, 2026 yılı için dış
talep varsayımımızı aşağı yönde güncelledik.
İkinci güncellememiz petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili. Jeopolitik gerilimin
bir sonucu olarak petrol fiyatlarında kuvvetli artışlar gözlendi. Sürecin seyrine
ilişkin belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının yıl içinde kademeli
olarak azalacağını varsaydık.
Bu çerçevede, petrol fiyatlarıyla beraber ithalat fiyatlarına ilişkin varsayımımızı
belirgin şekilde yukarı yönlü güncelledik.
Bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarımızı, gerçekleşme ve tarımsal emtia
fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttik.
Tahminlerimizi oluştururken, para politikası duruşunun önceki Rapor dönemine göre
daha uzun süre daha sıkı kaldığı bir görünüm esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki
eşgüdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık.
Hatırlayacağınız üzere, geçen yılın üçüncü Enflasyon Raporu toplantısında, ara hedeflerin
değiştirilmesinin ancak Rapor dönemleri arasında olağanüstü güncellemeler
olması halinde mümkün olacağının iletişimini yapmıştık.
Önceki yansıda gördüğünüz üzere, mevcut Rapor döneminde, yaşanan olağandışı jeopolitik
gelişmelerin etkisiyle varsayım setimizde olağanüstü güncellemeler yapmış
olduk.
Dolayısıyla da bu dönemde ara hedeflerimizde güncellemeye gitmek durumunda kaldık.
Bu doğrultuda, 2026 yılı ara hedefimizi yüzde 24’e, 2027 yılı ara hedefimizi yüzde
15’e, 2028 yılı ara hedefimizi ise yüzde 9 seviyesine yükselttik.
İçinden geçtiğimiz savaş ve yüksek belirsizlik ortamı, ara hedeflerdeki güncellemelerin
yanı sıra tahmin belirsizliğinin iletişimine dair yeniden gözden geçirmeleri
de beraberinde getiriyor.
Nitekim son yıllarda pandemiden savaşa kadar uzanan bir yelpazede yaşanan arz şokları,
-sık ve derin nitelikleriyle- yapısal kırılmalara ve artan belirsizliklere
yol açmış durumda.
Bu ise, tahmin aralıklarının mevcut ve gelecek belirsizlikleri ölçme yeterliliğine
dair tartışmalara yol açıyor.
İçinden geçtiğimiz şokun savaş gibi uç bir olay olduğu da düşünüldüğünde, büyük
ölçekli ve doğrusal olmayan etkilerin de resme girdiğini eklemek gerekir.
Geçtiğimiz yıllara baktığımızda, böylesi karmaşık şok ortamlarında, birçok merkez
bankasının iletişiminde tahmin aralığı yaklaşımına ara verdiği göze çarpıyor.
Bunun açık bir yansımasını, ekrandaki grafikte de görebilirsiniz. Pandemi sonrası
dönemde betimsel risk anlatımı ve senaryolara yer veren merkez bankalarının
sayısı artış göstermekte.
Bu bağlamda biz de, içinden geçtiğimiz yüksek belirsizlik ortamında tahmin aralığı
iletişimine ara vermenin yerinde bir yaklaşım olduğunu değerlendiriyoruz.
Dolayısıyla da bu Rapor döneminde bir iletişim revizyonu eşliğinde, baz senaryo
altında nokta tahminlerimizi ve Kurul tarafından öne çıktığı değerlendirilen risk
unsurlarını paylaşıyoruz.
Bu çerçevede, sizlerle enflasyon tahminlerimizi paylaşmak istiyorum.
Şimdiye kadar özetlediğim görünüm altında, enflasyonun 2026 yıl sonunda yüzde 26,
2027 yıl sonunda ise yüzde 15 olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Enflasyonun
2028 yıl sonunda yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi
olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.
Tahminlerimizi paylaştıktan sonra, şimdi de enflasyon görünümü açısından öne çıktığını
değerlendirdiğimiz riskleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Emtia tarafıyla başlamam gerekirse,
Savaşın gidişatına bağlı olarak petrol fiyatlarının temel varsayımlara göre daha
uzun süre daha yüksek kalması, yukarı yönlü risklerin başında geliyor.
Diğer taraftan, savaşın gidişatının daha ılımlı olması durumunda ise petrol fiyatları
temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabilir.
Doğalgazda ise enerji arz güvenliğine ve Avrupa LNG talebine ilişkin riskler fiyatlar
üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.
Gıda fiyatları tarafında da, uluslararası tarımsal emtia fiyatları, iklim koşulları
ve arz gelişmeleri önemini koruyor. Özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz
yönlü gelişmeler, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili
olabilir.
Diğer taraftan, arz yönlü şokların son dönemlerde daha sık ve art arda görülmesinin,
fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını
eklemek gerekir.
Son olarak, tedarik zincirlerinde olası aksaklıkların büyüyerek sürmesi durumunda
maliyet baskılarının artabileceğini değerlendiriyoruz.
Bu çerçevede, para politikası duruşumuzu oluştururken, risklerin yönünü ve enflasyon
beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye
devam edeceğiz.
Konuşmamın başında da belirttiğim gibi, son Rapor döneminden bu yana yaşanan şok
ve yarattığı sis dezenflasyon sürecini olumsuz etkilese de, bu durum fiyat istikrarına
ulaşma yolundaki kararlılığımızı değiştirmeyecek.
Yaşanan gelişmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, para
politikası duruşumuzla şekillenecek.
Her vesileyle vurguladığım gibi, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal
refah artışı için bir ön koşul.
Bu bağlamda, ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar,
sıkı para politikası duruşunu sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -