Ekonomi

TZOB/Bayraktar Gıdanın israf edilmesiyle sadece ürün değil, çiftçilerimizin emeği de israf oluyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 30 Mart Uluslararası
Sıfır Atık Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararıyla ilan edilen ve bu yıl dördüncüsü
kutlanan 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık gününün bu seneki temasının Gıda İsrafı
olduğu vurgusu yapan Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü,
Uluslararası Sıfır Atık Gününde sadece çevreyi koruma konusunu değil, aynı zamanda
üretimi, emeği ve gıdanın değerini birlikte düşünmemiz gereken bir günün içindeyiz.
Çünkü sıfır atık yaklaşımı, doğrudan doğruya gıda ile yani hayatın en
temel unsuru ile ilişkilidir.

Gıda, çoğu zaman sofraya geldiğinde sıradan bir tüketim ürünü olarak görülmektedir.
Oysa her bir ürünün arkasında uzun ve zahmetli bir üretim süreci bulunmaktadır.
Toprağın hazırlanmasından hasada kadar geçen süreçte çiftçilerimiz, iklim
koşullarıyla, maliyetlerle ve çeşitli risklerle mücadele ederek üretim yapmaktadır.
Bu nedenle gıdanın israf edilmesi, yalnızca bir ürünün kaybı değil, emeğin,
doğal kaynakların ve üretim sürecinin tamamının karşılıksız kalması anlamına
gelmektedir.

Bugün dünya genelinde üretilen gıdanın yaklaşık yüzde 30-35'inin israf edildiği,
bu miktarın yıllık yaklaşık 1,3 milyar tona ulaştığı bilinmektedir. Bu tablo,
yalnızca ekonomik açıdan değil, kaynak yönetimi açısından da ciddi bir sorun ortaya
koymaktadır. Çünkü israf edilen her ürün, aynı zamanda boşa harcanan suyu,
toprağı ve enerjiyi de temsil etmektedir. Küresel ölçekte gıda israfının yıllık
ekonomik karşılığının yaklaşık 1 trilyon dolar düzeyinde olduğu değerlendirilmektedir.
Bu kaybın ise çevresel ve sosyal maliyetlerle birlikte 2,6 trilyon dolara
ulaştığı hesaplanmaktadır.

Türkiye özelinde bakıldığında, yıllık gıda israfının 18-20 milyon ton civarında
olduğu değerlendirilmektedir. Bu israfın içinde özellikle ekmekte günlük yaklaşık
4,9 milyon adet kayıp yaşanmakta, sebze ve meyvede ise yıllık 50 milyon tonu
aşan üretimin yaklaşık 10-13 milyon tonu çeşitli aşamalarda israf edilmektedir.
Bu durum, üretim kapasitesi ile tüketim alışkanlıkları arasındaki dengenin henüz
sağlıklı kurulamadığını göstermektedir.

Gıda israfı çoğu zaman bilinçli bir tercih olarak değil, alışkanlıkların bir sonucu
olarak ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalara göre, hane halkı düzeyinde israfın
önemli bir kısmı, ihtiyaçtan fazla alışveriş yapılması, uygun saklama koşullarının
sağlanamaması ve artan gıdaların değerlendirilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Oysa bu durum, bireysel düzeyde alınabilecek basit ama etkili tedbirlerle
önemli ölçüde azaltılabilecek bir sorundur.

Sıfır atık yaklaşımı bu noktada yalnızca bir çevre politikası olarak değil, aynı
zamanda bir yaşam disiplini olarak ele alınmalıdır. Asıl hedef, atığın ortaya
çıktıktan sonra yönetilmesi değil, en baştan oluşmasının engellenmesidir. Bu çerçevede,
ihtiyaç kadar tüketmek, planlı hareket etmek ve gıdayı bir değer olarak
görmek temel bir yaklaşım haline getirilmelidir.

Öte yandan, içinde bulunduğumuz dönemde tarımsal üretim her zamankinden daha hassas
bir denge üzerinde yürütülmektedir. Tarım sektörü küresel ölçekte mevcut tatlı
su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70'ini kullanmakta, buna karşın iklim değişikliği,
kuraklık ve maliyet artışları üretim üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır.
Böyle bir ortamda üretilen gıdanın israf edilmesi, yalnızca bugünü değil, geleceği
de ilgilendiren bir risk oluşturmaktadır. Bu nedenle gıdanın korunması
meselesi, yalnızca üreticinin sorumluluğu olarak değil, toplumun tamamının ortak
sorumluluğu olarak değerlendirilmelidir. Tüketim alışkanlıklarının gözden geçirilmesi,
ihtiyaç odaklı davranılması ve gıdanın değerinin fark edilmesi bu sürecin
en önemli unsurlarıdır. Her bireyin bu konuda göstereceği hassasiyet, toplamda
büyük bir etki yaratacaktır.

Unutulmamalıdır ki, gıdaya gösterilen özen, doğrudan üretime verilen değerin bir
göstergesidir. Gıdayı korumak, üreticiyi korumaktır. Üreticiyi korumak ise, ülkenin
geleceğini güvence altına almaktır. Bu nedenle sıfır atık anlayışının, günlük
hayatın doğal bir parçası haline getirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, sıfır atık yaklaşımı, çevresel, ekonomik ve toplumsal boyutları olan
bütüncül bir sorumluluk alanını ifade etmektedir. Gıdanın korunması bu yaklaşımın
merkezinde yer almaktadır. Bu bilinçle hareket edildiğinde, hem kaynakların
daha verimli kullanılması sağlanacak hem de daha sürdürülebilir bir üretim ve
tüketim dengesi kurulabilecektir.

Bu vesileyle Sıfır Atık Günü'nün farkındalığın artmasına katkı sağlamasını temenni
ediyor, herkesi gıdaya ve emeğe daha güçlü bir sahiplenme duygusuyla yaklaşmaya
davet ediyorum. Çünkü unutulmamalıdır ki, gıdayı israf eden bir toplum, aslında
kendi geleceğini tüketmektedir.


-iDeal Haber Merkezi-
- twitter.com/iDealDataHaber // www.idealdata.com.tr -