Ekonomi

TGSD/Narbay Türk ihracatçısı yarışa her sabah 10 puan geriden başlıyor

2022-2026 Haziran döneminde 364 bin kişilik istihdamın ve 10 bin 497 işletmenin
kaybedildiği hazır giyim ve tekstil sektörlerinde yaşanan bu daralmanın Türk sanayisi
için bir uyarı olarak ele alınması gerektiğini belirten Türkiye Giyim Sanayicileri
Derneği (TGSD) Müşterek Başkanı Toygar Narbay, Türk ihracatçısının küresel
rekabetteki yarışa her sabah 10 puan geriden başladığına dikkat çekti.
Mevcut modelin sanayisizleşmeye yol açtığını ifade eden Narbay, üretim, istihdam,
teknoloji, finansman ve marka politikasını tek çatı altında toplayacak yeni
ve bütünleşik bir sanayi politikasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Narbay ayrıca
bu politikaya yönelik üç aşamalı yol haritası önerilerini de paylaştı.

Yarım asırlık birikimiyle hazır giyim sektörünün gelişimine katkı sunan Türkiye
Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), sektördeki gelişmeleri ve Türk sanayisinin geleceğine
yönelik politika önerilerini düzenlediği basın toplantısında paylaştı.
TGSD Müşterek Başkanları Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren'in katılımıyla gerçekleştirilen
toplantıda, Cumhurbaşkanlığı, ilgili bakanlıklar, milletvekilleri
ve siyasi parti temsilcilerine de sunulan Uzgörü 2050 ve Stratejik Yol Haritası
ile sektörel analizlerde ortaya konulan bulgular ele alındı.

Bizim %13,6 rakiplerimizin %3,6 FAVÖK üretmesi gerekiyor
Jeopolitik ve ekonomik gelişmelerin Türk sanayicisini küresel rekabette dezavantajlı
konuma taşıdığını belirten Narbay, Bugün Türkiye'de bir sanayicinin yalnızca
sermayesini koruyabilmesi için %13,6 FAVÖK üretmesi gerekiyor. Düşük enflasyon
ve faiz ortamında faaliyet gösteren küresel rakiplerimizde ise bu eşik %3,6
seviyesinde. Aradaki 10 puanlık fark nedeniyle Türk ihracatçısı her sabah yarışa
geriden başlıyor. Bu durum yalnızca hazır giyim ve tekstili kapsamayıp tüm ihracatçılarımız
için geçerli dedi.

Hazır giyim ve tekstildeki kırılma sanayinin geleceğindeki risklere işaret ediyor
Hazır giyim ve tekstilin sanayideki yapısal sorunları erken ve güçlü biçimde yansıtan
sektörler arasında yer aldığını söyleyen Narbay, 2022 yılında ihracatta
ulaştığımız zirvenin ardından 2026 Haziran'a kadar geçen dönemde hazır giyim ve
tekstilde 364 bin kişilik istihdamı ve 10 bin 497 işletmeyi kaybettik. Büyük işletmeler
küçülürken üretim ölçeğimiz, yetişmiş insan kaynağımız ve tedarik zincirimiz
de zayıfladı. Hazır giyim ve tekstilde yaşanan bu kırılma, önümüzdeki dönemde
diğer sanayi kollarının da karşısına çıkabilecek ölçek, verimlilik ve insan
kaynağı risklerine işaret ediyor. Dolayısıyla bu tablo, sanayisizleşme riskine
karşı ciddi bir uyarı olarak değerlendirilmeli. Üretim, ihracat, istihdam,
finansman, teknoloji ve marka politikalarını aynı hedefte buluşturan yeni ve bütünleşik
bir sanayi politikasına ihtiyacımız var değerlendirmesinde bulundu.

138 maddelik çerçeveyi sunduk, şimdi ıslıklı ok gerekiyor
Yeni sanayi politikasının destek miktarından çok kaynakların ürettiği sonuçlara
odaklanması gerektiğini vurgulayan Narbay, Bugün tekstil ve hazır giyime yönelik
desteklerin her biri belirli bir ihtiyaca karşılık veriyor ancak kaynaklar farklı
kurumlarda ve farklı önceliklerle kullanılıyor. TGSD olarak yürürlükteki
tüm bu devlet yardımlarını tek tek inceledik. 86 teşvik kaleminden iki maddeyi
eleyerek kalan 84 maddeyi sektörün ihtiyaçlarına göre yeniden tasarladık ve bunlara
mevcut yapıda hiç karşılığı olmayan 54 yeni politika aracı daha ekledik. Böylece
toplam 138 maddeden oluşan tek bir sektörel çerçeve hazırlayarak Cumhurbaşkanlığı
Strateji ve Bütçe Başkanlığı Devlet Yardımları Genel Müdürlüğü'ne sunduk.
Talebimiz, bu çerçevenin tek merkezden yönetildiği ve bir bütün olarak uygulandığı
bir yapının kurulması. Çünkü ölçülebilir, izlenebilir ve performansa dayalı
bir yapıyla kamu kaynaklarının üretimde yarattığı etkiyi büyütebiliriz. Aslında
oklarımız var, şimdi hepsini aynı hedefe yöneltecek bir 'ıslıklı ok'* gerekiyor
diye konuştu.

Yeni OVP'deki rakamlar sanayisizleşmeyi doğruluyor
Sanayisizleşme uyarısının yalnızca sektörün değerlendirmesi olmadığını, 6 Eylül'de
yayımlanan Orta Vadeli Program'daki (2027-2029) rakamlarda da görüldüğünü belirten
Narbay, şunları söyledi, Mal ihracatımızın milli gelire oranı yeni OVP
içinde yer alan tabloda 2025'te %17,1 iken 2029'da %14,2'ye geriliyor. Yani ekonomi
büyürken mal ihracatının payı küçülüyor. Dahası bir önceki programda 2028
için %16,4'lük bir oran öngörülmüştü, yeni programda aynı yılın öngörüsü %14,5'e
inmiş durumda. Bir yıl içinde beklentinin 1,9 puan geri çekilmesi, bizim işaret
ettiğimiz eğilimin resmi projeksiyonlara da yansıdığını gösteriyor.

Hazır giyim ve tekstil 'stratejik sektörler' arasında yer almalı
Programda hazır giyim ve tekstilin sektör adı verilerek anılmasını ve KOBİ destekleriyle
istihdamı korumaya yönelik enstrümanlara konu edilmesini değerli bulduklarını
vurgulayan Narbay, Öte yandan programda sektörümüz 'emek yoğun sektörler'
başlığı altında yer alırken stratejik sektörler savunma, sağlık, yarı iletkenler
ve yapay zekâ gibi alanlarla tanımlanmış durumda. Oysa hazır giyim, kilogram
başına 16,2 dolarlık birim değeriyle Türkiye'nin üçüncü en yüksek birim değerli
ihracat kalemi, tekstil ile birlikte verdiği 14 milyar dolarlık dış ticaret
fazlasıyla da cari açığın kapatılmasına en büyük katkıyı sağlayan imalat sektörüdür.
Bunun yanı sıra teknik tekstil, akıllı tekstil ve kompozit malzemeler,
programın stratejik saydığı savunma ve ileri malzeme alanlarının doğrudan girdisidir.
Bu nedenlerle hazır giyim ve tekstilin, OVP'de 'emek yoğun sektörler' tanımının
yanı sıra 'stratejik sektörler' arasına alınmasını talep ediyoruz.

Yanlış oyunda 18'inci, doğru oyunda 1'inciyiz
Türkiye'nin izlemesi gereken rekabet modelini TGSD'nin 23 üretici ülkeyi karşılaştırdığı
Küresel Rekabetçilik Matriksi üzerinden değerlendiren Narbay, maliyet
yarışı ile değer odaklı rekabet arasındaki farkı şu sözlerle anlattı, Türkiye,
işçilik ve maliyet ağırlıklı sıralamada 18'inci sırada yer alırken lojistik erişim,
iş gücü yetkinliği, verimlilik, dikey entegrasyon, altyapı ve üretim kabiliyetinin
esas alındığı Değer ve Erişim Endeksi'nde ilk sıraya yükseliyor. Yani
yanlış oyunda 18'inci, doğru oyunda 1'inciyiz.

Taleplerimiz kısmen karşılık buluyor
TGSD'nin yaklaşık 1,5 yıl önce gündeme taşıdığı iki önerinin bu yıl karşılık bulduğunu
aktaran Narbay, büyük işletmelerin çalışan başına 3 bin 500 TL'lik istihdam
desteği kapsamına alındığını, bu desteğin 2027-2028 yıllarında da sürdürülmesine
yönelik düzenlemenin Meclis'e sunulduğunu, kur dönüşüm desteğinde ise Ekim
ayından itibaren katma değer ve net ihracat esaslı sisteme geçileceğini hatırlattı.
Atılan adımlar dolayısıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ve ilgili
bakanlarımıza teşekkür ederiz diyen Narbay, sektörün diğer beklentilerini
ise şöyle sıraladı, Net ihracata verilen kur dönüşüm desteğinin %10'a çıkarılarak
üç yıl uygulanmasını, istihdam desteğinin bölgesel gelişmişlik düzeyine göre
3 bin 500 TL'den başlayıp altıncı bölgede 6 bin TL'ye ulaşacak şekilde kademelendirilmesini
öneriyoruz. Reeskont faizlerinin politika faizinin %50'sine sabitlenmesi,
faiz tahsilatının vade sonunda yapılması, teminat yapısının Kredi Garanti
Fonu ile güçlendirilmesi, Eximbank kredi/ihracat oranının 2018'deki %16,5
seviyesine çıkarılması da finansman tarafındaki beklentilerimiz arasında yer alıyor
ve bunların bir bütün halinde uygulanmasını talep ediyoruz.

KOSGEB'in yanında BİGEB de kurulmalı
Türkiye'nin rekabet üstünlüğünün hız, pazara yakınlık, güvenilirlik, esneklik ve
iplikten hazır ürüne uzanan bütünleşik üretim yapısından kaynaklandığını vurgulayan
Narbay, küresel talebin coğrafi ve ürün bazında yeniden şekillendiğini söyleyerek,
Batı pazarında orta segment daralırken MENA, Afrika, Orta Asya ve Hindistan
gibi yeni büyüme alanları öne çıkıyor. Bu coğrafyalarda rekabet nedeniyle
sadece üretici kimliğiyle bulunmak zor, markalarımızla da var olmalıyız. Yeni
rekabet modelimizi, hacmi koruyarak ve hatta artırarak değerli ve nitelikli üretime
geçme hedefi üzerine kurmalıyız dedi.

Değer odaklı dönüşümün işletme ölçeğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu kaydeden Narbay,
Sektördeki işletmelerin yalnızca %0,6'sı 250 ve üzeri çalışana sahip olmasına
karşın son üç yıldaki istihdam kaybının yaklaşık %42'si bu işletmelerde
yaşandı. Dolayısıyla küçük işletmelerin büyümesini desteklerken büyük işletmelerin
kazandığı ölçeği de koruyacak bir sanayi politikasına ihtiyaç var. Bu amaçla
KOSGEB'in yanı sıra Büyük İşletmeleri Geliştirme Başkanlığı'nın (BİGEB) kurulmasını
öneriyoruz açıklamasında bulundu.

Çevre ülkelerde üretim havzaları kurarak ticareti büyütebiliriz
Suriye, Kuzey Irak ve Azerbaycan hattında Türk sermayesi ve yönetimiyle üretim havzaları
kurulması gerektiğini dile getiren Narbay, Bu sayede maliyet duyarlı
siparişleri alarak hem atıl makine parkını yeniden değerlendirebilir hem de içerideki
tekstil ve yan sanayi kapasitesini doldurup maliyetleri aşağıya çekebiliriz.
Yalnızca Suriye'de orta vadede 250 bin kişilik istihdam ve yıllık 5 milyar
dolarlık ihracat kapasitesi öngörüyoruz. Tasarım, Ar-Ge, teknik üretim ve marka
yönetimini Türkiye'de güçlendirirken Doğu'da kurulacak Özel Endüstri ve Ticaret
Serbest Bölgesi ile çevre ülkelerle ticareti büyütebiliriz. Bunlara ek olarak
Kamu Alımları Anlaşması (GPA) kapsamında teknik tekstil, koruyucu giyim ve kurumsal
kıyafet alanındaki kapasitemizi uluslararası arenaya taşıyabiliriz. Böylece
toplamda yaklaşık 1,7 trilyon dolar olan bu pazarın 50 ila 100 milyar dolarlık
kısmını oluşturan hazır giyim ve tekstildeki kamu alımı pazarına erişim sağlayabiliriz
ifadelerini kullandı.

Sanayinin 15 yıllık insan kaynağı bugünden hazırlanmalı
Ölçek kaybının insan kaynağı sorunuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten
Narbay, çalışma çağında 66,4 milyon kişi bulunmasına karşın iş gücüne katılan
nüfusun 32,6 milyon seviyesinde olduğunu ancak bu sayının 50 milyon olması
gerektiğini söyleyerek, Nüfus artışı yavaşlarken gençlerin önemli bir bölümü
sanayiyi tercih etmiyor. Bunun yanında yapay zekâ önümüzdeki 10-15 yılda hizmetler
ve ofis işlerinde büyük bir dönüşüm yaratacak. Bu alanlarda işi değişen çalışanların
üretime geçebilmesi için teknik eğitim, saha deneyimi ve üretim kültürü
gerekiyor. Önümüzdeki 15 yılın üretim kadrolarını bugünden hazırlamalıyız
diye konuştu.

Öngörü yapmanın bu kadar zor olduğu başka bir dönem olmadı
Narbay toplantıda sektörün mevcut durumunu da değerlendirdi. Hazır giyim sektörünün
2025'i ihracat ve pazar payı kaybıyla tamamladığını hatırlatan Narbay, geçtiğimiz
yıl 2026 için öngördükleri stabilizasyonun rakamlara yansıdığını belirterek,
Ana pazarlarımızın ithalatında %10'a varan daralma yaşanırken hazır giyim
ihracatındaki kaybın ilk yarıda %1,6 ile sınırlı kalması, son üç yılın en güçlü
ilk yarı performansına işaret etmişti. Temmuz'da %0,2 artışla toparlanan ihracatımız
Ağustos'ta %6,9 geriledi. Ancak tek aya bakıp karar vermemek gerekiyor.
Sekiz aylık kaybımız %2,2 ve toplam hazır giyim ihracatımız da 10,97 milyar dolar
oldu. Ocak-Ağustos dönemi son dört yılın en iyi sekiz ayı. Aynı dönemde AB'nin
hazır giyim ithalatı %9,5, ABD'nin ithalatı %8,2 gerilerken bizim bu kaybı
%2,2 seviyesinde tutabilmemiz, pazar çeşitlendirmesinin işe yaradığını gösteriyor.
İhracatımızın üçte ikisini oluşturan AB ve Birleşik Krallık'taki kayıpları
Orta Doğu, Kuzey Amerika, BDT ve Rusya'da yakaladığımız artışla büyük ölçüde telafi
ettik. Tekstilde tablo daha da olumlu. Aynı dönemde %1,1 artışla 6,32 milyar
dolara ulaştık, Kuzey Amerika'ya tekstil ihracatımız %19,5 arttı. Ancak tüm
bunlar rekabet gücümüzdeki yapısal sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Yaptığımız
çalışmaya göre 2020-2026 arasında asgari ücret 11,2 kat, TÜFE yaklaşık 9
kat, kur ise 6,5 kat arttı. Yüksek faiz ve baskılanan kur, enflasyonu düşürmediği
gibi hem alım gücünü azaltıyor hem de sanayicinin rekabet gücünü eritiyor.
Konkordato başvuruları yılın ilk sekiz ayında %28 geriledi ancak mühlet alan şirketlerin
ölçeği büyüyor. Yani kayıplar yavaşlasa da destekler bütünsel olarak
uygulanmadığı için kalıcı toparlanma henüz sağlanamadı. Yıl sonu için 16-16,5 milyar
dolar aralığındaki hedefimizi koruyoruz. 2027'nin seyrini ise başta Körfez
olmak üzere jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları, faiz koşulları ile AB ve
ABD pazarlarındaki talep belirleyecek. Öngörü yapmanın bu kadar zor olduğu başka
bir dönem olmadı. Dolayısıyla 2027 için net bir tablo çizmek henüz erken ifadelerini
kullandı.

19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı'nda 'Made in Türkiye' vurgusu yapılacak
TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren ise 13-14 Ekim'de 'Yeniden Tanımlanan Değer:
Made in Türkiye' temasıyla düzenlenecek 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı
hakkında bilgi verdi. Konferansta, Türk hazır giyim sektörünün rekabet gücü, değişen
küresel ticaret düzeni, yeni pazarlar, sürdürülebilirlik ve yeşil mutabakat,
yapay zekâ ve dijitalleşme, yeni nesil malzemeler ve üretim teknolojileri ile
küresel tedarik zincirindeki lojistik avantajların mercek altına alınacağını
anlatan Özüren, McKinsey'den Gemma D'Aura, Copenhagen Fashion Week Kurucusu ve
CEO'su Eva Kruse, AB Parlamentosu Eski Üyesi ve Başkan Yardımcısı Heidi Hautala,
Türkiye'nin ABD Pazarındaki Yeri, Fırsatları ve Gerçeklerini anlatmak üzere
McKinsey Kreatif ve Pazarlama Direktörü Paul Bennett, Konsept Kostüm İllüstratörü
ve Tasarımcısı Meleesa Lorrett ve TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç
gibi sektör ve iş dünyasının önde gelen isimlerinin yanı sıra Türkiye'nin farklı
sektörlerdeki marka ve kültür gücünü temsil eden isimler konferansta bir araya
gelecek dedi.

Özüren şunları söyledi: TGSD'nin 50 yıllık üretim ve ihracat deneyiminin yeni dönemin
koşullarıyla buluşacağı konferansın ana mesajı, 'Made in Türkiye'nin anlamını
üretimin ötesine taşıyarak inovasyon, sürdürülebilirlik, teknoloji, tasarım,
lojistik ve marka gücünün yanında Türkiye'nin sahip olduğu kültürel ve yaratıcı
değerlerle birlikte yeniden tanımlamak olacak. Konferansın bu bölümünde, Türkiye'nin
yeniden tanımlanan marka değerini farklı disiplinlerin gözünden ele
alan özel bir buluşma gerçekleştirilecek. Türkiye'nin önde gelen pazarlama, iletişim
ve dijital dönüşüm uzmanlarından Levent Erden'in moderatörlüğünde, turizmden
gastronomiye, sinemadan modaya uzanan farklı sektörlerin temsilcileri bir araya
gelerek, 'Made in Türkiye'nin yeni anlamının nasıl birlikte inşa edilebileceğini
tartışacak. Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği Başkanı Oya Narin, oyuncu,
yapımcı ve marka elçisi Kerem Bürsin, Gault&Millau Türkiye CEO'su Gökmen Sözen
gibi farklı alanların önde gelen isimlerinin katılımıyla gerçekleşecek bu bölümde,
Türkiye'den doğan üretim, yaratıcılık, kültür ve yaşam biçiminin ortak
bir değer anlatısına nasıl dönüşebileceği, farklı sektörlerin birbirini nasıl besleyebileceği
ve Made in Türkiye kavramının küresel ölçekte nasıl daha güçlü,
özgün ve bütüncül bir marka değerine dönüştürülebileceği birlikte ele alınacak.
Ulusal ve uluslararası moda dünyasındaki uzun yıllara dayanan deneyimiyle Ece
Sükan ve moda tasarımcısı Arzu Kaprol ise tasarım, inovasyon ve yaratıcı vizyonun
Türkiye'nin güçlü üretim altyapısıyla nasıl buluşturulabileceğini ortaya koyacak.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -