Tekrar- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2027-2029 Dönemi Orta Vadeli Program'ı açıkladı
ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Uyguladığımız politikalar
çerçevesinde TL'ye güven artmaya devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat
içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine
yükselmesi, izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi
olmuştur. dedi.
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe
Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih
Karahan ile 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı (OVP) açıkladı.
OVP'nin her yıl olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı
ile Hazine ve Maliye Bakanlığının müşterek çalışmasıyla hazırlandığını belirten
Yılmaz, Hazırlık sürecine bakanlıklarımız ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız
önemli katkı sunmuş, özel sektör ve meslek kuruluşlarımızın görüş ve değerlendirmeleri
alınmıştır. Ortak aklı ve katılımcılığı esas alan bir anlayışla
hazırladığımız Programımızda, ilgili tüm taraflarla yürüttüğümüz istişareler
de politika ve tedbirlerimize yansıtılmıştır. ifadesini kullandı.
Sunumda öncelikle dünya ekonomisindeki mevcut görünüme değinileceğini, ardından
uygulamakta oldukları program kapsamında bugüne kadar kaydettikleri mesafe ve sonrasında
2027-2029 dönemine ilişkin makroekonomik hedefleri paylaşacaklarını aktaran
Yılmaz, belirlenen hedeflere nasıl ulaşacaklarına dair öncelikli reform
alanlarını, planlanan politika ve tedbirleri ortaya koyacaklarını söyledi.
Gelecek üç yıla ilişkin temel politika belgesi olan OVP'nin, Kalkınma Planı doğrultusunda
hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunduğunu
vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü,
kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya
koymakta, aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır. Dünya
ekonomisi, son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç
içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihi yüksek seviyelere
çıktığı yeni bir süreçten geçmektedir. Türkiye ekonomisi de elbette dünyadan ve
bölgemizde yaşanan bu gelişmelerden bağımsız değildir. Özellikle bölgemizde yaşanan
savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri, enerji ve emtia fiyatlarından küresel
ticarete, enflasyon görünümünden büyüme beklentilerine kadar birçok alanda hissedilmektedir.
Bunun yanında geleneksel tarife artışlarının yanında yeni nesil
korumacılık eğilimleri ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler de küresel
görünümü etkilemektedir.
- 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol 89,3 dolara yükseldi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, programın makroekonomik çerçevesini oluştururken,
geçen yıl esas aldıkları varsayımların bu yılın başında bölgedeki savaş başta
olmak üzere yıl içerisinde yaşanan hadiseler doğrultusunda güncellendiğini bildirerek,
şu bilgileri verdi:
Geçtiğimiz OVP'deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini yüzde 3,1'den
yüzde 3'e geriledi. Ticaret ortaklarımızın büyüme tahmini yüzde 2,4'ten yüzde
1,6'ya, Avro Bölgesi büyümesi yüzde 1,2'den yüzde 0,9'a gerilerken bölgemizde
yaşanan savaşın etkisinin en belirgin görüldüğü Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA)
ülkelerinde ise yüzde 3,4 olarak öngörülen büyüme, yüzde eksi 0,5'e kadar
geriledi. Geçtiğimiz yıl OVP'yi hazırlarken uluslararası kuruluşların tahminleriyle
uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol
fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükseldi. Enerji dışı emtia fiyatlarında yüzde 5,7
oranında düşüş beklerken, bugün yüzde 18,6 oranında bir artış öngörülmektedir.
Küresel enflasyon tahmini ise bu gelişmelere bağlı olarak yüzde 3,6'dan yüzde
4,7'ye yükselmiş durumdadır.
- 2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik
Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskıların
ve Türkiye'nin başlıca ticaret ortaklarındaki zayıflamanın doğal olarak
2026 yılı tahminlerine de yansıdığını hatırlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz
yüzde 2,3'e gerilerken, yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4'e yükseldi.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerinde doğrudan etkisiyle
enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış
ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna
bağlı olarak cari işlemler açığının milli gelire oranına ilişkin tahminimizi de
yüzde 2,6'ya güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle
68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler programımızın
yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir.
Nitekim geçtiğimiz yıl öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği
enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler
üzerinde ilave bir yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye,
büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir.
- İhracatımızı şoklara daha dayanıklı hale getirme çabamız devam edecek
Yılmaz, 2026 yılının hem küresel büyümenin hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde
ivme kaybettiği bir yıl olarak karşılarına çıktığının altını çizerek, Bununla
birlikte, 2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya
işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4'e, küresel ticaret hacmindeki
artışın ise yüzde 4,3'e yükselmesi beklenmektedir. Özellikle küresel ticarette
beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve ihracatçı
ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını
bekliyoruz. diye konuştu.
Türkiye'nin ihracatının yaklaşık yüzde 96'sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarının
ağırlıklı büyümesinin 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında
yüzde 1,6'ya gerilemesini beklediklerini anlatan Yılmaz, şunları paylaştı:
2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8'e
yükselmesini öngörüyoruz. Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43'ünü
gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22'sini gerçekleştirdiğimiz MENA
Bölgesinde özellikle dikkat çekicidir. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa
Birliği'nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin 2026 yılında yüzde
1,2'ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine
yükselmesi beklenmektedir. MENA Bölgesinde ise savaşın ve jeopolitik gerilimlerin
ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir. 2025 yılında
yüzde 3,3 büyüyen bölge ekonomisinin, 2026 yılında yüzde 0,5 oranında daralacağı
tahmin edilmektedir. 2027 yılında beklenen yüzde 7,3'lük güçlü büyümede ise
2026 yılındaki bu sert daralmanın oluşturacağı baz etkisinin önemli rol oynayacağını
değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, AB ve MENA bölgelerinin toplam ihracatımızın
yaklaşık üçte ikisini oluşturduğu dikkate alındığında 2026'da ihracatçılarımızın
oldukça zorlu bir dış talep ortamına rağmen başarılı bir performans sergiledikleri
görülmektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren
ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken, yeni pazarlara erişimini artırma,
ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirme
çabamız önümüzdeki dönemde de devam edecek.
- Savaşla jeopolitik risk endeksi çok hızlı yükseldi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan
unsurlardan birinin de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artış olduğuna
dikkati çekerek, şunları dile getirdi:
Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde
yükseldiğini görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden
endeks, savaşın ardından tarihsel ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve yüksek
bir oynaklık yükselmiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından
ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar
birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve
oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlandırıcı
tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan,
dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz. Küresel
arz koşullarından kaynaklanan fiyat hareketlerinin bir taraftan enerji ithalat
maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken, diğer taraftan üretim ve
ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim
geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı
tahminimizi, bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili
olmuştur.
- Göstergeler, programımızın somut sonuçlar ürettiğini ortaya koymakta
Programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz, makroekonomik
istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde
düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hale getirmek olmuştur ifadesini
kullanan Yılmaz, şöyle devam etti:
Paylaşacağı göstergeler, son dönemde karşı karşıya kaldığımız ilave dışsal şoklara
rağmen programımızın temel alanlarda somut sonuçlar üretmeye devam ettiğini
ortaya koymaktadır. Programımız kapsamında yatırımların tüketimin üzerinde seyrettiği,
dolayısıyla büyümenin kompozisyonunda daha dengeli, üretken ve sürdürülebilir
bir yapının öne çıktığını görmekteyiz. Yeni yatırımlar üretim kapasitesini
genişletmekte, teknolojik dönüşümü ve verimlilik artışını desteklemekte, aynı
zamanda yeni istihdam imkanları oluşturmaktadır. Nitekim son yıllarda Toplam
Faktör Verimliliğinin (TFV) büyümemize daha fazla olumlu etkide bulunduğunu görüyoruz.
Baktığımız zaman 2026'da öngördüğümüz 3,3'lük büyümenin 1,2 puanını Toplam
Faktör Verimliliği kaynaklı olduğunu görüyoruz. Tüketim ağırlıklı bir yapı
yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkması, enflasyonla mücadeleyi
destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi
yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sunmaktadır.
- Risk primimiz 220 seviyesinin de altına inmiştir
Yılmaz, Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL'ye güven artmaya devam etmiş,
TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos
itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi izlediğimiz politikaların isabetli
olduğunun somut göstergesi olmuştur. değerlendirmesinde bulundu.
Koşullu yükümlülüklerden olan KKM'den çıkışın sorunsuz şekilde tamamlandığını anımsatan
Yılmaz, Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki
belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar
dolar artarak, 188,2 milyar dolara ulaşmıştır. Rezervlerde sağlanan bu güçlü
artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik
gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700'lü seviyelerden
220 seviyesinin de altına inmiştir. Bu önemli gelişme gerek kamu gerekse
özel kesimin yabancı para cinsi borçlanmasında faiz yükünü aşağıya çekmiştir.
dedi.
- Yıllıklandırılmış ihracatımız ağustos itibarıyla 280 milyar dolara ulaşmıştır
Kaydettikleri mesafenin önemli göstergelerinden birinin de ihracattaki olumlu seyir
ve ihracatın teknoloji kompozisyonundaki iyileşme olduğuna işaret eden Yılmaz,
şu bilgileri verdi:
Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve
zorlu dış talep koşullarına rağmen ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine
ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos'unda
yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız
içerisindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1'e ulaşmıştır. Böylece
bir taraftan ihracatımızı artırıyor, diğer taraftan ihracatımızı daha yüksek
teknoloji ve katma değere dayalı bir yapıya dönüştürüyoruz. İhracatımızdaki
güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, dış dengemiz
üzerinde geçici bir baskı oluşturmuştur. Cari işlemler açığının milli gelire oranı
2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6
seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla bu oran yüzde 2,3'e
yükselmiştir. Bu yükselişin içerisinde 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini
hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıktığımız zaman yapısal bir bozulma
olmadığını net bir şekilde görüyoruz. Ayrıca, mevcut seviyenin, 2000-2025 dönemi
uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2'nin belirgin altında ve yönetilebilir seviyede
olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı
bir yapı söz konusudur.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2026'da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini
öngördüğümüz enflasyonun, 2027 yılında yüzde 21'e, 2028 yılında yüzde 13,5'e
ve 2029 yılında yüzde 9'a gerileyerek program dönemi sonunda yeniden tek haneli
seviyelere inmesini hedefliyoruz. dedi.
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı
(OVP) açıkladı.
Programın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe katettiklerini
belirten Yılmaz, Mayıs 2024'te yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyonun, uygulanan
politikalarla belirgin düşüş eğilimine girdiğini ifade etti.
Yılmaz, enflasyondaki güçlü düşüş eğiliminin savaş koşullarının oluşturduğu arz
yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaştığını, 2026 Ağustos itibarıyla
yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleştiğini kaydetti.
2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl
sonunda yüzde 28,4 seviyelerinde olmasını bekliyoruz. değerlendirmesinde bulunan
Yılmaz, TÜFE sepetinin yüzde 34,5'ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve
ulaştırma hizmetlerinden oluşturdukları endekste savaş kaynaklı belirgin bir
yükseliş gördüklerini söyledi.
Buna karşılık, savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktıklarında,
enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini gördüklerini dile
getiren Yılmaz, mevcut verilerin son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında,
programın temel dinamiklerinden ziyade, savaşın doğrudan etkilediği
ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat
baskılarının etkili olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Yılmaz, Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki maliyeti, doğrudan ve
dolaylı etkileri yaklaşık 7 puan olarak hesaplanmıştır. Arz şoklarının etkisinin
zayıflamasıyla birlikte, uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin
desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz.
dedi.
Bir önceki OVP'de 2025 yılı için bütçe açığının milli gelire oranının, yüzde 0,8
seviyesindeki deprem harcamalarına rağmen 2025 yıl sonunda yüzde 2,9 oranında
gerçekleştiğini hatırlatan Yılmaz, bu gelişmede, deprem kaynaklı harcamalar sürerken,
diğer harcamalar üzerinde alınan ilave tedbirlerin etkili olduğunu söyledi.
Yılmaz, Tasarruf Genelgesi'yle harcama disiplinini güçlendirdiklerini, Tasarruf
Tedbirleri Bilgi Sistemi ile 260 kamu idaresini yakından takip ettiklerini aktardı.
- Programımızı kararlılıkla ve bütüncül bir anlayışla sürdürüyoruz
Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimlerin aralıksız sürdürüldüğünü, bugüne
kadar 2 bin 16 harcama biriminde denetim gerçekleştirildiğini belirten Yılmaz,
denetim raporlarının Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşıldığını kaydetti.
Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payının uzun dönem ortalaması olan
yüzde 4,6'dan, 2024 yılında yüzde 3,1'e, 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine
gerilediğini anımsatan Yılmaz, bu yöndeki kararlılığı gelecek dönemde de sürdüreceklerini
vurguladı.
Cevdet Yılmaz, şunları ifade etti:
2002 yılında 238 milyar dolar ekonomik büyüklüğümüz ve 3600 dolar civarında kişi
başına gelirimiz vardı. 2026 yılı sonunda milli gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde
ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına milli gelirimizin de yine
ilk kez 20 bin doları geçmesini bekliyoruz. Türkiye'nin 2026 yılında da yüksek
gelirli ülkeler grubu eşiğini aşmasını bekliyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında
dünyada nominal olarak 16'ncı büyük ekonomi, satın alma gücü paritesine göre ise
11'inci ekonomi konumumuzu da sürdüreceğiz. Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir
büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik
gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak
görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle ortaya koyduğu vizyonla
programımızı, 2023 yılından bu yana kararlılıkla ve bütüncül bir anlayışla
sürdürüyoruz.
-İstihdamı artıracak, atıl iş gücünü azaltacağız
Yılmaz, bu süreçte, kırılganlıkları azaltırken makroekonomik istikrarın sürdürülmesi
ve büyümenin dengeli kompozisyonunun sağlanması, enflasyondaki belirgin gerileme,
dış dengenin güçlendirilmesi, rezervlerin artırılması ve finansal dayanıklılığın
güçlendirilmesi alanlarında önemli mesafeler kaydettiklerinin altını
çizdi.
Gelecek dönemde temel hedefin, fiyat istikrarını kalıcı hale getirerek enflasyonu
tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplini güçlü bir şekilde muhafaza etmek
olduğunu belirten Yılmaz, büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde
yansıması amacıyla istihdamı artıracaklarını, atıl iş gücünü azaltacaklarını
söyledi.
Enerji başta olmak üzere kritik girdilerde arz güvenliğini güçlendirecek ve arz
şoklarının ekonomi üzerindeki etkilerini en aza indirecek politikaları sürdüreceklerini
dile getiren Yılmaz, programda öngördükleri rekabet gücünü yükselteceklerini
kaydetti.
Yılmaz, istikrarsızlığın ve belirsizliğin arttığı bir küresel ortamda, siyasi istikrar
ve öngörülebilir politikalar ile oluşturulan bu çerçevenin, fırsatların
değerlendirilmesi ve ülkenin cazibesinin artırılmasına katkı sunacağını vurguladı.
Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı ile vergi mimarisinde küresel
ölçekte çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdiklerini anımsatan Yılmaz, düzenlemelerle
uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı, rekabetçi bir transit
ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin
ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını Türkiye'ye çekmeyi
amaçladıklarını vurguladı.
- Yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz
Yılmaz, vergiye uyumu güçlendirmek ve yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye'ye
getirilerek milli ekonomiye kazandırılmasını teşvik etmek için düzenlemeler yaptıklarını
hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:
2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin, kademeli
olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2'ye, 2028 yılında yüzde 4,6'ya ve 2029
yılında yüzde 5'e ulaşmasını öngörüyoruz. Yeni Program döneminde makroekonomik
istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı
oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin
niteliğini de dönüştürüyoruz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide
üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükselmesini, hizmetlerde ise
bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana
çıkmasını sağlayacağız. Beşeri sermayemizi güçlendirirken kamu yatırımlarının
özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı hale gelmesine özen
göstereceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı
daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü biçimde dahil eden ve
toplam faktör verimliliğini kalıcı olarak artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı
hedefliyoruz.
Program döneminde her yıl ortalama toplam faktör verimliliğinin 1,1 puanlık büyüme
desteği getirmesini bekledilerini aktaran Yılmaz, Büyüme kadar öncelik verdiğimiz
bir diğer temel alan ise istihdamdır. 2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde
gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını, 2027’de yüzde 8'e, 2028'de yüzde
7,8'e ve 2029'da yüzde 7,6'ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize
yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak iş gücü piyasasına daha
fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı amaçlıyoruz.
ifadelerini kullandı.
Sürdürülebilir büyüme hedefiyle programın önceliğinin dezenflasyon sürecini kararlılıkla
sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek olduğunu belirten
Yılmaz, 2026'da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun,
2027 yılında yüzde 21'e, 2028 yılında yüzde 13,5'e ve 2029 yılında yüzde 9'a
gerileyerek Program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz.
dedi.
- Disiplinli mali duruşu sürdürmeyi öngörüyoruz
Yılmaz, bölgedeki savaşın etkisinin azalmasıyla cari işlemler açığının yeniden kademeli
olarak gerilemesini, 2027'de yüzde 1,9'a, 2028 yılında yüzde 1,8'e ve 2029
yılında yüzde 1,6'ya düşmesini öngördüklerini söyledi.
Programda, bütçe açığının kademeli bir şekilde düşürülmesini hedeflediklerini aktaran
Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
Geçtiğimiz yıl 2026 için yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığımızın milli gelire
oranının, aldığımız tedbirlerle yüzde 3,1 olarak gerçekleştirmeyi bekliyoruz.
Kalan deprem harcamaları 2027 bütçesine de yansıyacak olmasına rağmen benzer
bir yaklaşımla önümüzdeki yılda da hedeflenenden daha iyi bir bütçe açığı için
gerekli çabayı göstereceğiz. Geçen yıl 3,5 demiştik, bu yıl 3,1 olacak. Gördüğünüz
gibi bazı hedeflerde de olumlu yönde sapmalar yaşıyoruz. Gelecek yıl için
de 3,5 diyoruz ama daha iyi performans göstermek için gayretimizi ortaya koyacağız.
Afet sonrası dönemde devam eden ihtiyaçlar süratle karşılanırken, savunma, personel
giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarındaki artışa rağmen alınacak ilave
tedbirlerin etkisiyle disiplinli mali duruşu sürdürmeyi öngördüklerini belirten
Yılmaz, 2027'de yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığımızın milli gelire oranını,
program dönemi sonunda yüzde 2,8'e düşürmeyi hedefliyoruz. diye konuştu.
- Ekonomimizin ölçeğini önemli ölçüde büyüteceğiz
Yılmaz, 2023-2026 yılları arasında depremin yol açtığı kayıp ve zararın telafi edilmesi
ile afet risklerinin azaltılmasına yönelik 2026 yılı fiyatlarıyla toplam
5,4 trilyon Türk lirası (104 milyar dolar) tutarında harcama yapılmış olacağının
tahmin edildiğini söyledi.
Bu tutarın büyük ölçüde yeniden inşa edilen konut ve iş yerleri ile yenilenen kamu
altyapısı için yapılan harcamalardan oluştuğunu belirten Yılmaz, 2027 sonunda
bu rakamın 116 milyar doları aşacağının tahmin edildiğini kaydetti.
Depremle ilgili kalan ihtiyaçların karşılanması için 2027'de de kaynak ayrılacağını
dile getiren Yılmaz, Son 4 yıla bakıldığında 25-26 milyar dolar her yıl depreme
para harcamışız. Gelecek yıl bunun 10 milyar dolara düşeceği görülüyor.
dedi.
Programın kararlılıkla uygulanmasıyla, dönem sonunda daha fazla istihdam üreten,
ekonomik ölçeğini büyüten ve oluşturduğu refahı toplumun geneline daha güçlü biçimde
yansıtan bir Türkiye hedeflediklerini vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle
sürdürdü:
Bu dönemde 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulmasını ve işsizlik oranının yüzde
8'in altına gerilemesini öngörüyoruz. Üretim kapasitemizi, verimliliğimizi ve
rekabet gücümüzü artırmaya yönelik politikalarımızla ekonomimizin ölçeğini de önemli
ölçüde büyüteceğiz. Program dönemi sonunda milli gelirimizi 2,2 trilyon doların
üzerine, mal ve hizmet ihracatımızı ise 450 milyar dolara taşımayı hedefliyoruz.
- Enflasyonun tek haneli seviyelere gerilemesini öngörüyoruz
Esas hedeflerinin büyümeyi vatandaşların yaşam standartlarına yansıyan kalıcı sosyal
refah artışına dönüştürmek olduğunu belirten Yılmaz, Bu doğrultuda kişi başına
milli gelirin 25 bin dolar seviyesine ulaşmasını, artan refahın geniş toplumsal
kesimlere yansıtılmasını ve enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere gerilemesini
öngörüyoruz. dedi.
Yapay zeka destekli ve otonom üretim sistemleriyle enerji, ham madde, işgücü ve
makine kullanımında verimliliği artırırken düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği
ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştıracaklarını dile getiren Yılmaz,
bu dönüşümün gerektirdiği beşeri ve fiziki altyapıyı da eş zamanlı olarak
güçlendireceklerini söyledi.
İmalat Sanayii Güçlendirme Programını hayata geçirdiklerini anımsatan Yılmaz, bu
yılki OVP’nin en temel vurgularından birinin bu yaklaşım olacağını kaydetti.
İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar lira büyüklüğünde
ilave kredi desteği sağladıklarını aktaran Yılmaz, İhracatçımıza düşük faizli
reeskont kredisi sunarken, orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına
yönelik olarak 3 yıl için ayırdığımız 750 milyar liralık YTAK kredilerini
kullandırmaya devam edeceğiz. dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın
konuta erişiminin kolaylaştırılması için sosyal konut yatırımlarını yüzde
150 artırıyoruz. dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Hazine ve Maliye
Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı
Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
(TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı
(OVP) açıkladı.
Daha müreffeh ve kapsayıcı bir ekonomik yapının tesisinde güçlü ve etkin işleyen
bir iş gücü piyasasının taşıdığı önemin bilinciyle, istihdam politikalarını dört
temel eksen üzerine inşa ettiklerini aktaran Yılmaz, bu eksenlerden birincisinin
iş gücünün beceri uyumunun iyileştirilmesi, ikincisinin yeni nesil çalışma
biçimleri ve sektörel dönüşümlere uyumun sağlanması, üçüncüsünün işgücüne katılımda
güçlük yaşayan kesimlerin istihdamının desteklenmesi, dördüncüsünün ise atıl
işgücünün azaltılması olduğunu belirtti.
Yılmaz, geçen sene OVP'de atıl iş gücüne başlık açtıklarını ve bu kapsamda çalışmalarını
güçlendirerek devam ettirdiklerini vurguladı.
Birçok tedbir olduğunu dile getiren Yılmaz, Özellikle üçünün altını çizmek isterim.
Birincisi, üretim kültürünü ve emeğin değerini her çerçevede vurgulamamız
gerekiyor, eğitim sisteminden iletişim politikalarımıza kadar. Alın teri döken,
emek harcayan insanların gerçek kahramanlar olduğunu bizim her fırsatta ortaya
koymamız lazım. İkincisi mesleki eğitim. Mesleki eğitimi çok güçlü bir şekilde
sürdürmemiz gerekiyor insanımızı yeniden bu üretime, emek piyasalarına çekmek
için. Üçüncüsü de bakım hizmetleri. Özellikle kadınlar için çocuk bakım hizmetlerinin
çok daha güçlü bir şekilde devreye alınması atıl iş gücünün azaltmasında
önemli bir etki yapacaktır diye bekliyoruz. değerlendirmesinde bulundu.
Yılmaz, programın önceliği olan fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek ve
enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek için para, maliye ve gelirler politikalarını
güçlü bir eş güdüm içerisinde uygulamaya devam edeceklerini vurgulayarak,
bu süreçte enflasyon beklentilerinin hedefleriyle uyumlu biçimde çıpalanmasının
özel önem taşıdığını ifade etti.
Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ile tarımsal ürünlerin alım fiyatlarında Program
hedefleriyle uyumu gözeteceklerini belirten Yılmaz, Vatandaşlarımızın günlük
hayatında en doğrudan hissettiği alanlardan biri olan gıda fiyatlarında ise
arz yönlü politikaları daha güçlü biçimde devreye alacağız. Tarımsal üretimde
verimliliği artırarak üretim planlamasını güçlendirerek ve maliyet baskılarını
azaltacak yapısal adımları hızlandırarak gıda fiyatlarındaki oynaklığı sınırlamayı
hedefliyoruz. Böylece kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimi kolaylaştırırken
özellikle düşük gelirli vatandaşlarımızın bütçesindeki yükün hafiflemesini
sağlayacağız. diye konuştu.
Program döneminde makroihtiyati politika araçlarını para politikası duruşunu destekleyecek
şekilde etkin olarak kullanmayı sürdüreceklerini aktaran Yılmaz, yatırım
ve ihracata yönelik faaliyetlerde finansmana erişim koşullarının iyileşmesini
destekleyeceklerini bildirdi.
- Program döneminde sermaye piyasalarımızı daha etkin bir yapıya kavuşturacağız
Yılmaz, aynı zamanda yurt içi tasarruflarını artırarak finansal sistemin kaynak
tabanını güçlendirmeyi hedeflediklerini, finansal okuryazarlığı yaygınlaştıracak,
uzun vadeli tasarrufları teşvik edecek mekanizmaları destekleyeceklerini söyledi.
Finansal istikrarın güçlendirilmesinde bankacılık sektörüne ilişkin düzenlemelerde
uluslararası normlarla uyumu gözetirken banka dışı finansal kuruluşlara yönelik
düzenleyici çerçeveyi geliştireceklerini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:
Dijital Türk lirasının kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımızı
devam ettirirken ödeme sistemlerinin ve finansal teknoloji ekosisteminin
güvenli ve yenilikçi şekilde gelişmesini destekleyeceğiz. Program döneminde
sermaye piyasalarımızı da daha derin ve etkin bir yapıya kavuşturacağız. Düzenleyici
çerçeveyi piyasa işleyişini güçlendirecek şekilde gözden geçirecek, Türk
lirası tasarruf ve yatırım araçlarını çeşitlendirecek ve şirketlerimizin sermaye
piyasalarının sunduğu finansman imkanlarından daha fazla yararlanmasını sağlayacağız.
Yılmaz, dış ticarette önceliklerinin rekabet gücünü daha da artırmak, ihracatı nitelik
açısından daha güçlü bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.
Bu doğrultuda ihracatta yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin
payını artıracaklarını aktaran Yılmaz, düşük ve orta teknolojili sektörlerin
dönüşümünü desteklerken firmaların yeşil ve dijital dönüşüme uyumunu hızlandıracaklarını,
küresel değer zincirlerindeki konumlarını güçlendireceklerini vurguladı.
- Türkiye'yi küresel ekonominin merkezinde yer alan üretim üssü haline getirmeyi
hedeflemekteyiz
Yılmaz, Türk malı ve hizmetlerinin uluslararası pazarlardaki bilinirliğini ve marka
değerini yükseltecek ihracattaki artışı daha yüksek katma değere ulaştıracak
politikaları destekleyeceklerini bildirdi.
Mevcut ticaret anlaşmalarının etkinliğini artıracak, yeni pazarlara yönelik ilişkilerini
geliştirecek ve ticaret diplomasisi araçlarını daha hedef odaklı kullanacaklarına
işaret eden Yılmaz, AB ile ilişkilerimizin derinleştirilmesinin yanı
sıra Uzak Ülkeler Stratejisi, özellikle Afrika coğrafyasına yönelik stratejik
açılım, Orta Asya ve Türk dünyasıyla ürün ve pazar çeşitliliğini artıracağız.
Kritik girdi, ürün ve teknolojilerde yerli üretim kapasitemizi geliştirerek tedarik
kaynaklarımızı ve stratejik ticaret koridorlarımızı çeşitlendireceğiz. değerlendirmesinde
bulundu.
Yılmaz, lojistik ve dağıtım altyapısını güçlendirirken stratejik bağlantısallık
projeleriyle Türkiye'nin bölgesel ve küresel ticaret ağlarındaki konumunu tahkim
edeceklerini belirterek, Kalkınma Yolu, Zengezur Koridoru, Orta Koridor, Hicaz
Demiryolu ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinde demiryolu bağlantısı gibi stratejik
hatlara yoğunlaşacağız. Buradaki amacımız Türkiye'nin o eski köprü imajının
yerine cazibe merkezi, yolların kesiştiği bir üretim ve lojistik merkezi
olan ülke konumu pekiştirmek olacaktır. dedi.
- Verimliliğimizi yükselten ve ihracat kapasitemizi geliştiren yatırımlara öncelik
vereceğiz
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, program döneminde öngörülebilir, şeffaf, rekabetçi
ve yatırımcı dostu bir iş ve yatırım ortamının güçlendirilmesini önceliklendirdiklerini,
bürokratik süreçleri sadeleştireceklerini ve özellikle dijital imkanları
bu noktada daha fazla devreye alarak bu süreçleri etkinleştireceklerini,
doğrudan yatırımları sadece miktar olarak değil nitelik olarak da yükseltici
politikalar izleyeceklerini kaydetti.
Güçlü Merkez Türkiye yaklaşımlarıyla İstanbul'u ve özellikle İstanbul Finans Merkezini
daha güçlü bir pozisyona taşıyacaklarının altını çizen Yılmaz, Tüm bu politikaları
izlerken de özel kesimle ve paydaşlarımızla, meslek kuruluşlarıyla
çok yakın istişare içerisinde olacağız. Bu süreçte üçer aylık periyotlarla olabilir,
özel sektörle, paydaşlarımızla bir araya gelip politikalarımızı ve gelişmelerimizi
birlikte değerlendirmeyi de planlıyoruz. diye konuştu.
- Stratejik alanlarda Ar-Ge ve yerli üretim kapasitemizi geliştireceğiz
Cumhurbaşkanı Yard